Basedow-graves hastalığında tiroid stimülan immünglobulinin prognoza ve nükse etkisi
Effect of thyroid stimulating immunoglobulin on prognosis and relapse in Basedow-graves' disease
- Tez No: 941289
- Danışmanlar: DR. ESRA ÇİL ŞEN
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları, Endocrinology and Metabolic Diseases
- Anahtar Kelimeler: Graves hastalığı, antitiroid ilaç, metimazol, tiroid stimülan immünglobulin, nüks, Graves' disease, antithyroid drug, methimazole, thyroid-stimulating immunoglobulin, relapse
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
- Enstitü: İstanbul Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi
- Ana Bilim Dalı: İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Giriş ve Amaç: Basedow-Graves hastalığı, tirotoksikoza yol açan otoimmün bir tiroid hastalığıdır ve antitiroid ilaç (ATİ) tedavisi sonlandırıldıktan sonra yüksek oranda nüks ile karakterizedir. Literatürde, ATİ kesilmesinin ardından 1 yıl içinde hipertiroidinin tekrarlama oranının %30–70 arasında olduğu bildirilmektedir. Bu yüksek nüks riski, kalıcı remisyon elde edilebilecek hastaları belirlemeyi ve kesin tedavinin (cerrahi veya radyoaktif iyot) zamanlamasını zorlaştırmaktadır. Tiroid stimülan immünoglobulin (TSI), Graves hastalığının patogenezinde merkezi rol oynayan ve TSH reseptörüne bağlanarak tiroidi uyaran otoantikordur. Yüksek duyarlılık ve özgüllükle Graves tanısını destekleyen TSI'nın, tedavi sonrasında biyobelirteç olarak kullanılıp prognozu öngörmede yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Ancak, ATİ tedavisi sonundaki TSI düzeyleri ile hastalığın uzun dönem seyri arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, Graves hastalığında metimazol tedavisi sonrasındaki serum TSI düzeyinin hastalığın prognozu ve nüks gelişimini öngörmedeki etkisini belirlemek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 2017–2025 yılları arasında üçüncü basamak bir merkezde Graves tanısıyla izlenen 60 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Tüm hastalar en az 12 ay metimazol (MMI) tedavisi almış ve ilacın kesilmesinden sonra en az 1 yıl takip edilmişti. Hastalar tedavi sonrası klinik seyre göre üç gruba ayrıldı: Tedavi kesildikten sonra en az 1 yıl ötiroid kalan remisyon grubu (n=33), tedavi kesilmesini takiben hipertiroidisi tekrar eden nüks grubu (n=16) ve ATİ ile ötiroidi sağlanamayan yanıtsız grup (n=11). Tedavi bitimindeki serum TSI düzeyleri bu üç grupta karşılaştırıldı. İstatistiksel analizlerde gruplar arası farklar ki-kare ve uygun parametrik/parametrik olmayan testlerle değerlendirildi; anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alındı. ROC eğrisi analizi ile tedavi sonu TSI için optimal eşik değer (0,47 IU/L) belirlendi ve bu değerin nüks öngörüsündeki duyarlılık/özgüllük oranları hesaplandı. Ayrıca, tedavi bitiminde TSI pozitif ve TSI negatif hastaların nükssüz yaşam süreleri Kaplan-Meier yöntemiyle karşılaştırıldı (Log-Rank testi). Bulgular: Tanı zamanındaki TSI ve tiroid fonksiyon testleri sonuçları arasında yapılan Spearman korelasyon analizi sonuçlarına göre, TSI düzeyleri ile sT4 ve sT3 düzeyleri arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Yapılan ikili lojistik regresyon analizi sonucunda, tanı zamanındaki TSI seviyelerinin hastaların tedavi sonrası remisyon durumlarını öngörmede istatistiksel açıdan anlamlı bir model oluşturmadığı saptandı(p=0,146). Remisyon grubundaki hastaların ortalama tedavi süresi 18,52 ± 4,56 ay iken, nüks grubunda 23,25 ± 5,05 ay ve metimazole yanıtsız grupta 31,73 ± 7,67 ay olarak saptanmıştır. Remisyonda olan hastalar anlamlı derecede daha ileri yaşta (47,22 ± 11,75 yıl vs. 40,56 ± 12,19 yıl; p=0,041) ve tanı anında daha büyük yaşta (42,97 ± 11,85 yıl vs. 35,67 ± 11,86 yıl; p=0,026) bulunmuştur. Cinsiyet açısından bakıldığında, remisyon grubunda kadın hastaların oranı daha yüksek olup (n=29), remisyona girmeyen (nüks ve yanıtsız) grupta erkek hasta oranı daha fazladır (n=9), bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,047). Tedavi tamamlanması sonrası TSI pozitifliği gruplar arasında anlamlı düzeyde farklıydı. Remisyon grubunda hastaların %75,8'i (n=25) TSI negatif iken, nüks ve yanıtsız grubu beraber değerlendirdiğimizde %81,5'i (n=22) TSI pozitif olarak saptanmıştır (p<0,001). Remisyon grubunda hastaların tedavi sonu TSI düzeyleri medyan 0,31 IU/L (0,1 – 10,30) iken, nüks grubunda ve yanıtsız grupta (sırası ile medyan 0,93 IU/L, 0,28 – 2,53; p<0,001 ve 3,48 IU/L, 0,28 – 25,80; p<0,001) belirgin şekilde daha yüksek bulunmuştur. Remisyon grubundaki hastaların %75,8'i (n=25) TSİ negatif iken, nüks grubundaki hastaların %75'i (n=12) ve yanıtsız gruptaki hastaların %87,5'i (n=7) TSI pozitif olarak bulunmuştur (p=0,001). TSI için ROC analizi ile elde edilen optimal kesim noktası 0,47 IU/L olarak belirlenmiştir. Bu eşik değerin yalnızca remisyon ve nüks grubunu içeren daha dar örneklemde (n=49) %81,3 duyarlılık ve %72,7 özgüllüğe sahip olduğu (AUC=0,782; p<0,001), tüm örneklem (n=60) dikkate alındığında ise benzer özgüllük (%72,7) fakat biraz daha yüksek duyarlılıkla (%83,3) hastalığın nüksünü öngördüğü (AUC=0,808; p<0,001) gözlenmiştir. Tedavi sonrası TSI negatif olanlarda, 12. ayda halen remisyonda olanların oranı %83,7 olarak hesaplanmıştır. TSI pozitif olanlarda ise remisyon oranları belirgin bir şekilde düşüktür ve 12. ayda %35'e kadar gerilemiştir. Sonuç: Antitiroid ilaç tedavisi sonrasındaki TSI düzeyi, Graves hastalarında uzun dönem prognozu öngörmede güçlü ve bağımsız bir biyobelirteçtir. TSI negatif hastalarda nüks oranı daha düşük olup, remisyon durumu daha uzun süre korunmuştur. TSI pozitif hastalar erken dönemde daha fazla nüks göstermiştir ve uzun dönemde remisyon oranları daha düşük seyretmiştir. Bu nedenle, TSI ölçümünün klinik kararlara dahil edilmesi önerilmektedir. Özellikle tedavi sonunda TSI pozitif olan hastalarda ilacın tedavi süresinin uzatılması veya radyoaktif iyot/cerrahi gibi kalıcı tedavi stratejilerinin planlanması, nüks riskini azaltmak için uygun yaklaşım olabilir. Sonuç olarak, tedavi sonrası TSI'nın prognostik değeri sayesinde, Graves hastalarında bireyselleştirilmiş tedavi planları yapılarak kalıcı remisyon ihtimali artırılabilir.
Özet (Çeviri)
Introduction and Aim: Basedow-Graves' disease is an autoimmune thyroid disorder causing thyrotoxicosis, characterized by a high relapse rate following discontinuation of antithyroid drug (ATD) therapy. Literature reports recurrence rates of hyperthyroidism ranging from 30% to 70% within one year post-ATD discontinuation. This high relapse risk complicates identifying patients who can achieve lasting remission and determining the timing for definitive treatments such as surgery or radioactive iodine. Thyroid stimulating immunoglobulin (TSI) an autoantibody stimulating the thyroid via binding to the TSH receptor, plays a central role in the pathogenesis of Graves' disease. TSI, which supports Graves' diagnosis with high sensitivity and specificity, is hypothesized to serve as a biomarker for prognosis post-treatment. However, studies examining the relationship between post-ATD treatment TSI levels and long-term disease course are limited. This study aimed to evaluate the predictive value of serum TSI levels post-methimazole treatment in prognosis and recurrence of Graves' disease. Materials and Methods: Data from 60 patients diagnosed with Graves' disease between 2017 and 2025 at a tertiary center were retrospectively reviewed. All patients received methimazole (MMI) treatment for at least 12 months and were followed for at least one year post-treatment cessation. Patients were classified into three groups based on post-treatment clinical outcomes: remission group maintaining euthyroidism for at least one year (n=33), recurrence group experiencing hyperthyroidism relapse post-treatment cessation (n=16), and non-responsive group not achieving euthyroidism with ATD (n=11). Serum TSI levels at treatment cessation were compared among these groups. Statistical differences were evaluated using chi-square tests and appropriate parametric/non-parametric tests with significance set at p<0.05. ROC curve analysis determined the optimal TSI cutoff (0.47 IU/L) for predicting recurrence, assessing sensitivity and specificity. Additionally, Kaplan-Meier survival analysis (Log-Rank test) compared recurrence-free survival between TSI-positive and TSI-negative patients at treatment end. Results: Spearman correlation analysis revealed a positive and significant relationship between initial TSI levels and sT4 and sT3 levels. Logistic regression analysis indicated no significant predictive value of initial TSI levels for remission status post-treatment (p=0.146). Mean treatment duration was significantly shorter in the remission group (18.52 ± 4.56 months) compared to the recurrence (23.25 ± 5.05 months) and non-responsive groups (31.73 ± 7.67 months). Patients in remission were significantly older both at the study period (47.22 ± 11.75 years vs. 40.56 ± 12.19 years; p=0.041) and at diagnosis (42.97 ± 11.85 years vs. 35.67 ± 11.86 years; p=0.026). A higher proportion of women was observed in the remission group (n=29), while men predominated in recurrence and non-responsive groups (n=9), with statistical significance (p=0.047). Post-treatment TSI positivity varied significantly among groups. In the remission group, median TSI levels at the end of treatment were 0.31 IU/L (range: 0.1–10.30), whereas significantly higher levels were observed in the recurrence and non-responsive groups (median: 0.93 IU/L, range: 0.28–2.53; p<0.001, and median: 3.48 IU/L, range: 0.28–25.80; p<0.001, respectively). Additionally, 75.8% (n=25) of patients in the remission group were TSI-negative, while 75% (n=12) in the recurrence group and 87.5% (n=7) in the non-responsive group were TSI-positive (p=0.001). ROC analysis identified the optimal TSI cutoff at 0.47 IU/L, with sensitivity of 81.3% and specificity of 72.7% (AUC=0.782; p<0.001) in the narrower sample (n=49), and slightly higher sensitivity (83.3%) with the same specificity (72.7%) in the entire cohort (AUC=0.808; p<0.001). Remission rate at 12 months was 83.7% in TSI-negative patients but significantly lower (35%) in TSI-positive patients. Conclusion: TSI levels post-ATD therapy serve as a robust and independent biomarker for long-term prognosis in Graves' disease. TSI-negative patients demonstrated lower recurrence rates and longer remission duration. TSI-positive patients experienced earlier recurrence and lower long-term remission rates. Integrating TSI measurement into clinical decision-making is recommended. Extending ATD therapy or opting for definitive treatments like radioactive iodine or surgery in TSI-positive patients post-treatment may reduce recurrence risk. Consequently, individualizing treatment plans based on post-treatment TSI levels can enhance the likelihood of permanent remission in Graves' disease.
Benzer Tezler
- Basedow-graves hastalığı' nda TRAB ile inhibin-Barasındaki ilişki
The relationship between tsh receptor antibody (TRAB) and serum inhibin-B in male patients with graves' disease
HAKAN KURSAT
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2019
Endokrinoloji ve Metabolizma HastalıklarıSağlık Bilimleri Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. MERAL MERT
- Basedow-Graves hastalığında I 131 tedavisinin tiroid fonksiyonlarına etkisi
Başlık çevirisi yok
KAMİL ERKAN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
1981
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıklarıİstanbul Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
- Basedow-graves hastalığında antitiroid ilaç tedavisini takiben remisyon, relaps sıklığının ve prediktif faktörlerin belirlenmesi
Determination of remission, relapse frequency and predictive factors following antithyroid drug therapy in basedow-graves disease
EZEL GEDİK
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2022
Endokrinoloji ve Metabolizma HastalıklarıSağlık Bilimleri Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. FEYZA YENER ÖZTÜRK
- Basedow gravesli hastalarda anti-tiroid tedavi öncesinde remisyon ve nüks göstergeleri
Predictions of remission and recurrence in basedow-graves patients before antithyroid treatment
ARİF OĞUZHAN ÇİMEN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2004
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıklarıİstanbul Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. HARİKA BOZTEPE
- Poli(ADP-Riboz) Polimeraz-1 (PARP-1) Genindeki (-410 ve -1672) tek Nükleotit Polimorfizmleri Basedow-Graves ve Graves oftalmopati için bir risk faktörümüdür?
Are the Single Nucleotide Polymorphisms of Poly (ADP-ribose) polymerase-1 Gene (-410 ve -1672) risk factors for Basedow Graves Disease and Graves Ophthalmopathy?
MUTLU NİYAZOĞLU
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2012
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıklarıİstanbul Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. A. SADİ GÜNDOĞDU