Geri Dön

Orak hücreli anemi hastalarının kanama ve tromboz sıklıkları ile klinik özelliklerinin ve tedavi yöntemlerinin incelenmesi

Investigation of the frequency of bleeding and thrombosis, clinical characteristics, and treatment methods in patients with sickle cell anemia

  1. Tez No: 981967
  2. Yazar: EDA TOSUN
  3. Danışmanlar: PROF. DR. ÜMİT YAVUZ MALKAN
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: İç Hastalıkları, Internal diseases
  6. Anahtar Kelimeler: Anemi-orak hücreli, Anemia-sickle cell
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Hacettepe Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Orak hücreli anemi (OHA), β-globin zincirinin altıncı pozisyonunda glutamat yerine valinin yerleşmesiyle ortaya çıkan kalıtsal bir hemoglobinopati olup, vazookluziv krizlerle karakterizedir. Patofizyolojisinde hemoliz, endotelyal disfonksiyon, hiperkoagülabilite, inflamasyon ve genetik yatkınlık mevcuttur. OHA'da kanama ve trombozun gerçek yaşam verileri, özellikle de klinik seyir, tedavi yanıtı ve laboratuvar parametreleri ile ilişkisi konusunda bilgiler sınırlıdır. Hacettepe Üniversitesi Hematoloji Kliniği'ne başvuran OHA tanılı ve taşıyıcılarında; kanama ve tromboz sıklıkları ile yönetim yaklaşımlarını, tromboz risk faktörleri ile hemoglobin S (HbS) düzeyleri ve hidroksiüre kullanımı arasındaki ilişkiyi, kanama ve tromboz risklerinin laboratuvar parametreleri ile ilişkisini; kanama yükünü ve dağılımını yerleri; tanılı ve taşıyıcı grupta sosyodemografik, antropometrik, klinik seyir, tedavi ve etkileri gibi faktörleri karşılaştırılmak; hidroksiüre kullanımı ile komplikasyon ve krizlerin arasındaki ilişkiyi ortaya koymak, antitrombositer ve antikoagülanların, folat ve D vitamini desteklerinin klinik etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ek olarak aşılama ile yatış durumu ilişkisi, ağrılı krizlerde opioid kullanımı ve bağımlılık riskinin değerlendirilmesi çalışmanın kapsamı içindedir. Çalışma, retrospektif gözlemsel tasarımda yürütülmüştür. 1 Ocak 2014 – 30 Haziran 2025 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Kliniği'ne başvuran ≥18 yaş erişkin hastalar değerlendirildi. Dahil edilme/dışlanma kriterleri sonrası 46 tanılı ve 11 taşıyıcı çalışmaya alındı. Elektronik kayıtlardan demografik özellikler, komorbiditeler, tedavi rejimleri, laboratuvar parametreleri ve komplikasyonlar elde edildi. İstatistiksel analizler SPSS v22.0 ile yapıldı; parametrik ve parametrik olmayan testler, korelasyon analizleri ve regresyon modelleri kullanıldı (anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alındı). Gruplar arasında yaş (p=0,469) ve cinsiyet (p=0,906) dağılımı benzerdi; taşıyıcılarda beden kitle indeksi daha yüksek bulundu (p=0,010), tanılılarda boy uzunluğu fazlaydı (p=0,029). Osteoporoz sıklığı tanılılarda artmıştı (p=0,125). Hidroksiüre yalnızca tanılılarda kullanılmakta olup (%78,3), kriz sıklığıyla aralarında anlamlı fark izlenmedi (p=0,668). Eritrosit değişimi sonrası hemoglobin S düzeyleri belirgin olarak düştü (p<0,001), ancak kriz sıklıkları değişmedi (p=0,344). Şelatör kullanımı %22,8 olup, çoğunlukla deferasiroks tercih edilmişti (%69,2). Ferritin ile transfüzyon sıklığı ilişkili bulunmadı (p=0,455); organ demir yükü manyetik rezonans görüntüleme ile nadiren saptandı (karaciğer %17,5, kalp %1,8). Katılımcıların yarısından fazlasında akut göğüs sendromu öyküsü vardı (%57,9). Profilaktik analjezik kullanımı düşüktü (%14,0) ve opioid kullanımı ile kriz sıklığı ilişkili değildi (p=0,667). Tromboz tanılılarda daha sık olup (p=0,283), pulmoner emboli ön plandaydı (%52,7). Profilakside en sık asetilsalisilik asit (ASA) kullanıldığı görüldü (%56,3). Hemoglobin düzeyi ise tanılı grupta tromboz öyküsü olanlarda daha yüksekti (p=0,041). Gruplar arasında kanama oranları benzer ve düşüktü (p=0,884); tanılılarda en sık beyin (%75,0), taşıyıcılarda ise gastrointestinal sistem (%100,0) kanamaları izlendi. Priapizm oranları benzerdi (p=0,455). Otosplenektomi tanılılarda daha yüksek oranda izlendi (p=0,025), cerrahi splenektomi ise gruplar arasında benzerdi (p=0,620). Düşük dansiteli lipoprotein (LDL) düzeyleri tanılılarda daha düşük saptandı (p=0,006) ancak krizlerle ilişkili değildi (p=0,586). Aşılama oranları düşük bulundu ve enfeksiyon nedeniyle yatışlarla ilişkisi saptanmadı (p>0,05). Kriz kaynaklı hastane yatışları tanılılarda anlamlı olarak yüksekti (p=0,006). Laboratuvar parametrelerinde tanılılarda hemoglobin daha düşük (p<0,001) ve kreatinin daha düşüktü (p=0,021); laktat dehidrogenaz (p=0,008), aspartat aminotransferaz (p=0,004), uluslararası normalize oran (p=0,020), D-dimer (p=0,004) ve ferritin (p<0,001) daha yüksekti. HbS oranı daha yüksekti (p=0,017). Periferik yaymada tanılılarda anizositoz (%54,3), poikilositoz (%37,0), hipokromi (%38,1), polikromazi (%34,8), target hücreler (%19,6) sık raporlanırken; taşıyıcılarda normositoz daha belirgindi (%27,3; p=0,045) ve orak hücre görülmedi. OHA tanılı olgularda osteoporoz sıklığı, transfüzyon yükü, tromboembolik komplikasyonlar, otosplenektomi, düşük hemoglobin ve LDL düzeyleri ile artmış hemoliz ve koagülasyon belirteçleri ön planda iken; taşıyıcılarda beden kitle indeksi daha yüksek ve periferik yayma morfolojisi daha sık korunmuş olarak bulunmuştur. Tanılı ve taşıyıcı grupta kriz sıklığı açısından anlamlı fark bulunmadı. Hidroksiüre sadece tanılı grupta verildi. Hidroksiüre kullanımı ile kriz sıklığı arasında anlamlı fark olmaması, tanılı grupta hidroksiüre tedavisinin uygun verilmesi ve hidroksiüre tedavisinin hastalardaki kriz riskini taşıyıcı grup seviyesine indirmesiyle açıklanabilir. Gerçek yaşam verisi sunan çalışmamız sonucunda OHA'nın, doğru tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabilecek ve kriz sıklığı yönetilebilir bir hastalık olduğu saptanmıştır.

Özet (Çeviri)

Sickle cell anemia (SCA) is an inherited hemoglobinopathy caused by the substitution of valine for glutamate at the sixth position of the β-globin chain and is characterized by vaso-occlusive crises. Its pathophysiology includes hemolysis, endothelial dysfunction, hypercoagulability, inflammation, and genetic predisposition. Real-world data on bleeding and thrombosis in SCA—particularly their associations with clinical course, treatment response, and laboratory parameters—remain limited. In patients with SCA and carriers admitted to Hacettepe University Hematology Clinic, the study aimed to evaluate bleeding and thrombosis frequencies and management approaches; to investigate the relationship between thrombosis risk factors, hemoglobin S (HbS) levels, and hydroxyurea use; to examine associations between bleeding/thrombosis risk and laboratory parameters; to assess bleeding burden and distribution; and to compare sociodemographic, anthropometric, clinical course, treatment, and outcomes between diagnosed and carrier groups. Further objectives included determining the relationship between hydroxyurea use and complications/crises, and assessing the clinical effects of antiplatelets, anticoagulants, folate, and vitamin D supplementation. In addition, the relationship between vaccination status and hospitalization, as well as opioid use and addiction risk during painful crises, were within the scope of the study. The study was conducted in a retrospective observational design. Adult patients (≥18 years) who presented to Hacettepe University Faculty of Medicine Hematology Clinic between January 1, 2014 and June 30, 2025 were evaluated. After applying inclusion/exclusion criteria, 46 diagnosed patients and 11 carriers were included. Demographic features, comorbidities, treatment regimens, laboratory parameters, and complications were obtained from electronic medical records. Statistical analyses were performed using SPSS v22.0, applying parametric and non-parametric tests, correlation analyses, and regression models (significance level p<0.05). Age (p=0.469) and sex (p=0.906) distributions were similar between groups; body mass index was higher in carriers (p=0.010), while height was greater in diagnosed patients (p=0.029). Osteoporosis was more frequent in diagnosed patients (p=0.125). Hydroxyurea was used only in diagnosed patients (78.3%), with no significant difference in crisis frequency (p=0.668). Following red blood cell exchange, HbS levels significantly decreased (p<0.001), but crisis frequency did not change (p=0.344). Chelator use was 22.8%, most commonly deferasirox (69.2%). Ferritin was not associated with transfusion frequency (p=0.455); organ iron overload was rarely detected by MRI (liver 17.5%, heart 1.8%). More than half of participants had a history of acute chest syndrome (57.9%). Prophylactic analgesic use was low (14.0%), and opioid use was not associated with crisis frequency (p=0.667). Thrombosis was more frequent in diagnosed patients (p=0.283), predominantly pulmonary embolism (52.7%). Acetylsalicylic acid (ASA) was the most commonly used prophylactic agent (56.3%). In the diagnosed group, hemoglobin levels were higher among those with a history of thrombosis (p=0.041). Bleeding rates were low and similar between groups (p=0.884); the most frequent sites were the brain in diagnosed patients (75.0%) and the gastrointestinal tract in carriers (100.0%). Priapism rates were similar (p=0.455). Autosplenectomy was significantly more frequent in diagnosed patients (p=0.025), while surgical splenectomy was similar (p=0.620). Low-density lipoprotein (LDL) levels were lower in diagnosed patients (p=0.006) but not associated with crises (p=0.586). Vaccination rates were low and not associated with infection-related hospitalizations (p>0.05). Crisis-related hospitalizations were significantly higher in diagnosed patients (p=0.006). Laboratory parameters showed lower hemoglobin (p<0.001) and creatinine (p=0.021) in diagnosed patients, whereas lactate dehydrogenase (p=0.008), aspartate aminotransferase (p=0.004), international normalized ratio (p=0.020), D-dimer (p=0.004), and ferritin (p<0.001) were higher. HbS percentage was also higher (p=0.017). Peripheral smear findings in diagnosed patients frequently included anisocytosis (54.3%), poikilocytosis (37.0%), hypochromia (38.1%), polychromasia (34.8%), and target cells (19.6%), whereas normocytosis was more common in carriers (27.3%; p=0.045), and sickle cells were not observed. In patients diagnosed with SCD, osteoporosis prevalence, transfusion burden, thromboembolic complications, autosplenectomy, low hemoglobin and LDL levels, as well as increased hemolysis and coagulation markers were more prominent, whereas carriers were found to have a higher body mass index and more frequently preserved peripheral smear morphology. No significant difference was observed between the diagnosed and carrier groups in terms of crisis frequency. Hydroxyurea was administered only in the diagnosed group. The lack of a significant difference between hydroxyurea use and crisis frequency can be explained by the appropriate administration of hydroxyurea therapy in the diagnosed group, which reduced the crisis risk to the level observed in carriers. As a real-world data study, our findings indicate that SCD is a disease that can be controlled with appropriate treatment strategies, and that crisis frequency can be effectively managed.

Benzer Tezler

  1. In vitro correction of hbb v6g mutation in lymphocyte cells of patients with sickle cell anemia using genome-editing crispr / cas9 technique

    Orak hücre anemisi hastalarının lenfosit hücrelerinde HBB V6G mutasyonunun in vitro olarak genom düzenleme crıspr / cas9 tekniği kullanılarak düzeltilmesi

    HASANAIN AKRAM ZAINALBDEN ZAINALBDEN

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2018

    GenetikSelçuk Üniversitesi

    Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ NADİR KOÇAK

  2. Spontan subaraknoid kanamalarda orak hücreli anemi, talasemi ve G-6PD eksikliğinin rolü

    Başlık çevirisi yok

    M. REŞAT EREK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    1986

    NörolojiÇukurova Üniversitesi

    Nöroloji Ana Bilim Dalı

  3. Orak hücreli anemili çocuklarda kriz dışı devrede doğal koagülasyon inhibitörleri (Protein C, Protein S, Antitrombin 3)

    Başlık çevirisi yok

    AYSUN KARABAY

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    1996

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıÇukurova Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. YURDANUR KILINÇ

  4. Orak hücre sendromları ve kan basıncı

    Başlık çevirisi yok

    MÜNİF ÖNAL

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    1985

    HematolojiÇukurova Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

  5. Subaraknoid kanama ile platelet sayısı, ortalama platelet hacmi, platelet dağılım genişliği ve ortalama platelet hacmi/platelet sayısı oranı arasındaki ilişki

    Platelet count, mean platelet volume, platelet with subarachnoid hemorrhage distribution width and average platelet volume/platelet count ratio the relationship between

    MÜJDAT BÜKE

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    NöroşirürjiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. VEDAT AÇIK

    PROF. DR. MELİH ÇEKİNMEZ