Geri Dön

The military use of robotic swarms and its implications for international security and the future of warfare: A comparative study of China and the United States

Robotik sürülerin askeri kullanımı ve uluslararası güvenlik ve savaşın geleceği üzerindeki etkileri: Çin ve Amerika Birleşik Devletleri üzerine karşılaştırmalı bir çalışma

  1. Tez No: 974117
  2. Yazar: AHMET EREN ÜNCEL
  3. Danışmanlar: PROF. DR. ÖZGÜN ERLER BAYIR
  4. Tez Türü: Yüksek Lisans
  5. Konular: Uluslararası İlişkiler, Siyasal Bilimler, Savunma ve Savunma Teknolojileri, International Relations, Political Science, Defense and Defense Technologies
  6. Anahtar Kelimeler: Robotik Sürü, Uluslararası Güvenlik, Askeri Yapay Zeka, ABD-Çin Stratejik Rekabeti, Savaşın Alanının Geleceği, Swarm Robotics, International Security, Military Artificial Intelligence, U.S.–China Strategic Competition, Future of Warfare
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: İngilizce
  9. Üniversite: İstanbul Üniversitesi
  10. Enstitü: Sosyal Bilimler Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Bu tez, askeri sürü robotiklerinin uluslararası güvenliğin geleceği üzerindeki potansiyel etkilerini incelemekte ve bu sistemlerin güç dengelerini nasıl değiştirebileceğini ve mevcut stratejik çerçevelere nasıl meydan okuyabileceğini analiz etmektedir. Çalışma, yapay zekânın askeri sistemlere hızla entegre olmasının yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda savaşın yürütülme biçiminde köklü bir dönüşüm anlamına geldiği öncülünden hareket etmektedir. Bu dönüşüm bağlamında, merkezi olmayan kontrol, kolektif davranış, ölçeklenebilirlik ve özerklik gibi özelliklerle tanımlanan sürü robotikleri, askeri yapay zekânın en yenilikçi ve potansiyel olarak yıkıcı uygulamalarından biri olarak öne çıkmaktadır. İnsansız sistemlerin yaygınlaşması zaten operasyonel doktrinleri ve stratejik tartışmaları yeniden şekillendirmiş olsa da, sürüler tekil platformlar yerine koordineli gruplar hâlinde hareket ederek muharebe etkinliğini katlayabilmekte ve düşman savunmalarını karmaşıklaştırmaktadır. Çalışma sürü robotiklerinin bu geniş dönüşüm içerisindeki konumunu belirlemek amacıyla askeri robotiklerin kavramsal temelleri ve sürü teknolojilerini diğer otonom sistemlerden ayıran özellikler incelenmektedir. Bu inceleme, özerkliğin nasıl tanımlandığı ve sınıflandırıldığı, insansız sistemlerin tarihsel gelişim süreci ve sürü tasarımının teknik ve operasyonel ilkeleri üzerinden yürütülmektedir. Özellikle sürülerin, mevcut insansız teknolojilerin doğrusal bir uzantısı değil; ölçek, dayanıklılık, maliyet etkinliği ve zorlu muharebe ortamlarına uyum sağlama açısından niteliksel olarak yeni bir yetenek sunduğu vurgulanmaktadır. Bu kavramsal temel üzerine inşa edilen çalışma, sürü robotiklerinin geliştirilmesini ve konuşlandırılmasını şekillendiren koşullara odaklanmaktadır. Bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri ve Çin karşılaştırmalı vaka çalışmaları olarak seçilmiştir. Bu seçimin gerekçesi, yalnızca her iki ülkenin askeri yapay zekâya en fazla yatırım yapan iki aktör olması değil, aynı zamanda birbirinden farklı siyasi, kurumsal ve endüstriyel modellere sahip olmalarıdır. Çalışma, bu farklılıkları ortaya koymak için iki ülkeyi; askeri yapay zekâ harcamaları, insan kaynağı, yarı iletkenler ve gelişmiş çipler gibi bilgisayar gücü, yapay zekâ için uygun veri erişimi, kamu-özel sektör iş birlikleri, teknolojik yeterlilik, askeri alanda deneme ve uygulamaya yönelik isteklilik, araştırma çıktıları ve patent üretimi gibi parametreler üzerinden değerlendirmektedir. Bu ölçütler, tek tek projelere odaklanmak yerine, ulusal kapasitelerin sürü robotiklerinin gelişim seyrini nasıl etkilediğini sistematik olarak karşılaştırmaya imkân tanımaktadır. Metodolojik olarak tez, hava, kara, deniz ve denizaltı ortamları dâhil olmak üzere farklı operasyonel alanlardaki sürü projelerini inceleyen karşılaştırmalı bir çerçeve benimsemektedir. Bu yaklaşım, iki ülkenin sürü teknolojilerini nasıl kavramsallaştırdığını, test ettiğini ve potansiyel olarak konuşlandırmayı planladığını ortaya koyan benzerlik ve farklılıkların tespit edilmesine olanak sağlamaktadır. Teknik boyutların ötesinde, ABD ve Çin tarafından geliştirilen sürü robotikleri ve spesifik projeler; caydırıcılık, stratejik istikrar, tırmanma dinamikleri, silahlanma yarışı ve yayılma gibi uluslararası ilişkiler teorisi ve güvenlik çalışmaları kavramları aracılığıyla analiz edilmektedir. Bu kavramlar soyut etiketler olarak değil, sürülerin savaş alanı dinamiklerini nasıl değiştirebileceğini ve uluslararası güvenlik algılarını nasıl yeniden şekillendirebileceğini incelemeye yarayan analitik araçlar olarak kullanılmaktadır. Böylece sürülerin, güvenlik ve stratejiye dair uzun süredir devam eden tartışmalarla kesişmesi, ancak bunu mevcut teorik varsayımları zorlayabilecek ya da geçersiz kılabilecek biçimlerde yapması muhtemel görünmektedir. Sonuç olarak tez, sürü robotiklerini askeri yapay zekâ alanında yüksek potansiyele sahip bir uygulama olarak ileriye dönük bir değerlendirmeye tabi tutmaktadır. Sürülerin uluslararası güvenliğin bağımsız bir belirleyeni olarak sunulması yerine, stratejik rekabeti dönüştürme, büyük güçler arasındaki rekabeti yoğunlaştırma ve askeri pratiklerin gelişen normlarını yeniden şekillendirme potansiyeli olan yeni bir teknolojik gelişme olarak ele alınmaktadır. Çalışmada öne sürülen temel argüman, sürü robotiklerinin yalnızca taktiksel bir güç çarpanı olarak değil, aynı zamanda savaşın mantığında ve küresel güvenlik algılarında değişimin itici bir unsuru olarak anlaşılması gerektiğidir. Bu bağlamda çalışma, önümüzdeki on yıllarda güvenlik dinamiklerinin hangi çerçevede şekillenebileceğini öngörmeyi amaçlamakta ve aynı zamanda sürü temelli otonom askeri teknolojilerin yönetişimi, düzenlenmesi ve etik boyutlarına ilişkin ileride yapılacak araştırmalara bir temel sunmayı hedeflemektedir.

Özet (Çeviri)

This thesis explores the potential impact of military swarm robotics on the future of international security by analyzing how these systems may alter power dynamics and challenge existing strategic frameworks. The research begins from the premise that the accelerating integration of artificial intelligence into military systems represents not merely a technological innovation, but a broader transformation in the conduct of warfare. Within this trajectory, swarm robotics—defined by their reliance on decentralized control, collective behavior, scalability, and autonomy—emerge as one of the most novel and potentially disruptive applications of military AI. While the diffusion of unmanned systems has already reshaped operational doctrines and strategic debates, swarms distinguish themselves through their ability to operate as coordinated groups rather than as individual platforms, thereby multiplying combat effectiveness and complicating adversarial defense. In order to situate swarm robotics within this broader transformation, the thesis first examines the conceptual foundations of military robotics and the distinctive characteristics that differentiate swarm systems from other autonomous technologies. This involves an assessment of how autonomy is defined and classified, the historical trajectory of unmanned systems, and the technical and operational principles underpinning swarm design. Particular emphasis is placed on the notion that swarms are not simply a linear extension of existing unmanned technologies, but rather a qualitatively new capability with implications for scale, resilience, cost-effectiveness, and adaptability in combat environments. Building on this conceptual foundation, the study turns to the enabling conditions that shape the development and deployment of swarm robotics. Here, the United States and China are chosen as comparative case studies. The rationale for this selection lies not only in their status as the two largest investors in military AI, but also in the fact that they embody contrasting political, institutional, and industrial models. In order to capture these differences, the research evaluates both countries across a range of parameters that directly affect swarm innovation, including levels of military AI spending, the availability of human resources, access to computer power such as semiconductors and advanced chips, and the possession of appropriate data for training AI systems. It also considers the extent of public–private partnerships, overall technological aptitude, willingness to act and experiment in the military domain, as well as patterns of research productivity and patent output. These criteria provide a systematic framework for comparing how national capacities influence the trajectory of swarm robotics, while avoiding narrow descriptions of individual projects. Methodologically, the thesis adopts a comparative framework that surveys swarm projects across multiple operational domains, including air, land, maritime, and undersea environments. This approach allows for the identification of both convergences and divergences in how the two states conceptualize, test, and potentially deploy swarm technologies. Beyond the technical aspects, the evaluation of swarm robotics and the specific projects pursued by the United States and China is analyzed through key concepts from international relations theory and security studies, including deterrence, strategic stability, escalation dynamics, arms racing, and proliferation. These concepts are employed not as abstract labels, but as analytical tools to examine how swarms might alter battlefield dynamics and reshape patterns of international security. The framework thus demonstrates that swarms are likely to intersect with long-standing debates on security and strategy, but in ways that may stretch or even undermine established theoretical assumptions. Ultimately, the thesis offers a forward-looking assessment of swarm robotics as a significant and high-potential application within military artificial intelligence. Rather than presenting swarms as an independent determinant of international security, it highlights their role as an emerging technological development whose prospective deployment may transform strategic competition, intensify great-power rivalry, and reshape the evolving norms of military practice. The central argument advanced here is that swarm robotics must be understood not simply as a tactical enabler, but as a driver of systemic change in the logic of warfare and the patterns of global security interaction. In this sense, the study seeks to anticipate the contours of future security dynamics in the decades to come, while also aiming to provide a foundation for further inquiry into the governance, regulation, and ethical dimensions of swarm-based autonomous military technologies.

Benzer Tezler

  1. Kablosuz endüstriyel nesnelerin interneti örgü ağları için kanal atama

    Channel assignment for wireless industrial internet of things mesh networks

    ABDULLAH SALİH BAYRAKTAR

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2021

    Bilgisayar Mühendisliği Bilimleri-Bilgisayar ve KontrolGebze Teknik Üniversitesi

    Bilgisayar Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. HASARİ ÇELEBİ

  2. İnsansız hava aracı (İHA) sürüsünün akıllı yol planlaması

    Intelligent path planning of the unmanned aerial vehicle (UAV) swarm

    BERAT YILDIZ

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    Elektrik ve Elektronik MühendisliğiKonya Teknik Üniversitesi

    Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. AKİF DURDU

    DOÇ. DR. AHMET KAYABAŞI

  3. Trajectory based UAV coordination

    Yörünge tabanlı İHA koordinasyonu

    HALİSE TÜRKMEN

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2019

    Mekatronik Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    Mekatronik Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ EMRE KOYUNCU

  4. Yeni teknolojiler ve silahlı çatışmaların dönüşümü: Askeri alanda yapay zekâ, blockchain, quantum sistemler, nesnelerin interneti, otonom ve robotik sistemler, elektronik harp, uzay teknolojileri ve biyolojik silahlar (KBRN) kullanımı

    New technologies and the transformation of armed conflicts: The use of artificial intelligence, blockchain, quantum systems, the internet of things, autonomous and robotic systems, electronic warfare, space technologies, and biological weapons (CBRN) in the military domain

    SELAHADDİN KOYUNCU

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    Savunma ve Savunma Teknolojileriİstanbul Topkapı Üniversitesi

    Güvenlik Bilimleri Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ GÖKHAN AK

  5. Askeri sahada yapay zekâ kullanımının gelişimi: Etik ve hukuki sorunlar

    The development of artificial intelligence in military field: Ethical and legal issues

    MELİSA TEKELİ

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2021

    Uluslararası İlişkilerAnkara Üniversitesi

    Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. NURİ YEŞİLYURT