Milgram deneyi bağlamında otorite ve itaatin sınırı
The limit of authority and obedience in the context of the milgram experiment
- Tez No: 981236
- Danışmanlar: DR. EBRU PEHLİVAN SARI
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Psikoloji, Felsefe, Sosyoloji, Psychology, Philosophy, Sociology
- Anahtar Kelimeler: Otorite, Sınır, Vicdan, İtaat, Authority, Boundary, Conscience, Deference
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Haliç Üniversitesi
- Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Psikoloji Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Psikoloji Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Mevcut çalışma, otorite ve itaat ilişkisini Milgram Deneyi ekseninde ele alarak, bireyin vicdan, empati ve düşünme kapasitesiyle kurduğu etik bağlamı, otorite ve itaatin sınırları bağlamında ele almaktadır. Deneyin tarihsel arka planı, İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan insanlık dışı suçların küçük ölçekli bir simülasyonu olarak değerlendirilmiş; bireyin otorite karşısındaki konumunun, yalnızlık, güçsüzlük ve aidiyet ihtiyacıyla şekillendiği ortaya konmuştur. Otorite kavramı, 18. yüzyıl ve sonrasında sermaye merkezli dönüşümler ışığında güncel halini almış, psikanalitik perspektifte baba imagosu çerçevesinde incelenmiştir. Baba imgesindeki dönüşüme paralel olarak seküler modern dünyanın koşulsuz itaatin yeni biçimlerini ortaya çıkardığı ileri sürülmüştür. Vicdanın körelmesi, bireyin ahlaki karar alma süreçlerinde bilişsel çelişkiler ve ideolojik manipülasyonlarla karşı karşıya kalması sonucu ortaya çıkmakta; bu durum hem bireysel hem de toplumsal düzeyde sorumluluk bilincinin zayıflamasına yol açmaktadır. Eichmann örneği ekseninde tartışılan bürokratik itaat, Weber'in“Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu”başlıklı tezi çerçevesinde yeniden yorumlanmış; ahlaki uzaklaşma ve çiftdüşün (doublethink) gibi kavramlarla vicdanın işlevsizleşme sürecine yönelik yorumlara yer verilmiştir. Kapitalist düzen, ahlaki normlarından biri olan çalışmayı yüceltirken, körü körüne itaat ederek çalışmayı dayatmakta, eylemlerin ve alınan kararların ahlaki niteliği sorgulanamaz hale getirmektedir. Bireyin kendini ahlaken üstün görme eğiliminin, aşağılık duygusuyla başa çıkma stratejisi olarak işlemekte; ancak bu tutumlar, empati ve eleştirel sorgulama mekanizmalarının zayıflamasına yol açarak kötülüğün ortaya çıkışında düşünme yoksunluğuna olanak tanımaktadır. Bu bağlamda düşünme yoksunluğu kolektif bir boyut kazanarak toplumun McDonaldlaşması olarak tanımlanan yapısal dönüşüme zemin hazırlamaktadır. Vicdanın pedagojik formda güçlendirilmesi hem bireysel hem de kamusal düzeyde etik bir dönüşümün mümkün kılınması açısından kritik bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda, demokratik birey olma ideali, kalitatif değerlere yönelme ve öteki bilincinin inşası, insanlık dışı suçların önlenmesinde caydırıcı bir etik zemin olarak önerilmektedir.
Özet (Çeviri)
The present study examines the relationship between authority and obedience within the framework of the Milgram Experiment, analysing the ethical context established by the individual's conscience, empathy, and capacity for thought within the boundaries of authority and obedience. The historical background of the experiment has been evaluated as a small-scale simulation of the inhumane crimes committed after the Second World War; it has been revealed that the individual's position in relation to authority is shaped by loneliness, powerlessness, and the need for belonging. The concept of authority took its current form in light of capital-centred transformations in the 18th century and beyond, and has been examined within the framework of the father image from a psychoanalytic perspective. It has been argued that, parallel to the transformation of the father image, the secular modern world has given rise to new forms of unconditional obedience. The dulling of conscience arises as a result of individuals facing cognitive dissonance and ideological manipulation in their moral decision-making processes; this situation leads to a weakening of the sense of responsibility at both the individual and societal levels. Bureaucratic obedience, discussed in the context of the Eichmann example, has been reinterpreted within the framework of Weber's thesis entitled 'The Protestant Ethic and the Spirit of Capitalism'; interpretations of the process of conscience dysfunction have been provided using concepts such as moral alienation and doublethink. The capitalist system, while glorifying work as one of its moral norms, imposes blind obedience to work, rendering the moral quality of actions and decisions unquestionable. The tendency for individuals to view themselves as morally superior functions as a strategy for coping with feelings of inferiority; however, these attitudes weaken empathy and critical questioning mechanisms, thereby enabling the emergence of evil through a lack of thought. In this context, the lack of thought takes on a collective dimension, paving the way for the structural transformation defined as the McDonaldisation of society. Strengthening conscience in a pedagogical form plays a critical role in enabling ethical transformation at both the individual and public levels. In this context, the ideal of becoming a democratic individual, turning towards qualitative values, and constructing an awareness of the other are proposed as a deterrent ethical ground for preventing inhuman crimes.
Benzer Tezler
- Uzun süreli oral metiltestosteron kullanımının sıçan karaciğeri üzerine etkileri (deneysel çalışma)
Başlık çevirisi yok
MEHMET MURAT BECER
- Piruvatkinazın plasentadan kısmi saflaştırılması ve kinetik özellikleri
Başlık çevirisi yok
ŞEBNEM KÖSEBALABAN
- Glukoz-6-fosfat dehidrogenaz enziminin insan plasentasından saflaştırılması ve bazı özelliklerinin tanımlanması
Başlık çevirisi yok
YASEMİN AKSOY