Agressif non-hodgkin lenfomada kemoterapi sonrası mediastinal rezidüel lezyonların incelenmesinde gallium sintigrafisi
Başlık çevirisi mevcut değil.
- Tez No: 88555
- Danışmanlar: DOÇ. DR. MELİHA NALÇACI
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Onkoloji, Oncology
- Anahtar Kelimeler: Galyum, Lenfoma-non Hodgkin, Radyonüklid görüntüleme, İlaç tedavisi, Gallium, Lymphoma-non Hodgkin, Radionuclide imaging, Drug therapy
- Yıl: 1999
- Dil: Türkçe
- Üniversite: İstanbul Üniversitesi
- Enstitü: Tıp Fakültesi
- Ana Bilim Dalı: İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
7. ÖZET Non Hodgkin lenfomada tedaviden sonra bulunan rezidüel lezyonlann optimal evalüasyonu, bu hastalığın tedavi prensipleri arasındadır. GS rezidüel kitlelerin gerçek natürünün ortaya konmasında non invaziv bir metod olarak giderek daha da yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle mediasten gibi derin anatomik lokalizasyonların histolojik kontrolünün güçlüğü gözönüne alındığında, GS sonuçlarına göre alman kararların hayati önemi açıktır. Öte yandan GS'nin rezidüel lezyonlardaki spesifısite ve sensitivitesine dair çeşitli yayınlar bulunmakla birlikte, üzerine radyoterapi uygulanmayacak olan mediastinal rezidüel lezyonlardaki güvenilirliği hakkında yeterli veri yoktur. Bu nedenle Institut Gustave Roussy'de agressif mediastinal NHL tedavisi gören hastalardan kemoterapi bitiminde rezidüel lezyonu bulunanları incelemek istedik. Çalışmamızda lenfoma tedavisindeki bu çok önemli etapta GS'nin yeri ve ayrıca GS bulgularının tedavinin devamına ya da hasta takibine yönelik alınan kararlara etkisi incelendi. Tüm hastalar 1992-1997 yıllan arasında agressif NHL tanısı ile Instutut Gustave Roussy'de tedavi ve takip edilmişlerdir. Başlangıçta mediastinal lokalizasyon bulunduğunun BT ile gösterilmesi çalışmaya alınacak hastalarda aranan bir kriterdi. Hastaların hepsi hiçbir tedavi almadan hastanemize sevk edilmişler, tedavi sonundaki kontrol tetkiklerine kadar her hasta yalnız bir tedavi protokolünü izlemiştir. Tedavi başlangıçtaki prognostik faktörlere bağlı olarak adapte edilen ve bir antrasiklin içeren kemoterapiye dayanmaktaydı. Lokalize devredeki bazı hastalarda kemoterapiden sonra radyoterapi de uygulandı. Kemoterapinin bitiminde ve radyoterapiden önce tüm hastalarda thorax-abdomen-pelvis BT'si yapıldı; mediastinal rezidüel lezyonu bulunan ve GS ile değerlendirilen hastalar çalışmaya alındı. Tüm hastalar Instutut Goustave Roussy'de ortalama 41 ay izlendi. Kırkiki hastadan oluşan popülasyonun ortalama yaşı 33 (18-48 arası), cinsiyet dağılımı 20 kadın, 22 erkek şeklindeydi. Uluslararası prognostik indekse göre (yaş<60) kötü prognostik faktörü olmaya hasta sayısı 5 (% 12), bir kötü prognostik faktörü olanlar 24 (% 57), 2 kötü prognostik faktörü olanlar 10 (% 24), ve 3 kötü prognostik faktörü olanlar 3 (% 7) idi. Başlangıçtaki mediastinal lezyon 33 hastada (%79) 10 cm'nin üzerinde bir boyuta sahipti. Otuzüç hastada (%79) serum LDH düzeyi normalin üzerindeydi. Ondört hastaya (% 33) kemoterapiden sonra radyoterapi yapıldı. Kemoterapinin sonunda 42 hastadan 8'inde GS pozitif bulundu. Bunlardan 4'ünde histolojik kontrol gerçekleştirildi. Ve 35yalnız birinde rezidüel lenfoma saptandı. GS 34 hastada negatif bulundu. Bunlardan 8 hastada rezidüel lezyonun histolojik kontrolü yapıldı. İki hastada histoloji pozitif bulundu. Diğer 26 olgudan 7'sinde mediastinal radyoterapi uygulandı, radyoterapiden sonra hiçbir nüks görülmedi. Öpere edilen ve radyoterapi almayan hastalar dikkate alındığında yalancı negatiftik 6/27 (%22) olarak ortaya çıktı. Hastaların sürvileri GS pozitif ve negatif olan hastalar arasında farklılık göstermedi. Hayatta kalma süresi üzerine etkisi açısından çeşitli parametreler analiz edilmiş ve hiçbirinin etkisi bulunmamıştır. Bu parametreler arasında tedaviden önce ve sonraki tümör boyutları, hastalık evresi, ekstranodal lokalizasyon sayısı, performans durumu, T veya B fenotip, LDH düzeyi, beta 2 mikroglobulin düzeyi, kemoterapi sonrası mediastinal radyoterapi vardı. GS'nin negatif veya pozitifliği ile başlangıçta kaydedilen prognostik faktörler arasında bir ilişki bulunmadı. Tedavi öncesindeki veya sonrasındaki tümör boyutları ile GS'nin spesifısite ve sensitivitesi sırasıyla % 88 ve % 25, pozitif prediktif değeri ve negatif prediktif değeri ise surasıyla % 40 ve % 78 olarak bulundu. Bu çalışmaya göre, mediastinal NHL'da kemoterapi sonrası GS sonuçlan hastaları yalnızca klinik takibe bırakmak için yeterince güvenilir değildir. GS negatifliği halinde rezidüel lezyonun histolojik kontrolü yapılmadığında radyoterapi de uygulanmazsa hastaların maksimal güvenliği sağlanmamaktadır. 36
Özet (Çeviri)
Özet çevirisi mevcut değil.
Benzer Tezler
- In situ duktal meme karsinomunda moleküler belirteçlerin önemi
Başlık çevirisi yok
MUSTAFA ÇOLAK
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2000
Genel Cerrahiİstanbul ÜniversitesiGenel Cerrahi Ana Bilim Dalı
PROF.DR. TEMEL DAĞOĞLU
- Q dalgalı ve q dalgasız miyokard infarktüslerinin klinik, komplikasyonlar ve erken mortalite açısından karşılaştırılması
Başlık çevirisi yok
AHMET HACIALİ
- Özofagus'un skuamöz hücreli karsinomlarının histolojik alt grupları, Bcl-2 protein, bax protein ve NM-23 protein ile ilişkileri prognostik anlamları
The Histolojik subgroups of eosafagus squamous cell carcinoma and the relationship with Bcl-2 protein, bax protein, NM-23 protein and their prognostic affects
FERAH ANIK KARAYEL
- Akciğer kanserlerinde cerrahi tedavi ve sitolojik tipin prognoza etkisi
Başlık çevirisi yok
ŞENEL YEDİYILDIZ