Kronik böbrek hastalığı olan erkek hastalarda flow sitometri yöntemi ile pra pozitiflik yüzdesinin belirlenmesi
Determination of the percentage of pra positivity in male patients with chronic kidney disease by using flow cytometry technique
- Tez No: 433226
- Danışmanlar: PROF. HÜSEYİN KOÇAK
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Nefroloji, Nephrology
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2015
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Akdeniz Üniversitesi
- Enstitü: Tıp Fakültesi
- Ana Bilim Dalı: İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Böbrek nakli son dönem böbrek hastalığında en etkili tedavi yöntemidir. Allogreft doku uyumunda önemli olan HLA moleküllerine karşı oluşmuş olan antikorlara ise anti-HLA antikorları denilir. Kronik böbrek hastalığı olan hastalarda, nakil öncesinde de vücudun kendisine ait olmayan HLA moleküllerine karşın anti-HLA antikorları mevcut olabilir. Böbrek nakli bekleyen hastaların kendi HLA molekülleri haricindeki HLA moleküllerine karşın immünolojik duyarlılığının ölçülmesi için veya bu hastaların kanlarındaki anti-HLA antikor çeşitliliği ile bu çeşitliliğin düzeyini değerlendirmek için PRA testi kullanılır. Multipar gebelikler, önceden yapılmış allogreft nakiller ve kan transfüzyonları PRA testini pozitif yapan bilinen başlıca nedenlerdir. Bunların dışında, hiç kan veya organ nakli yapılmamış erkeklerde de anti-HLA antikorları görülebilmektedir. Ve bu anti-HLA antikorlarının mikroorganizmalarda ve allerjenlerde bulunan cross-reaktif epitoplara karşı oluştuğu düşünülmektedir. Türkiye'de kronik böbrek hastalığı olan veya diyalize giren hastalarda PRA düzeyleri ile ilgili az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada, Türk popülasyonunda bilinen yollarla sensitize olmamış olan (organ veya doku nakli öyküsü olmayan, hiç kan transfüzyonu yapılmamış olan), otoimmün hastalık tanısı olmayan ve immünsüpresif tedavi almayan kronik böbrek hastalığı ile takip edilmekte olan erkek hastalardaki PRA değerlerinin ve PRA pozitifliği yüzdesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya kronik böbrek hastalığı olan, bilinen yollarla sensitize olmamış olan (kan transfüzyonu yapılmamış, daha önceden organ nakli olmamış), otoimmün hastalık tanısı olmayan ve immünsüpresif tedavi almayan 60 erkek hasta alındı. Hastaların hepsi 18 yaş üzerinde idi. Çalışmaya alınan hastaların 20 tanesine son dönem böbrek hastalığı nedeni ile diyaliz tedavisi uygulanmakta idi. Hastalardan alınan kan örneklerinden flow sitometri yöntemi kullanılarak PRA düzeylerinin yüzdeleri tespit ve analiz edildi. Çalışmaya alınan toplam 60 hastanın %25'inde PRA pozitifliği saptandı. Anti-HLA sınıf I ile anti-HLA sınıf II antikor pozitifliği açısından yapılan ayrı ayrı analizlerde ise tüm hastaların %28,3'ünde anti-HLA sınıf I antikor pozitifliği ve %26,7'sinde anti-HLA sınıf II antikor pozitifliği bulundu. Hastalar PRA negatif ve PRA pozitif olarak iki gruba ayrıldığında gruplar arasında yaş ortalaması, hemodiyaliz hastalarının oranı, periton diyalizi hastalarının oranı ile eşlik eden kronik hastalıkların (hipertansiyon, tip 2 diabetes mellitus, hiperlipidemi, nefrolitiyazis, koroner arter hastalığı) varlığı bakımından herhangi bir fark bulunmadı. Bunun yanında, GFR düzeylerinin karşılaştırılması ise PRA pozitif gruptaki hastaların PRA negatif olan gruptaki hastalara göre daha yüksek oranda son dönem böbrek hastalığı olan hastalardan (GFR <15 ml/dk/1.73 m2) oluştuğunu gösterdi. Sensitizasyon derecesinin değerlendirilmesine yönelik olarak PRA pozitifliği olan hastalardaki PRA düzeylerinin yüzdeleri ayrıntılı olarak incelendiğinde; anti-HLA sınıf I pozitif saptanan hastaların %11,77'sinde PRA değerleri %80'in üzerinde saptandı. Anti-HLA sınıf II pozitif olan ve anti-HLA sınıf I ile sınıf II birlikte pozitif olan hastaların ise hepsinde PRA değerleri %80'in altında bulundu. PRA düzeyi yüzdesi ile ilişkili olabilecek faktörleri araştırmak amacıyla gruplar arası yapılan karşılaştırmada ise hemodiyalizle, periton diyaliziyle, eşlik eden kronik hastalıkların (hipertansiyon, nefrolitiyazis, koroner arter hastalığı, tip 2 diabetes mellitus) varlığıyla ve GFR evreleriyle PRA düzeyi yüzdesinin ilişkilerinin olmadığı görüldü. Sonuç olarak, kronik böbrek hastalığı olan hastalarda ve organ nakli adayı olup son dönem kronik böbrek hastalığı bulunan hastalarda hiçbir yabancı HLA antijene karşı maruziyet öyküsü olmasa dahi veya otoimmün hastalık mevcudiyeti bulunmasa dahi anti-HLA antikorları bulunabileceği her zaman akılda tutulmalıdır. Bu nedenle anti-HLA antikor gelişimi açısından bilinen risk faktörleri bulunmasa da nakil düşünülen hastaların sensitizasyon durumunu değerlendirmek amacıyla panel reaktif antikor düzeyleri mutlaka ölçülmelidir.
Özet (Çeviri)
Kidney transplantation is the most effective treatment method for the end-stage renal disease. The antibodies directed against HLA molecules, which play a crucial role in allograft histocompatibility, are called anti-HLA antibodies. Anti-HLA antibodies against foreign HLA molecules may be present in patients with chronic kidney disease even before transplantation. PRA test is routinely used in patients waiting for kidney transplantation in order to assess their immunological sensitivity to foreign HLA molecules and to evaluate the diversity of the anti-HLA antibodies in their blood, along with the level of this diversty. Multipara pregnancies, previously allograft transplantations and blood transfusions are the major known causes that make PRA test positive. Apart from these, anti-HLA antibodies may also be detected in male patients who have not received any blood transfusion or organ transplant before. And these anti-HLA antibodies are thought to occur against cross-reactive epitopes found on microorganisms and allergens. There are limited number of studies about the PRA levels in patients undergoing dialysis or in patients who have chronic kidney disease in Turkey. In this study, it is aimed to determine the PRA values and the percentage of PRA positivity of the Turkish male patients with chronic kidney disease, who have not been sensitized by the major known causes (those with no history of organ or tissue transplantation, those with no history of blood transfusion), who have not been diagnosed with any autoimmune diseases and who have not been under immunosuppressive treatment. The study included 60 male patients, who have chronic kidney disease, who have not been sensitized by major known causes (those with no history of organ or tissue transplantation, those with no history of blood transfusion), who have not been diagnosed with any autoimmune diseases and who have not been under immunosuppressive treatment. All the patients were over 18 years old. 20 of the all patients were receiving dialysis treatment due to end-stage renal disease. The percentages of the PRA levels were detected and analysed by flow cytometry technique to the blood samples of the patients. Of the 60 patients included in the study, 25% showed PRA positivity. 28.3% of the all patients were found to be positive for anti-HLA class I antibodies and 26.7% of the all patients were found to be positive for anti-HLA class II antibodies in the separate analysis for anti-HLA class I and anti-HLA class II antibody positivity. When the patients were categorized as PRA negative and PRA positive in two groups, there were no differences between the groups in terms of mean age, the percentage of hemodialysis patients, the percentage of peritoneal dialysis patients and the presence of accompanying chronic diseases (such as hypertension, type 2 diabetes mellitus, hyperlipidemia, nephrolithiasis, coronary artery disease). In addition to this, the comparison of GFR levels showed that the PRA positive group contained a significantly higher percentage of end-stage renal disease patients (GFR <15 ml/min/1.73 m2) as compared to the PRA negative group. A detailed analysis into the percentages of the PRA levels in the PRA positive patients, which was carried out to determine the degree of sensitization, showed that the PRA values were over 80% in the 11.77% of the patients positive for anti-HLA class I antibodies. The PRA values were below 80% in all of the patients positive for anti-HLA class II antibodies and those positive for both anti-HLA class I and class II antibodies. The intergroup comparisons to investigate any possible factors related with the percentage of the PRA level showed that none of the factors including hemodialysis, peritoneal dialysis, presence of accompanying chronic diseases (hypertension, nephrolithiasis, coronary artery disease, type 2 diabetes mellitus) and GFR levels were related with the percentage of the PRA level. In conclusion, it should be kept in mind that anti-HLA antibodies may be present in patients with chronic kidney disease and transplant candidates with end-stage renal disease, even if they have no history of exposure to any foreign HLA antigens or they have no autoimmune disease. Therefore, panel-reactive antibody levels of the candidates for kidney transplant should always be measured to assess their state of sensitization before transplantation, even though they have no risk factors known to cause anti-HLA antibody development.
Benzer Tezler
- Demir eksikliği anemili hastalarda hücresel ve humoral immunitenin değerlendirilmesi
The cellular and humoral immunities in patients with iron deficiency anemia
OZAN CENGİZ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2014
HematolojiAdnan Menderes Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. VEFKİ GÜRHAN KADIKÖYLÜ
- Pediatrik renal transplant alıcılarında endotel hasarının değerlendirilmesi
The evaluation of endothelial damage in pediatric renal transplant recipients
ARİFE USLU GÖKCEOĞLU
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2012
Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıAkdeniz ÜniversitesiÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. SEMA AKMAN
- Hemodiyaliz için oluşturulan el bileği düzeyindeki arteriovenöz fistüllerin olgunlaşmasına hematopoetik kök hücre ve endotelyal progenitör hücre düzeyinin etkisi
The effect of both hematopoietic stem cell and endothelial progenitor cell levels on maturation of created arteriovenous fistulas for hemodialysis in the wrist
ERAY EROĞLU
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2014
NefrolojiErciyes Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. OKTAY OYMAK
- Alzheimer hastalığı ve endotel disfonksiyonu
Endothelial dysfunction in alzheimer`s disease
DİDEM ŞENER DEDE
- Periferik arter hastalığı nedeniyle silostazol kullanan kronik böbrek yetmezlikli hastalarda, silostazolün, arteriovenöz fistüllerde erken dönem açıklık oranlarına ve fistül matürasyonuna etkisi
The effect of cılostazol on arterıovenous fıstula early perıod patency and fıstula maturatıon wıth chronıc renal faılure usıng cilostazol due to perıpheral artery dısease
SAYGIN TÜRKYILMAZ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2011
Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisiİstanbul ÜniversitesiKalp ve Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. TÜRKAN TANSEL