Geri Dön

Dancefloor networks: Multimodal ethnography and artistic research in Istanbul nightlife

Dans pisti ağları: İstanbul gece hayatı üzerine çok modlu etnografi ve sanatsal araştırma

  1. Tez No: 1006210
  2. Yazar: GAZELE AYDIN
  3. Danışmanlar: PROF. DR. MEHMET CEVDET EREK, DR. ROBERT BEAHRS
  4. Tez Türü: Yüksek Lisans
  5. Konular: Müzik, Music
  6. Anahtar Kelimeler: Deneysel sanat, Etnomüzikoloji, Yeraltı müzik sahnesi, Experimental art, Ethnomusicology, Underground music scene
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: İngilizce
  9. Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Müzik Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Müzik Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Bu tez, İstanbul'daki elektronik müzik ve gece hayatı sahnesinde oluşan dans pisti ağlarını çok modlu etnografi ve sanatsal araştırma çerçevesinde incelemektedir. Çalışmanın temel odağı, sesin, duyusal deneyimin, sanatsal üretimin ve dedikodu gibi gayri resmî iletişim pratiklerinin; güvencesizlik, belirsizlik ve kurumsal desteğin sınırlı olduğu koşullar altında aidiyet, bilgi üretimi ve hayatta kalma biçimlerinin nasıl şekillendirdiğini anlamaktır. İstanbul bağlamında gece hayatı ve dans pisti, yalnızca kültürel üretimin gerçekleştiği bir alan değil; aynı zamanda ekonomik, politik ve toplumsal kırılganlıkların yoğun biçimde deneyimlendiği bir yaşam alanı olarak ortaya çıkar. Bu nedenle dans pisti, katılımcılar için hem geçici bir sığınak hem de güvencesizlik koşullarının yeniden yaratıldığı ve deneyimlendiği bir sahne niteliği taşır. Bu araştırma dans pistini yalnızca müzikal performansların gerçekleştiği, fiziksel olarak sınırları belirli mekânlar olarak ele almak yerine; mekânlar, insanlar, pratikler ve ilişkiler aracılığıyla farklı semtlerde ve toplumsal bağlamlarda dolaşan dağınık bir ağ olarak kavramsallaştırır. Bu ağ, kulüpler, barlar, açık hava etkinlikleri, ev içi buluşmalar ve dijital mecralar arasında sürekli hareket hâlindedir. Dans pisti ağı, sabit bir merkezden ziyade parçalıdır, geçicidir ve süreksiz ilişkiler üzerinden var olur. Katılımcılar bu ağ içinde yalnızca müzikle değil; beden, hareket, ses, sessizlik, yakınlık, paylaşılan dertler ve gündelik etkileşimler yoluyla birbirleriyle bağ kurar ve bağını sürdürür. Bu çalışmada aynı zamanda dans pisti ağı duygulanımsal bir yapı olarak ele alınır. Ağın sürekliliği, yalnızca katılımcıların organizasyonel ya da ekonomik durumlarıyla değil; duygulanım, alışkanlık, tekrar ve bedensel yakınlık yoluyla sürdürülür. Katılımcılar için dans pisti, gündelik hayatın baskılarıyla başa çıkmaya yönelik geçici stratejilerin üretildiği bir alan hâline gelir. Ancak bu alan, aynı zamanda eşitsizlikleri, kırılganlıkları ve dışlanma biçimlerini de yeniden üretir. Tez, bu çelişkili durumu analitik bir merkez olarak ele alır. Araştırmanın temel sorularından biri, katılımcıların nasıl güvenlik, özerklik ve aidiyet arayışı ile dans pistine ve gece hayatına bağlandıkları, ve sonrasındaysa dans pisti ağlarına neden güçlü duygulanımsal bağlar geliştirmeye devam ettiği üzerinedir. Bu bağlanma, yalnızca eğlence, müzik zevki ya da kaçış arzusuyla açıklanamadığı için bu araştırmada bağlanma hali belirsizlik koşulları altında süreklilik, tanıdıklık ve aidiyet arayışlarıyla ilişkilendirilir. Dans pisti, katılımcılar için gündelik yaşamın zorlayıcı güvencesizliğini ve öteki olma hissini geçici olarak askıya alan bir alan sunar. Ancak bu askıya alma hâli kalıcı değildir; güvencesizlik, dans pistinin içinde de farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkar. Bu bağlamda tez, dans pistini romantize etmekten özellikle kaçınır. Dans pisti, bir çözüm alanı olmaktan ziyade; kısa süreli rahatlamaların, geçici kaçışların ve kolektif“daha iyi dünyalar”hayalinin kurulduğu bir sahne olarak görünür. Katılımcılar, dans pistinde hem dayanışma hem de güvencesizlik deneyimlerini eş zamanlı olarak yaşar. Bunun temel nedeni, saha çalışması sırasında dans pistinin katılımcılar için ne tam anlamıyla güvenli ne de kalıcı çözümler sunan bir alan olarak deneyimlenmesidir. Dans pisti, katılımcıların gündelik hayatta maruz kaldıkları ekonomik, politik ve toplumsal güvencesizliklerden bütünüyle sıyrılmış bir alan oluşturamaz; aksine bu koşullar, farklı biçimlerde pistin içinde yeniden ortaya çıkar. Bu nedenle dans pisti, bir“çözüm alanı”olmaktan ziyade, kısa süreli rahatlamaların, geçici kaçışların ve kolektif olarak daha iyi dünyalar kurma arzusunun sahnelendiği bir mekân olarak görünür. Saha deneyimleri, katılımcıların dans pistinde bir yandan dayanışma, yakınlık ve karşılıklı birbirini koruma ve kollama ilişkileri kurarken ancak diğer yandan giderek anlamsızlaşması, güvencesizliklerin artması veya geçmemesi, gerçek dünya ile dans pisti gerçekliği arasındaki farkın kırılganlığı gibi deneyimlerini eş zamanlı olarak yaşadıklarını göstermiştir. Bu durum, dans pistinin ne tamamen özgürleştirici ne de bütünüyle baskılayıcı bir alan olarak ele alınabileceğini ortaya koyar. Katılımcılar için dans pisti, belirsizlik ve güvencesizlik koşulları altında geçici bir nefes alma imkânı sunarken, aynı zamanda bu belirsizliklerin veya güvencesizliklerin askıya alınmadığı, yalnızca başka biçimlerde yeniden müzakere edildiği bir sahne hâline gelir. Dayanışma ve güvencesizlik arasındaki bu eşzamanlılık, çalışmanın hem kuramsal çerçevesini hem de çok modlu ve sanatsal araştırmaya dayalı metodolojik yaklaşımını belirleyen temel unsurlardan biri olarak ele alınır. Tezin kuramsal çerçevesi; çok modlu etnografi, sonik etnografi, duyusal etnografi, sanatsal araştırma, güvencesizlik çalışmaları ve dedikoduya dair eleştirel yaklaşımları bir araya getirir. Çok modlu etnografi, araştırmada kullanılan farklı veri türlerinin, metin, ses, imge, beden ve mekân gibi, birbirleriyle ilişkili biçimde düşünülmesini mümkün kılar. Bu yaklaşım, bilginin tekil bir temsil biçimine indirgenmesine karşı durur. Sonik etnografi, dinleme, kayıt alma ve sesle çalışma pratiklerini analitik eylemler olarak konumlandırır. Bu yaklaşımda ses, yalnızca araştırmanın konusu değil; aynı zamanda düşünmenin ve analiz etmenin bir aracıdır. Kayıt, dinleme ve kurgu süreçleri, araştırmanın ayrılmaz bir parçası hâline gelir. Duyusal etnografi ise deneyimi tekil duyulara ayırmak yerine, bedensel ve yerleşik bir bütün olarak ele alır. Bu yaklaşım, dans pistinde deneyimlenen titreşim, yoğunluk, hareket ve yakınlık hâllerinin analiz edilmesini ve bunlar ile dans pisti ağının sosyal alışkanlıkları arasında köprü kurmayı mümkün kılar. Sanatsal araştırma, bu araştırmada temsile dayalı bir çıktı üretmenin ötesine geçerek, bilginin üretildiği bir süreç olarak ele alınır. Yapma, deneme, tekrar etme ve başarısız olma hâlleri, daha sonrasında performans yapmak, sunum yapmak gibi belli farklı çeşit sunuş biçimleri ve geri dönüş alma yöntemleriyle düşünmenin ve analiz etmenin ayrılmaz parçaları yapılmıştır. Sanatsal pratik, araştırmanın sonunda ortaya çıkan bir sonuç değil; araştırmanın kendisi olarak konumlanır. Yöntemsel olarak tez, İstanbul gece hayatı sahnesinde uzun süreli içeriden katılıma dayanan bir saha çalışmasından beslenir. Araştırmacının sahanın içinden konumlanması, yazılı olmayan kurallara, gündelik ilişkilere ve duygulanımsal dinamiklere erişimi mümkün kılmıştır. Veriler; katılımcı gözlem, gayri resmî ve yarı yapılandırılmış görüşmeler, alan notları, alan kayıtları ve pratik-temelli sanatsal üretim yoluyla üretilmiştir. Bu veri türleri, birbirinden bağımsız değil; birbirini tamamlayan ve kesişen analitik katmanlar olarak ele alınmıştır. Sonik etnografi kapsamında yapılan kayıt ve kurgu süreçleri, belgeleme eylemi olmanın ötesinde, düşünmenin ve analiz etmenin bir yolu olarak ele alınmıştır. Duyusal etnografi, bedenin ve mekânsal yerleşimin bilgi üretimindeki rolünü görünür kılmıştır. Sanatsal araştırma ise bu süreçlerin tamamını birbirine bağlayan bir yöntem olarak işlev görmüştür. Tez kapsamında üretilen Gradual Nonsense, Farewell ve Whisper adlı üç pratik-temelli çalışma bu metodolojik yaklaşımın somut örnekleridir. Bu çalışmalar, metin temelli etnografinin tek başına ifade etmekte zorlandığı duygulanımsal, duyusal ve ilişkisel boyutlara erişmeyi amaçlar. Gradual Nonsense, başlangıçta aidiyet, yakınlık ve geçici güvenlik hissi üzerinden bağlanılan dans pisti ağının, dış dünyadaki güvencesizlik koşulları değişmeden devam ettiği sürece nasıl giderek anlamsızlaşan ve yıpratıcı bir hâl alan bir alan olduğunu düşünmeye yönelik pratik-temelli bir çalışmadır. Bu çalışma, dans pistinin katılımcılar için ilk etapta gündelik belirsizliklere karşı kısa süreli bir rahatlama, tanıdıklık ve birlikte olma hissi sunduğunu kabul eder; ancak bu rahatlamanın kalıcı bir dönüşüm yaratmadığını, aksine zaman içinde bir tür acımasız umuda dönüştüğünü öne sürer. Dans pisti, bu bağlamda, daha iyi bir yaşam ihtimaline tutunulan ancak bu ihtimalin koşullarının sürekli ertelendiği bir alan olarak ortaya çıkar. Çalışma, dans pisti ağının bu dönüşümünü doğrudan temsil etmekten ziyade, kayıt, tekrar ve kompozisyonel süreçler aracılığıyla bu yavaş çözülme hâliyle birlikte düşünür. Dış dünyadaki güvencesizliklerin değişmediği, ekonomik ve toplumsal baskıların süreklilik kazandığı koşullarda, dans pistinin sunduğu geçici rahatlama zamanla etkisini yitirir; aidiyet hissi yerini yorgunluğa, tekrar hissi yerini anlamsızlığa bırakır. Gradual Nonsense, bu süreci ani bir kırılma olarak değil, giderek yoğunlaşan ve sıradanlaşan bir çözülme olarak ele alır. Bu bağlamda ses, yaşananları açıklayan ya da temsil eden bir araç olarak değil; bu yavaş anlamsızlaşma sürecinin içinde kalmayı anlamaya yardımcı olan bir düşünme biçimi olarak kullanılır. Kayıtların tekrar etmesi ve giderek net bir anlatıya bağlanamaması, dans pisti ağının sunduğu geçici umutların zamanla nasıl muğlaklaştığını ve etkisini kaybettiğini duyusal düzeyde hissettirmeyi amaçlar. Gradual Nonsense, böylece dans pistinin sunduğu geçici rahatlık ile değişmeyen güvencesizlik koşulları arasındaki gerilimi, sonuca bağlamadan, bu gerilimle birlikte kalarak analiz eden bir yöntem ve sanatsal çıktı olarak görür. Farewell, dans pisti ağındaki güvencesizliğin göç, yokluk ve ayrılık deneyimleriyle nasıl kesiştiğini ele alan görsel-işitsel bir çalışma olarak işlev görür. Tekrar eden izleme ve kurgu pratikleri aracılığıyla hareketlilik, kayıp ve“geride kalma”hâllerinin ağ içinde nasıl gündelik deneyimler olarak yaşandığı incelenir. Bu çalışma, süreklilik ve kopuş arasındaki gerilimi görünür kılar. Farewell, dans pisti ağındaki güvencesizliğin göç, yerinden edilme ve yokluk deneyimleriyle nasıl kesiştiğini, hareketlilik (mobility) ve hareketsizlik (immobility) arasındaki gerilim üzerinden okur. Çalışma, dans pisti ağını yalnızca sürekli hareket eden, akışkan ve geçici bir yapı olarak değil; aynı zamanda bazı bedenlerin, ilişkilerin ve yaşamların belirli bir yerde kalmaya zorlandığı, karar veremediği ya da kalmaya ikna edildiği bir alan olarak düşünmeyi önerir. Tekrar eden izleme ve kurgu pratikleri aracılığıyla Farewell, hareket etme imkânı ile yerinde kalma hâli arasındaki belirsiz alanı görünür kılar. Göç, bu bağlamda yalnızca fiilî bir yer değiştirme olarak değil; sürekli ertelenen, askıda kalan ya da mümkün olmayan bir ihtimal olarak ele alınır. Dans pisti ağı içinde kurulan bazı dayanışma ve aidiyet pratikleri, bu askıda kalma hâlini geçici olarak katlanılabilir kılarken, aynı zamanda göçün ertelenmesine ya da askıya alınmasına da katkıda bulunabilir. Bu durum, hareketlilik ile yerinde kalma arasındaki ilişkinin basit bir karşıtlık değil, müzakere edilen ve zamansal olarak değişen bir süreç olduğunu ortaya koyar. Bu çalışma, dans pisti ağındaki süreklilik ve kopuş deneyimlerini kesin bir sonuca bağlamaz; aksine, tekrar ve döngüsellik yoluyla bu gerilimin gündelik yaşamda nasıl sıradanlaştığını ve normalleştirildiğini hissettirmeyi amaçlar. Çok kanallı bir ses yerleştirmesi olan Whisper, dedikodu ve fısıltıyı dans pisti ağı içinde bilginin, bakımın ve eleştirinin dolaşıma girdiği gayri resmî bir iletişim biçimi olarak ele alır. Diğer pratik-temelli çalışmalardan farklı olarak Whisper, doğrudan saha kayıtlarına dayanan bir temsil üretmek yerine, saha deneyimleri sırasında not alınan, hatırlanan ve tekrar edilen anlatılardan yola çıkan kurgusal bir etnografi olarak konumlanır. Çalışmanın metni, birebir aktarılan konuşmaların yeniden sunumu değil; sahada dolaşımda olan söylemlerin, uyarıların ve fısıltıların bileşimi olarak yazılmış bir senaryodan oluşur. Bu senaryo, yalnızca araştırmacı tarafından üretilmiş sabit bir metin değildir. Seslendirenlerin tamamı dans pisti ağının katılımcılarıdır ve seslendirme süreci boyunca kendi deneyimlerini, hatırladıkları olayları ve dolaşımda olan dedikoduları senaryoya eklemeleri teşvik edilmiştir. Bu süreç, metnin tekil bir bakış açısından ziyade, kolektif olarak yazılan bir anlatıya dönüşmesini sağlamıştır. Böylece Whisper, dedikoduyu yalnızca analiz edilen bir nesne olarak değil; bilginin kolektif biçimde üretildiği ve paylaşıldığı bir pratik olarak ele alır. Mekâna dağıtılmış çok kanallı ses yapısı ve dinleyicinin bedensel olarak hareket etmesini, eğilmesini ve yakınlığı denemesini gerektiren yerleştirme düzeni, dedikodunun alanda işlediği bedensel ve ilişkisel koşulları yeniden üretmeyi amaçlar. Fısıltılar, dinleyiciye doğrudan ve sabit bir anlatı sunmak yerine, parçalı, eksik ve yer yer örtüşen bir işitme deneyimi yaratır. Bu yapı, bilginin sahnede nasıl hiçbir zaman tam olarak merkezileşmediğini, aksine bedensel yakınlık ve güven ilişkileri üzerinden dolaşıma girdiğini vurgular. Whisper'da fısıltı, ses eksikliği ya da bastırılmışlık olarak ele alınmaz. Aksine, katılımcıların risk yönettiği, birbirlerini uyardığı, sahnedeki potansiyel tehlikeleri işaret ettiği ve güvenilir kurumsal desteklerin yokluğunda birbirleriyle düzenli olarak birbiriyle küçük muhabbetler yaptığı stratejik bir işitilebilirlik biçimi olarak düşünülür. Dedikodu, bu bağlamda yalnızca bilgi aktaran bir pratik değil; sahne içinde birbirini kollama, koruma ve bakım üretme biçimi olarak işlev görür. Whisper, bu gayri resmî iletişim ağlarının, dans pisti ağının sürdürülebilirliği ve katılımcıların gündelik hayatta kalma stratejileri açısından nasıl merkezi bir rol oynadığını, temsilden ziyade deneyimsel ve ilişkisel bir yöntemle görünür kılar.

Özet (Çeviri)

This thesis examines Istanbul's dancefloor network through a multimodal ethnographic and artistic research, focusing on how sound, sensory experience, artistic output and informal communicative practices like gossip shape belonging, knowledge, and survival under conditions of precarity. Rather than approaching the dancefloor as a physical limited site of musical performance venues or places where the performances occur, the study conceptualizes it as a scattered and affective network that includes people, spaces, practices, and relations that happen across venues, neighborhoods, and social contexts. The research investigates how participants navigate precarity, labor conditions, exclusion, belonging and care within this network, and how these dynamics are mediated through sound, movement, proximity, and everyday interaction. The theoretical framework brings together approaches from multimodal ethnography, sonic and sensory ethnography, artistic research, and theories of precarity and gossip. In particular, the thesis aims to understand why participants remain affectively attached to dancefloor networks that promise safety, autonomy, and belonging, yet simultaneously reproduce new forms of vulnerability and exclusion. The dancefloor emerges as a scene of temporary escape rather than resolution; a space where people seek relief from precarity and create mutual“better worlds”while encountering precarity reorganizations in the scene. Methodologically, the research is grounded in long-term insider participation within Istanbul's nightlife scene and employs multimodal ethnography with artistic outputs as tools as research design. Data was generated through participant observation, informal and semi-structured interviews, fieldnotes, field recordings, and practice-based artistic production. Sonic ethnography positioned listening, recording, and editing as analytic acts, while sensory ethnography expanded attention beyond single-sense hierarchies toward embodied and emplaced experience. Artistic research functioned as a mode of knowledge production rather than representation, enabling contextualizing through making. Three practice-based works Gradual Nonsense, Farewell, and Whisper operate as methodological tools within the thesis. Each work functions as a mode of inquiry through which the research thinks through sound, image, and space, enabling access to affective, sensory, and relational dimensions of the dancefloor network that remain difficult to articulate through text-based ethnography alone. Gradual Nonsense aims to understand networks scatteredness and sonic instability as an analytic method for registering the affective uncertainty, exhaustion, and meaninglessness that shape everyday participation in the network under precarious conditions. Through the processes of recording, editing, and compositional manipulation, sound here became a way of analyzing atmosphere rather than just documenting events. Farewell functions as an audiovisual method for exploring migration and absence, another approach to dancefloor network's precarity by using repeated viewing and editing to approach mobility, loss, and“being left behind”are experienced as everyday conditions in dancefloor network. Whisper, a multichannel sound installation, operates as a multichannel composition and epistemic method that examines how gossip and whispering circulate within the dancefloor network as informal communicative ways of knowledge, care, and critique. By using spatialized voices and requiring listeners to move, lean in, and examine proximity, the installation reproduces the embodied conditions under which gossip operates in the field. In this work, whispering is not treated as a lack of voice but as a tactile and strategic way of audibility through which participants manage risk, share warnings, and collectively interpret power relations in the absence of reliable institutional support. Taken together, these works demonstrate how artistic practice functions as an analytic process that generates knowledge through making, listening, showing, and spatial engagement, positioning practice-based experimentation as integral to the multimodal ethnographic methodology of the thesis. By integrating multimodal ethnography and artistic research, this thesis contributes to sound studies, anthropology, and artistic research by demonstrating how dancefloor networks function as precarious spaces in relation to belonging. The study proposes that understanding nightlife scenes requires attending not only to music and performance, but to the affective, sonic, and relational practices through which people attach and live on within uncertainty.

Benzer Tezler

  1. Beden ve mekan ilişkisi

    Relationship of body and space

    TUĞÇE ULUGÜN TUNA

    Sanatta Yeterlik

    Türkçe

    Türkçe

    2003

    Sahne ve Görüntü SanatlarıMimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi

    Sahne Tasarımı Ana Sanat Dalı

    DOÇ. DR. ŞEBNEM AKSAN

  2. Eğlence kavramının İstanbul`da geçirdiği değişim süreci ve mekana etkisi

    The evaluation process of entertainment concept in İstanbul and effects on place

    FEYZA CEYLAN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2004

    Mimarlıkİstanbul Teknik Üniversitesi

    Mimarlık Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. METE ÜNÜGÜR

  3. Arjantin tango temel hareketlerinin anatomik analizi

    Anatomical analysis of basic Argenitne tango figures

    RIZA ÖZGÜR ALTUN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    Bale ve Dansİstanbul Teknik Üniversitesi

    Performans Ana Sanat Dalı

    PROF. NİHAL CÖMERT

  4. Dub techno as orphic experience: Auditory aesthetics, spatiality, and sound

    Dub techno müziğin orfik deneyim olarak irdelenmesi: Sessel estetik, mekânsallık ve sound

    BAHADIRHAN KOÇER

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2023

    Müzikİstanbul Teknik Üniversitesi

    Müzikoloji ve Müzik Teorisi Ana Bilim Dalı (disiplinlerarası)

    DOÇ. DR. OZAN BAYSAL