Development of mediation as a cause of action in Türkiye and its evaluation within the scope of right of access to court
Bir dava şartı olarak arabuluculuğun Türkiye'deki gelişimi ve mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi
- Tez No: 974116
- Danışmanlar: DR. ÖĞR. ÜYESİ ELİF IRMAK BÜYÜK
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Hukuk, Law
- Anahtar Kelimeler: Zorunlu arabuluculuk, Mandatory mediation
- Yıl: 2025
- Dil: İngilizce
- Üniversite: İstanbul Medeniyet Üniversitesi
- Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Özel Hukuk Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Özel Hukuk Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Bir Dava Şartı Olarak Arabuluculuğun Türkiye'deki Gelişimi ve Mahkemeye Erişim Hakkı Kapsamında Değerlendirilmesi Günakın, Mahmut Esat Yüksek Lisans Tezi, Medeni Usul Hukuku Anabilim Dalı Danışman: Dr. Öğretim Üyesi Elif Irmak Büyük Haziran 2025 Bu yüksek lisans tezinde, bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olan ve ülkemizde belli uyuşmazlıklarda dava şartı haline getirilen arabuluculuğun, Türkiye'deki gelişimi ve mahkemeye erişim hakkına olan etkisi incelenmektedir. Alternatif uyuşmazlık çözümü, kişilerin uyuşmazlıklarını yargılama makamlarına götürmeksizin çözdüğü yöntemlere verilen genel bir isimdir. Günümüzde alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak adlandırılan bu yöntemler, esas olarak tarihin belli bir döneminde kişilerin uyuşmazlıklarını çözmek için başvurduğu temel yöntemlerdi. Bu önerme, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin sosyal yönünden kaynaklanmaktadır. Gerçekten de hepimiz, toplumun yaşlı ve saygın bir ferdinin, tarafsız bir üçüncü kişi olarak bir uyuşmazlığı çözdüğü hikayelerle karşılaşmışızdır. İşte devletlerin güçlenip, ülkelerinin her alanında hakimiyetini ortaya koymasından önce, hakemlik, arabuluculuk gibi yöntemler, tabi ki o zamanlar bu şekilde kategorize edilmemiş olsalar da insanlığın temel uyuşmazlık çözüm yöntemleriydi. Bu günlerde ise bu metotlar, devletin egemenliğinin yargı erki vasıtası ile ortaya konulduğu mahkemelerimize, pek tabi yargılama yeri olarak olmasa da uyuşmazlık çözüm yeri olarak birer alternatif oluşturmaktadırlar. Günümüzde, karşılıklı konuşarak anlaşma aşamasını başarısızlık ile sonuçlandırmış uyuşmazlıklarda, mahkemelere başvurmak, akla gelen ilk yoldur. Mahkemeler uyuşmazlıkları, önceden ortaya konmuş, sıkı kurallara göre, ilgili hukuk düzeninin emredici hükümleri ile kamu düzenini gözeterek çözmektedirler. Uyuşmazlık, mahkemeye ulaştığında artık bir davaya dönüşür. Mahkeme, davacı ve davalının sunduğu vakıalara göre hukuk düzeninin öngördüğü doğrultuda bir karar vererek uyuşmazlığı sona erdirir. Bu geleneksel uyuşmazlık çözüm yolu, son yıllarda artan uyuşmazlıklara karşı, resmi ve kuralcı doğasının bir sonucu olarak pratik çözümler üretmekten uzak kalmaktadır. Nitekim son yıllarda, dünya genelinde, bir dosyanın mahkeme yoluyla sonuçlanma süresi gün geçtikçe artmaktadır. İşte tam da bu noktada, uyuşmazlığı çok daha da kısa sürede ve çok daha az masraf ile çözmeye yarayan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri önem kazanmaktadır. Uygulamada en çok rastlanan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri; müzakere, uzlaştırma ve arabuluculuktur. Tarafların arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın, devletin yargı erki yerine, tarafların kendi belirledikleri hakemler tarafından çözümlenmesi yolu olan tahkim de geniş bir uygulama alanına sahiptir. Tahkimin de bir alternatif uyuşmazlık çözüm metodu olduğuna ilişkin görüşler mevcuttur. Buna karşılık bizim de katıldığımız görüşe göre tahkim, resmi devlet organları tarafından yerine getirilmese de bir yargılama faaliyetidir. Bunlara ek olarak uygulamada başka alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri de mevcuttur. Arabuluculuk, uyuşmazlık taraflarının, müzakerelerde kendilerine yardımcı olması amacıyla özgür iradeleri ile tayin ettikleri tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin, iki tarafın da uyuşmazlıktan azami fayda ile ayrılmasını sağlamak amacıyla, müzakereler boyunca tarafların çözümü kendilerinin üretmesine yardımcı olduğu alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Arabuluculuk, hukuk sistemimize 6325 sayılı ve 07.06.2012 tarihli Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile dahil olmuştur. Bu kanunda arabuluculuk, sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmıştır. Hukuki ve Ticari Uyuşmazlıklarda Arabuluculuğun Belirli Yönlerine İlişkin 21 Mayıs 2008 ve 2008/52EC sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Yönergesi 'ne göre ise arabuluculuk; adlandırılma veya başvurulma şekline bakılmaksızın, uyuşmazlığın tarafı olan iki veya daha fazla kişinin, bir arabulucunun yardımıyla, uyuşmazlıklarının çözümü konusunda anlaşmaya varmaları için gönüllü bir temelde bizzat çaba gösterdikleri, plânlanmış bir süreci ifade etmektedir. Yönerge, aynı maddenin devam fıkrasında, sürecin; uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak herhangi bir dava sürecinde görevli olmayan bir hâkim tarafından yönetilen arabuluculuğu kapsadığını, ancak; uyuşmazlık konusuyla ilgili dava sürecinde, uyuşmazlığın çözümü için mahkeme veya davaya bakan hâkimce yapılan girişimleri ise kapsamadığını belirtmiştir. Arabuluculuğun temel prensiplerinden birisi olan gönüllülük esası, tanımlarda sıkça yer almaktadır. Gerçekten de arabuluculuğun oluşum sürecinde, zorunlu arabuluculuk ortaya konulmadan önce gönüllülük ilkesi arabuluculuğun en temel ilkesini teşkil etmekteydi. Halen de zorunlu olmayan arabuluculuk süreçlerinde gönüllülük esası mevcuttur. Zorunlu arabuluculukta ise, zorunluluk sadece dava şartı arabuluculuğa başvuru yönünden mevcuttur. Dava şartı arabuluculuğa başvurulmasının ardından, taraflar yine sürece devam etmek, süreci terk etmek ve anlaşmamak konusunda serbesttirler. Her ne kadar arabuluculuk bir yargısal faaliyet olmasa da süreç içerisinde uyuşmazlığın iki tarafı bulunduğundan arabulucunun tarafsızlığı önem arz etmektedir. Zira arabulucu, tarafların müzakerelerinde, iki tarafın da uyuşmazlıktan mümkün olan en fazla fayda ile ayrılmasını sağlamaya çalışan bir yardımcı niteliğindedir. Bu ilke, esasında yargılamada eşitlik ilkesinin alternatif bir uyuşmazlık çözme metodu olan arabuluculuktaki bir görünümüdür. Bu kapsamda bu ilke, olabildiğince geniş yorumlanmalıdır. Buna göre, yargılamada hakim olan silahların eşitliği ilkesinin de arabuluculuk sürecinde uygulanmasının gerektiği, taraflardan birine söz verildiği koşulda diğerinin de dinlenmesine engel olunamayacağı, tarafların iddia ve savunmalarını eşit bir düzlemde eşit şekilde ispat hakkına sahip olmasının gerektiği söylenebilir. Mahkemelerde yapılan yargılamaya yardımcı ve ikinci bir yol olarak ortaya konulan arabuluculukta, yargılamanın aleniliğine karşın gizlilik ilkesi, son derece isabetli bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçekten de özellikle ticari işletmelere sahip gerçek ve tüzel kişiler açısından, kendi ticari hayatlarının, know-how ve ticari istatistiklerinin, kısaca işletmeye ilişkin tüm ticari bilgilerin bir uyuşmazlığın çözümünde gizli kalması, arabuluculuğu cezbedici bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak ortaya koymaktadır. Ülkemizde Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra, arabuluculuğun belli alanlardaki başarısı dikkate alınmış, bunun ardından belli uyuşmazlıklar için arabulucuya başvurmak dava şartı haline getirilmiştir. Öncelikle 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Daha sonra iş mahkemelerini ticari davalar ile tüketici uyuşmazlıklarından kaynaklanan davalar takip etmiştir. Günümüzde, saydığımız uyuşmazlıklara ek olarak, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ilişkin davalar, ortaklığın giderilmesine ilişkin davalar, kat mülkiyeti uyuşmazlıklarına ilişkin davalar, komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklara ilişkin davalar dava şartı arabuluculuk uygulamasına tabidir. Buna göre bu davalarda arabulucuya başvurulmadan mahkemede dava ikame edilmesi durumunda hakim veya mahkeme, davayı dava şartı yokluğundan reddedecektir. Bir hukuk devletinde, tarafların mahkemelere ulaşmakta önlerinde bir engel olmaması, meramlarını hakim huzurunda anlatabilme hakkına sahip olmaları son derece önemlidir. Nitekim, mahkemeye erişim hakkı, bireylerin iddia ve savunmalarını bir yargı mercii önünde ileri sürebilmelerine imkân sağlayan ve adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak kabul edilen bir haktır. Hukukumuzda mahkemeye erişim hakkı, ismen düzenlenen bir hak değildir. Bu hak, hak arama hürriyeti adı altında düzenlenmektedir. Anayasa'nın m. 36 hükmüne göre;“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ise m. 6/1 hükmü ile adil yargılanma hakkı düzenlenmektedir:“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Golder kararında mahkemeye erişim hakkını, m. 6/1 hükmünde belirtilen adil yargılanma hakkının bir ön şartı olarak kabul etmiştir. Buna göre adil yargılanma hakkından söz edilebilmesi için öncelikle yerine getirilmesi gereken şartlardan bir tanesi, mahkemeye erişim hakkının sağlanmasıdır. Anayasa Mahkemesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu içtihadını tanımış ve kararlarında mahkemeye erişim hakkına yer vermiştir. Bilindiği üzere, mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Burada devlet mekanizmalarının, tarafların mahkemeye erişiminin kısıtlamama gibi pasif bir görevi olduğu gibi, esasında tarafların mahkemeye erişimin kolaylaştırma yönünden aktif bir görevi olduğu da söylenebilir. AİHM, sözleşmeci devletlerin bu görevini Airey kararında özellikle vurgulamıştır:“Ayrıca, Sözleşme uyarınca bir görevin yerine getirilmesi bazen Devletin bazı pozitif eylemlerini gerektirebilir; bu tür durumlarda, Devlet basitçe pasif kalamaz ve ”fiiller ile ihmaller arasında bir ayrım yapılamaz“. Mahkemelere etkili bir erişim hakkını güvence altına alma yükümlülüğü, bu türden bir göreve girer.”Airey kararında belirtilen“fiiller ile ihmaller arasında bir ayrım yapılamaz”vurgusu esasında, üye devletlerin tarafların temel hak ve hürriyetlerini, aktif veya pasif bir davranış ile sınırlandırmasının arasında fark gözetilemeyeceğini belirtmektedir. Dava şartı arabuluculuk, bir uyuşmazlığın taraflarının, ilgili uyuşmazlığın çözümünde yargı erkine başvurusunun önünde duran bir prosedür olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişilerin mahkemeye başvurmaları yasak olmasa da dava şartı arabulucuya başvurulmadan önce davanın açılması durumunda hakim, davayı usul yönünden reddedecektir. Bu durum özü itibariyle mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması niteliği taşımaktadır. Anayasa'nın m. 13 hükmüne göre,“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılmasının meşru bir amaca sahip olması, hedeflenen amaç ile yöntem arasında orantılılık olması ve hakkın özüne dokunacak düzeyde bir müdahalenin bulunmaması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de kararlarında bu ölçütleri ayrıca gözetmektedir. Dava şartı arabuluculuk uygulamalarına ilişkin kanun hükümleri yayınlandıkları 2017 yılında Anayasa Mahkemesinde iptal davasına konu edilmiştir. Anayasa mahkemesi davayı şu gerekçeler ile reddetmiştir:“…itiraz konusu kuralın hakkın özünü zedeleyen bir yönünün bulunmadığı ve kural ile getirilen sınırlamanın ulaşılmak istenen amaç için elverişli ve gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Kanun'da sınırlama aracının sınırlama amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak yasal güvencelere yer verildiği ve amaç ile araç arasında makul bir dengenin gözetildiği görüldüğünden kuralda ölçülülük ilkesine de aykırılık bulunmamaktadır.”Dava şartı arabuluculuk, sadece tarafların mahkemeye ulaşmasının önünde bir engel olarak özellik arz etmemekte, farklı konular yönünden de mahkemeye erişim hakkını ilgilendirmektedir. Örneğin Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun m. 18/A/11 hükmünün ilk hali gereğince, arabuluculuk ilk görüşmesine mazeretsiz biçimde katılmayan taraf, dava sonucunda haklı veya haksız çıkmasından bağımsız olarak yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaktaydı. Ayrıca bu kişi lehine vekalet ücretine de hükmedilmemekteydi. Anayasa Mahkemesi, yukarıda bahsettiğimiz iptal başvurusunda bu hükmü Anayasa'ya uygun bulmuştur. Sonrasında ise, Çorum Tüketici Mahkemesi, ilgili hükmü somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesine tekrardan taşımış, ilgili hükmün Anayasa'da belirtilen m. 35 mülkiyet hakkı ve m. 36 hak arama hürriyetine aykırı olduğu gerekçesi ile iptalini talep etmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kez ilgili hükmü, mülkiyet hakkı ve hak arama hürriyetinin özüne dokunduğu ve orantısız olduğu gerekçesi ile 14.03.2024 tarihinde iptal etmiştir. Bunun üzerine kanun koyucu, ilgili maddeyi yeniden düzenleyerek ilk görüşmeye mazereti olmadan katılmayan tarafın, davada haklı çıksa bile yargılama giderlerinden yarı oranında sorumlu olacağını, vekalet ücretinin de bu taraf lehine yarım oranında kararlaştırılacağını hüküm altına almıştır. Mahkemeye erişimin önünde bulunan bir prosedür olmasının yanı sıra dava şartı arabuluculuk; anlaşma tutanağı ve bu tutanakta belirtilen konularda dava açma yasağı, gizlilik ilkesi, arabuluculuk süreçlerinin hak düşürücü ve zaman aşımı sürelerine etkisi, ortaklığın giderilmesi gibi davalarda taraflara ulaşmanın zorluğu gibi konularda eleştirilere tabi tutulmuştur. Bu gibi dava şartı arabuluculuk ile mahkemeye erişim hakkının kesişim noktasında bulunan hususlar, çalışmamızın içerisinde doktrinde belirtilen görüşler ve yargı kararları çerçevesinde ele alınmıştır.
Özet (Çeviri)
Development of Mediation as a Cause of Action in Türkiye and Its Evaluation within the Scope of Right of Access to Court Günakın, Mahmut Esat Master's Thesis, Department of Civil Law Supervisor: Asst. Prof. Dr. Elif Irmak Büyük April 2025 Alternative dispute resolution is a general umbrella term of methods where people resolve their dispute without bringing it to court. Mediation is an alternative dispute resolution method that a third person facilitates negotiations with bringing the parties together, helping them to communicate, the authority to make decisions regarding the dispute remains with the parties. Mediation was implemented in our legal system with the Law on Mediation in Legal Disputes No. 6325 dated 07.06.2012 (Mediation Act). The basic principles of mediation provided by Mediation Act can be stated as voluntariness, equality of the parties, impartiality of the mediator and confidentiality. After the Mediation Act came into force in our country, the success of mediation in certain areas was taken into consideration and then applying to a mediator for certain disputes was made a cause of action. This situation has emerged as an obstacle to peoples' access the court. As is known, the right of access the court means being able to bring a dispute to court and to request that the dispute be decided effectively. Here, it can be said that state mechanisms have a passive duty such as not restricting the parties' access to court, but in fact they also have an active duty in terms of facilitating the parties' access to court. In this context, it is important to determine to what extent mandatory mediation, which is an obstacle to individuals' access to court, restricts the right of access the court. In this master's thesis, the legality of the restriction on the right of access the court brought by the application of mediation as a cause of action will be examined in the light of the decisions of the Constitutional Court and the European Court of Human Rights.
Benzer Tezler
- Yaşayan kültür mirası olarak Topkapı Sarayı bahçeleri
The Topkapı Palace gaedens as living cultural feritage
ÖZGE İSKENDER
Yüksek Lisans
Türkçe
1995
Şehircilik ve Bölge Planlamaİstanbul Teknik ÜniversitesiY.DOÇ.DR. NİLGÜN ERGÜN
- Küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansal problemlerinin AB ile Türkiye'de karşılaştırmalı analizi
Başlık çevirisi yok
DENİZ KAYATÜRK KAHRAMAN
- Tedarik şebekelerinde biçimsel ve ilişkisel yönetişim: Türk otomotiv endüstrisinde bir araştırma
Formal and relational governance in supply networks: The case of Turkish automotive industry
TUĞBA GÜRÇAYLILAR YENİDOĞAN
- Ziya Gökalp ve Erol Güngör çizgisinde Türk sosyolojisi
Turkish sociology in line with Ziya Gökalp and Erol Güngör
SAADET BERNA OCAKCIOĞLU
Yüksek Lisans
Türkçe
1999
SosyolojiMarmara ÜniversitesiSosyoloji ve Antropoloji Ana Bilim Dalı
PROF. DR. ZEKİ ARSLANTÜRK
- Ranolazinin insan koroner arter endotel hücreleri üzerindeki etkisinin in-vitro şartlarda araştırılması
The investigation of the effects of ranolazine on human coronary artery endothelial cells under in-vitro conditions
SELÇUK ÖZTÜRK
Yüksek Lisans
Türkçe
2019
KardiyolojiAnkara ÜniversitesiKök Hücre ve Yenileyici Tıp Ana Bilim Dalı (disiplinlerarası)
PROF. DR. YAŞAR MURAT ELÇİN