Geri Dön

Covıd-19 pandemisindeki yaşam tarzı değişikliğinin erken puberte tanı ve tedavisine etkilerinin değerlendirilmesi

Evaluation of the effects of life-style change in the covid-19 pandemic on early puberty diagnosis and treatment

  1. Tez No: 757106
  2. Yazar: AYSU ÖZGE YÖNETCİ PEKUZ
  3. Danışmanlar: PROF. DR. SERAP SEMİZ
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Child Health and Diseases
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2022
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: COVID-19 pandemisi özellikle okul çağı çocuklarında yaşam koşullarında belirgin değişikliğe yol açmıştır. Mart-Haziran 2020 dönemi sonrası çocuk endokrinolojisi polikliniklerinde“erken ergenlik”ile ilgili başvurularda sayıca artış ve başvuran çocukların klinik özelliklerindeki farklılıklar gözlenmektedir. Bu çalışmada, COVID-19 pandemisi öncesi ve pandemisi dönemide pubertenin başlaması ile ilgili başvuruların sayısı ve özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Olgular ve Yöntem: Retrospektif ve gözlemsel olarak tasarlanan bu çalışmaya, COVID-19 öncesi (1 Mart 2016 - 29 Şubat 2020) ve COVID-19 pandemisi olmak üzere (1 Temmuz 2020 - 30 Haziran 2021) iki farklı dönemde, puberte bulgularının (meme gelişimi, pubik ve/veya aksillar kıllanma, erişkin tipi vücut kokusu ve akne) başlaması ile ilgili olarak ilk kez başvuran ve tek bir çocuk endokrinolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmiş 6-10 yaş arası 1017 olgu (938 kız) dahil edilmiştir. Organik nedenlere bağlı santral puberte prekoks ve nonklasik konjenital adrenal hiperplazi tanılı olgular çalışmaya dahil edilmemiştir. Olguların anamnez, fizik muayene, laboratuvar ve radyoloji verilerini içeren klinik özellikleri hastane veri sisteminden kaydedilmiştir. Olgular, klinik özelliklerine göre (1) fizyolojik puberte (2) prematür adrenarş (PA), (3) prematür telarş (PT), (4) erkence/hızlı tempolu puberte (EP), (5) puberte prekoks (PP) olmak üzere 5 grupta değerlendirilmiştir. Tüm istatiksel analizler IBM SPSS 20.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmanın etik kurul onayı alınmıştır (ATADEK-2021-09/28). Bulgular: Çalışma grubundaki erkek ve kız olguların yaş ortalaması sırasıyla 8.5±0.9 ve 8.4±0.9 idi. COVID-19 öncesi ve COVID-19 pandemisi dönemleri karşılaştırıldığında ortalama yaş ve cinsiyet oranında fark saptanmamıştır. Erkek olguların tanısal dağılımı sırasıyla PA %77.2, EP %11.4, PP %10.1 fizyolojik puberte %1.3 idi. Erkek olgularda COVID-19 öncesi ve COVID-19 pandemisi dönemleri arasında tanısal dağılımda anlamlı fark saptanmamıştır (p=.739). Erkek olguların (n=79) %91.1'inde pubik kıllanma mevcuttu ve pubarş yaşı 7.7±0.7 idi. Kız olguların (n=938) %67.3'ünde meme gelişimi mevcuttu ve telarş yaşı 8.0±0.7 idi. Kız olguların tanısal dağılımı sırasıyla PA %28.9, fizyolojik puberte %28.6, EP %21.3, PP %12.9 ve PT %8.3 idi. Kız olgularda COVID-19 öncesi ve COVID-19 pandemi dönemleri arasında tanısal dağılımda anlamlı fark saptanmıştır (p<0.001). PT, EP ve PP olguları değerlendirildiğinde COVID-19 öncesi ve COVID-19 pandemisi dönemlerinde GnRHa tedavisi başlama oranları sırasıyla %38.7 ve %50.0 saptanmıştır (p=.017). Kız olgularda COVID-19 pandemisi dönemindeki başvurularda EP ve PP olgularının oranında anlamlı bir artış gözlendi (p<.001). Pandemi dönemi ilk başvuruda Tanner evre 3 meme gelişimi ile başvurma oranı daha fazla olup (sırasıyla %26.5, %32.7), başvuruda LH (sırasıyla 0.8±1.2 ve 1.3±1.7, p=.004)ve FSH (sırasıyla 3.4±2.1 ve 4.2±2.3, p=.001) düzeyleri pandemi öncesi döneme göre anlamlı yüksek idi. Pandemi döneminde menarş ile başvuru oranı anlamlı yüksekti (p=.006). Vücut kitle indeksi (VKİ) SDS değeri açısından COVID-19 öncesi ve pandemisi döneminde gruplar arasında anlamlı fark bulunmuştur (sırasıyla 0.5±1.0 ve 0.8±1.0, <0.001). VKİ SDS >1 olan kız olgular ile olmayan olgular karşılaştırıldığında VKİ SDS >1 olan olguların başvuru yaşlarının anlamlı olarak düşük olduğu (7.9±0.8 ve 7.6±0.7, p=.008), boy SDS (0.5±1.1 ve 1.2±1.0, p<.001), boy SDS-hedef boy SDS farkı (0.3±1.0 ve 0.9±1.0, p<.001) ve kemik yaşı-takvim yaşı farkının (0.6±0.8 ve 1.0±1.0, p=.007) anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada, tek bir merkez deneyimi olmakla birlikte puberte nedeniyle başvuruların Temmuz 2020 sonrası dönemde sayısal olarak arttığı; buna ek olarak da tetkik, izlem ve tedavi gereksinimi olan olgularda da oransal olarak artış gösterilmiştir. Başvuran olgularda obezitenin daha sık, gonadotropin yüksekliğinin ve santral erken pubertenin daha belirgin olduğu buna rağmen iki dönem arasında başvurada kemik yaşı – takvim yaşı farkında bir artış olmadığı görülmüştür. Puberte başvurularındaki artışa karşın, olguların kemik yaşında hızlı ilerlemenin gözlenmemesi, bu olgulardaki kliniğin pubertal evreler arası geçişin hızlanması, yani hızlı ilerleyen puberte ile ilgili olduğunu düşündürmektedir. COVID-19 pandemisinin okul çocuklarının yaşam koşullarındaki ani değişiklikle birlikte hızlı ilerleyen santral erken pubertede bir artışa neden olduğu gözlemimizin daha geniş ve izleme dayalı çalışmalar ile desteklenmesi önem taşımaktadır.

Özet (Çeviri)

Background: The COVID-19 pandemic has led to significant changes in living conditions, especially in school-age children. After the period of March-June 2020, an increase in the number of applications related to“early puberty”in pediatric endocrinology outpatient clinics and differences in the clinical characteristics of the children who applied are observed. In this study, it was aimed to evaluate the number and characteristics of applications related to the onset of puberty in the pre- and COVID-19 pandemic period. Patients and Method: In this retrospective and observational study, the findings of puberty (breast development, pubic and/or axillary development) were evaluated in two different periods, pre-COVID-19 (1 March 2016- 29 February 2020) and COVID-19 (1 July 2020- 30 June 2021). 1017 cases (938 girls) aged 6-10 years, who were admitted for the first time and evaluated by a single pediatric endocrinology consultant, were included. Cases diagnosed with central prepubertal precocious puberty due to organic causes and non-classical congenital adrenal hyperplasia were excluded. The clinical features of the cases, including clinical history, physical examination, laboratory, and radiology data, were recorded from the hospital data system. The cases were classified according to their clinical features as (1) physiological (2) premature adrenarche (PA), (3) premature thelarche (PT), (4) early/rapid puberty (EP), (5) precocious puberty (PP) evaluated in 5 groups. All statistical analyzes were performed using the IBM SPSS 20.0 program. Ethics committee approval of the study was obtained (ATADEK-2021-09/28). Results: The mean age of the male and female subjects in the study group were 8.5±0.9 and 8.4±0.9, respectively. When the pre- and COVID-19 pandemic periods were compared, no difference was found in the mean age and gender ratio. Diagnostic distribution of male cases was PA 77.2%, EP 11.4%, PP 10.1%, physiological puberty 1.3%, respectively. There was no significant difference in the diagnostic distribution between the pre-COVID-19 and COVID-19 periods in male cases (p=.739). Pubic hair growth was present in 91.1% of male cases (n=79), and the pubarche age was 7.7±0.7. Breast development was present in 67.3% of the female cases (n=938) and the age of thelarche was 8.0±0.7. Diagnostic distribution of female cases was 28.9% for PA, 28.6% for physiological puberty, 21.3% for EP, 12.9% for PP and 8.3% for PT. A significant difference was found in the diagnostic distribution between the pre- COVID-19 and COVID-19 periods in female cases (p<0.001). When PT, EP and PP cases were evaluated, the rates of starting GnRHa treatment in the pre-COVID-19 and COVID-19 pandemic periods were found to be 38.7% and 50.0%, respectively (p=.017). In female cases, a significant increase was observed in the rate of early puberty and puberty precocious cases in admissions after COVID-19 (p<.001). The rate of admission with Tanner stage 3 breast development was higher (26.5%, 32.7%, respectively), and also LH (0.8±1.2 and 1.3±1.7, respectively, p=.004) and FSH (3.4±2.1 and 4.2±2.3, p=.001, respectively) levels were significantly higher in the COVID-19 pandemic period. The rate of admission with menarche was significantly higher in COVID-19 pandemic period (p=.006). A significant difference was found between the pre-COVID-19 and COVID-19 groups in terms of body mass index (BMI) SDS value (0.5±1.0 and 0.8±1.0, <0.001, respectively). The patients with BMI SDS >1 had a significantly lower age at admission (7.9±0.8 vs 7.6±0.7, p=.008), height SDS (0.5±1.1 and 1.2±1.0, p). <.001), height SDS – target height SDS difference (0.3±1.0 and 0.9±1.0, p<.001) and bone age-chronological age difference (0.6±0.8 and 1.0±1.0, p=.007) were significantly higher was found to be. Conclusion: In this study, although there is only one center experience, it was found that applications due to puberty increased numerically in the post-July 2020 period; In addition, there has been a proportional increase in cases requiring examination, follow-up, and treatment. It was observed that obesity was more common, gonadotropin elevation and central puberty were more prominent in the admitted cases, although there was no increase in the difference between bone age and calendar age in the admission between the two periods. Despite the increase in pubertal admissions, the absence of rapid progression in bone age of the cases suggests that the clinic in these cases is related to the acceleration of the transition between pubertal stages, that is, to rapidly progressing puberty. It is important to support our observation that the COVID-19 pandemic causes an increase in rapidly progressing central puberty with the sudden change in school children's living conditions, with larger and follow-up studies.

Benzer Tezler

  1. COVID-19 pandemisinde hastanede çalışan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları

    Health life style behaviors during the COVID-19 pandemic among nurses working in the hospitals

    SEVDA GÜVENÇ

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2023

    HemşirelikÇankırı Karatekin Üniversitesi

    Hemşirelik Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ SERAP AÇIKGÖZ

  2. COVİD-19 pandemisinde görev alan ameliyathane hemşirelerinin stres düzeylerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisi

    The effect of stress levels of operating room nurses on HEALTHY lifestyle behaviors in the COVİD-19 pandemic

    ZELİHA KALIN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Hemşirelikİstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa

    Cerrahi Hastalıklar Hemşireliği Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. NURAY AKYÜZ

  3. Covid-19 pandemi öncesi ve sürecinde tüketici yaşam tarzlarının değerlendirilmesi

    Evaluation of consumer lifestyles before and during the Covid-19 pandemic

    YASEMİN KARADAĞ

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    İşletmeHitit Üniversitesi

    İşletme Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ MUSTAFA EMRE ÇAĞLAR

  4. COVID-19 pandemisinde sağlık çalışanlarının psikolojik dayanıklılığı ile anksiyete, depresyon ve tükenmişlik düzeyi arasındaki ilişki

    The relationship among psychological resilience and anxiety, depression and burnout of the healthcare workers during the COVID-19 pandemic

    GÜLİSTAN ÜLKEM ARYA DOĞAN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Sağlık YönetimiAcıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi

    Sağlık Yönetimi Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ EFE ONGANER

    PROF. DR. MESUT ÇİMEN

  5. Changes in the consumer needs and online consumer behaviour during post pandemic era

    Pandemi sonrası dönemde tüketici ihtiyaçları ve çevrimçi tüketici davranışı değişiklikleri

    ŞAYAN TOMRİS ÖRS

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2021

    İşletmeİstanbul Bilgi Üniversitesi

    Pazarlama Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ NEŞENUR ALTINİĞNE