Sistemik lupus eritematozus tanılı bireylerde aterojenik lipid indekslerinin kardiyovasküler risk skorlarıyla ilişkisi ve rezidüel riski öngörmedeki rolü: Retrospektif bir klinik çalışma
Başlık çevirisi mevcut değil.
- Tez No: 1018659
- Danışmanlar: PROF. DR. MÜGE BIÇAKÇIGİL KALAYCI
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: İç Hastalıkları, Internal diseases
- Anahtar Kelimeler: Sistemik Lupus Eritematozus, Lipid Paradoksu, Rezidüel İnflamatuar Risk, PREVENT 10-30, AIP, Castelli İndeksleri, Systemic Lupus Erythematosus, Lipid Paradox, Residual Inflammatory Risk, PREVENT 10-30, AIP, Castelli Indices
- Yıl: 2026
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Yeditepe Üniversitesi
- Enstitü: Tıp Fakültesi
- Ana Bilim Dalı: Dahiliye Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Romatoloji Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Amaç: Klinik olarak remisyonda kabul edilen Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) hastalarında; QRISK3 ve PREVENT (10 ve 30 yıllık) risk skorları ile aterojenik lipid indeksleri (AIP, Castelli I ve II) arasındaki ilişkiyi incelemek;“lipid paradoksu”ve“rezidüel inflamatuar risk”kavramları üzerinden mevcut risk yönetimindeki boşlukları belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, ACR kriterlerine göre SLE tanısı alan ve klinik takibi stabil seyreden 91 hasta dahil edildi. Geleneksel risk değerlendirmesi amacıyla QRISK3 ve PREVENT (10 ve 30 yıllık) skorları hesaplandı. Biyolojik aterojeniteyi değerlendirmek için Aterojenik İndeks Plazma (AIP), Castelli I (Total kolesterol/HDL) ve Castelli II (LDL/HDL) indeksleri kullanıldı. Lipid paradoksunun tespiti için mutlak kolesterol değerleri ile bu indeksler arasındaki diskordans analiz edildi. Verilerin analizi ve skorların öngörü gücü ROC analizi ve korelasyon testleri ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışma kohortu; büyük oranda premenopozal kadınlardan oluşan ve ek komorbiditelerin nadir görüldüğü, geleneksel risk algoritmaları (QRISK3 ve PREVENT) perspektifinden“düşük riskli”ve sağlıklı kabul edilen bir profilden oluşmaktadır. Klinik olarak remisyonda olan bu grupta, ortalama kolesterol düzeylerinin ideal sınırlarda seyretmesi bu“sağlıklı”görünümü desteklese de; hastaların %95.6 gibi çok yüksek bir oranda aktif kortikosteroid tedavisi altında olması ve buna karşın statin kullanımının %1.1 gibi sembolik bir düzeyde kalması, SLE'ye özgü lipid paradoksunu ve maskelenen bir rezidüel inflamatuar riski gün yüzüne çıkarmaktadır. Yapılan ROC analizi neticesinde; QRISK3 ve PREVENT (10-30 yıllık) modellerinin, SLE hastalarındaki yüksek aterojenik yükü saptamada istatistiksel olarak yetersiz kaldığı görülmüştür. Buna karşın; klinik olarak remisyonda görünen ancak yüksek steroid maruziyeti olan bu hasta grubunda AIP, Castelli I ve II indekslerinin, geleneksel skorların aksine, mevcut 'lipid paradoksu' ve 'rezidüel inflamatuar risk' durumunu çok daha hassas bir şekilde yansıttığı saptanmıştır. Bulgularımız, klasik skorların 'düşük riskli' olarak tanımladığı vakalarda bile, bu özel indekslerin klinik açıdan anlamlı ve yüksek bir vasküler risk yüküne işaret ettiğini doğrulamaktadır. Sonuç: Çalışmamızdan elde edilen veriler ışığında; klinik olarak remisyonda seyreden ve geleneksel risk algoritmalarına göre 'düşük riskli' kabul edilen SLE popülasyonunda, QRISK3 ve PREVENT (10-30 yıllık) modellerinin tek başına kullanılmasının kardiyovasküler risk değerlendirmesinde yetersiz kaldığı saptanmıştır. AIP ve Castelli I-II gibi spesifik indekslerle entegre edilmesi durumunda 'lipid paradoksunun' damar duvarındaki maskeleyici etkisini çok daha öngörülebilir kılmaktadır. Dolayısıyla, mutlak LDL düzeyleri ideal sınırlarda olsa dahi 'rezidüel inflamatuar riskin' mevcudiyeti her daim akılda tutulmalı; bu hassas popülasyon, partikül niteliğini yansıtan kompozit belirteçlerle desteklenen ve proaktif müdahaleyi önceleyen stratejik bir uzun vadeli takip protokolüne dahil edilmelidir.
Özet (Çeviri)
Objective: To investigate the relationship between QRISK3 and PREVENT (10 and 30-year) risk scores and atherogenic lipid indices (AIP, Castelli I and II) in patients with Systemic Lupus Erythematosus (SLE) who are considered to be in clinical remission; and to identify gaps in current risk management through the concepts of the“lipid paradox”and“residual inflammatory risk.”Materials and Methods: The study included 91 patients diagnosed with SLE according to ACR criteria whose clinical follow-up was stable. QRISK3 and PREVENT (10 and 30-year) scores were calculated for traditional risk assessment. Atherogenic Index of Plasma (AIP), Castelli I (Total cholesterol/HDL), and Castelli II (LDL/HDL) indices were utilized to evaluate biological atherogenicity. Discordance between absolute cholesterol values and these indices was analyzed to detect the lipid paradox. Data analysis and the predictive power of the scores were evaluated using ROC analysis and correlation tests. Results: The study cohort consisted of a profile that is considered“low risk”and healthy from the perspective of traditional risk algorithms (QRISK3 and PREVENT), predominantly composed of premenopausal women where additional comorbidities are rare. Although average cholesterol levels in this clinically remitted group were within ideal limits—supporting this“healthy”appearance—the fact that 95.6% of patients were under active corticosteroid treatment while statin use remained at a symbolic 1.1% brings the SLE-specific lipid paradox and a masked residual inflammatory risk to light. ROC analysis revealed that QRISK3 and PREVENT (10-30 year) models were statistically insufficient in detecting the high atherogenic load in SLE patients. Conversely, in this patient group that appears to be in clinical remission but has high steroid exposure, AIP and Castelli I-II indices were found to reflect the“lipid paradox”and“residual inflammatory risk”status much more sensitively than traditional scores. Our findings confirm that even in cases defined as“low risk”by classic scores, these specific indices point to a clinically significant and high vascular risk load. Conclusion: In light of the data obtained from our study, it has been determined that the isolated use of QRISK3 and PREVENT (10-30 year) models is inadequate for cardiovascular risk assessment in the SLE population considered to be in clinical remission and categorized as“low risk”by traditional algorithms. Integration with specific indices such as AIP and Castelli I-II makes the masking effect of the“lipid paradox”on the vessel wall much more predictable. Therefore, the presence of“residual inflammatory risk”must always be kept in mind, even when absolute LDL levels are within ideal limits; this sensitive population should be included in a strategic long-term follow-up protocol that prioritizes proactive intervention and is supported by composite markers reflecting particle quality.
Benzer Tezler
- Behçet hastalığında apolipoprotein M, HDL, LDL ve trigliserid düzeylerinin araştırılması
Evaluation of apolipoprotein M, HDL, LDL and triglycerid levels in behçet's disease
GÖKHAN TOKSOYLU
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2018
RomatolojiCumhuriyet Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. FÜSUN GÜLTEKİN
- Diesel motorları yakıt püskürtme sistemlerinin dinamik simülasyonu
Başlık çevirisi yok
İRFAN KARAGÖZ
Yüksek Lisans
Türkçe
1986
Makine MühendisliğiUludağ ÜniversitesiMakine Mühendisliği Ana Bilim Dalı
PROF. DR. OĞUZ BORAT
- Alopesia areatalı olgularda tedavi öncesi ve tedavi sonrası immünolojik özellikler
Başlık çevirisi yok
AYLA GÜLEKON
- Motorlarda aşırı doldurmanın bilgisayar yardımıyla incelenmesi
Başlık çevirisi yok
NEDİM AKBULUT
Yüksek Lisans
Türkçe
1985
Makine MühendisliğiUludağ ÜniversitesiMakine Ana Bilim Dalı
PROF. DR. OĞUZ BORAT