Geri Dön

Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığında tolvaptan kullanan hastaların depresyon, anksiyete ve yaşam kalitesi düzeyleri ve kronik böbrek hastalığı evresi ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Evaluation of depression, anxiety, and quality of life levels and their relationship with chronic kidney disease stage in patients using tolvaptan in autosomal dominant polycystic kidney disease

  1. Tez No: 999470
  2. Yazar: SELİME ÇAPAR
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. KADİR GÖKHAN ATILGAN
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: İç Hastalıkları, Nefroloji, Internal diseases, Nephrology
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: Ankara Etlik Şehir Hastanesi
  11. Ana Bilim Dalı: Dahiliye Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç; Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı olan (ODPBH) bireylerde anksiyete, depresyon oranlarının yüksek olduğu yakın dönem çalışmalarında gösterilmiştir. Bu durumun yaşam kalitesini de olumsuz etkilediği bilinmektedir. Çalışmamızda ODPBH'nda halen kabul edilen tek tedavi olan Tolvaptan tedavisi almakta olan hastalarda duygu durum bozuklukları ve yaşam kalitesine olan etkilerini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız 1 Ocak 2024 ile 1 Ocak 2025 tarihleri arasında yürütülmüştür ve Etlik Şehir Hastanesi Nefroloji Kliniğinde ODPKBH ile takip edilen tGFR değeri >25 ml/dk olan tolvaptan tedavisi alan 38 hasta dahil edilmiştir. Katılımcıları KDIGO evrelendirmesine göre grup 1(evre 1 ve 2) grup 2 (evre 3 ve 4) olmak üzere 2 grupta incelendi. Çalışmamızdaki hastalara beş ölçek uygulanmıştır. Bu beş ölçek; EQ-5D Yaşam Kalitesi İndeksi, EQ-5D Visual Analog Skala (VAS), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS), Hasta Sağlığı Anketi (PHQ-9) ve Genetik Psikososyal Risk Aracı (GPRI) şeklindedir. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 40,1 ± 9,2 yıl olan 38 hasta (erkek: %57,9; kadın: %42,1) dahil edildi. Hastaların ortalama takip süresi 42,32 ± 36,3 ay idi. Hastaların ortalama VKİ (Vücut kitle indeksi) değeri 27,1 ± 4,5 kg/m² ile hafif şişman sınıfındaydı. Hastaların %68,4'ünde hipertansiyon mevcuttu ve %60'ı en az bir antihipertansif ilaç kullanıyordu. Serum kreatinin düzeyleri 6, 12, 18 ve 24. aylarda değerlendirildi. Değerlerde dalgalanma görülse de 18. ve 24. ay değerlerinde başlangıç değerlerine göre anlamlı değişiklik gözlenmedi. Kolesterol düzeylerinde 12. ayda anlamlı artış (p=0,008), hemoglobin düzeylerinde ise 24. ayda anlamlı düşüş (p=0,025) saptandı. Diğer biyokimyasal parametreler, karaciğer enzimleri (AST, ALT) ve lipid profilinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. Çalışmaya dahil edilen hastalarda EuroQol-5D-3L, MSPSS, PHQ-9 ve GPRI anketleri değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler incelendiğinde, EuroQol-5D-3L alt gruplarının incelenmesinde, hastaların büyük çoğunluğunun seviye 1'de (sorun yok) yer aldığı, yalnızca ağrı ve rahatsızlık boyutunda seviye 3 düzeyinde (%7,9) hasta bulunduğu saptanmıştır. KBH evrelerine göre karşılaştırmada yalnızca anksiyete alt grubunda istatistiksel olarak anlamlı fark (p=0.031) belirlenmiş; diğer parametrelerde ise anlamlı fark olmadığı görülmüştür. MSPSS anketine göre hastaların %60,5'i yüksek, %31,6'sı orta, %7,9'u düşük düzeyde algılanan sosyal desteğe sahip bulunmuştur. KBH evresi ile algılanan sosyal destek düzeyi arasında anlamlı fark saptanmamış; her iki grupta da sosyal desteğin yüksek olduğu belirlenmiştir. PHQ-9 anketinde hastaların depresyon düzeylerinin genellikle düşük olduğu, depresyon ve işlevsellik açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. GPRI (Genetik Psikososyal Risk İndeksi) anketinde hastaların yarısının (%50)“Hayatımda daha fazla problemim olacak”ifadesine katılmadığı, ancak ileri evre KBH grubunda“tamamen katılıyorum”yanıtlarının nispeten arttığı görülmüştür. Hastaların çoğu“aile ilişkilerinde zorluk”,“partner ilişkilerinde bozulma”ve“çocuklarıyla kalıtım konusunu konuşma”gibi ifadelere düşük puan vermiştir.“Kalıtsal geçiş nedeniyle suçluluk”ifadesinde ise hastaların büyük çoğunluğu katılmadığını belirtmiştir. Buna karşın,“ODPBH'nın böbrek yetmezliğine gitme riski”ifadesine hastaların %63,2'si yüksek puan (tamamen katılıyorum) vermiş, bu oran ileri evre KBH grubunda daha belirgin bulunmuştur. Genel olarak, GPRI verileri hastaların ODPBH'nin kalıtsal yönü ve gelecekteki etkileri konusunda belirli düzeyde farkındalık taşıdıklarını, ancak psikososyal düzeyde yüksek kaygı bildirmediklerini göstermektedir. Hastaların yaşam kalitesi değerlendirmesinde ortalama sağlık durumu puanı 68,16 ± 22,04 olarak ölçüldü. Hastaların yaşam kalitesi değerlendirildiğinde gruplar arasında belirgin farklılık olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte anksiyete ve depresyon semptomlarında çalışma sonunda KBH evrelerine göre artış olmadığı gözlendi.(p<0.05) Sonuç: Bu çalışmanın bulguları, otozomal dominant polikistik böbrek hastalığı (ODPBH) olan bireylerde tolvaptan tedavisinin hem fizyolojik hem de psikososyal açıdan önemli etkiler olduğunu göstermektedir. Anket verileri hastalığın psikolojik ve sosyal boyutuna ışık tutmaktadır. Tolvaptan tedavisi alan hastaların önemli bir kısmında PHQ-9 anketine göre hafif düzeyde depresoyn tespit edildi.(phq9 skoru ortalama 9 (0-27) idi.) Yaşam kalitesi puanları 0,84(0,59-1) olarak bulunmuştur. Aile öyküsü ve bakım yükünün hastalığın psikososyal yükünü artırdığı, hastaların büyük çoğunluğunun ailelerinde ODPBH'na bağlı renal replasman tedavisi ihtiyacı ve ölümlerin yaşamış olmasının ise genetik kaygı ve belirsizliği derinleştirdiği görülmüştür (p<0,029). Buna karşın, çok boyutlu sosyal destek algısının nispeten yüksek olması psikolojik tabloya olumlu katkı sağlamıştır. Sonuç olarak, ODPBH'nin yönetiminde renal parametrelerin yakın takibinin yanı sıra, psikolojik destek, genetik danışmanlık ve aile merkezli bakım yaklaşımlarının da entegre edildiği bütüncül bir tedavi modelinin benimsenmesi önerilmektedir. Hastalığın nesiller arası etkisi dikkate alınarak, aileleri de kapsayan multidisipliner bir yaklaşımın geliştirilmesi gerekliliği ortadadır. Tolvaptan tedavisi almayan hasta grubunun çalışıldığı Ayşenur Miray ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada anket skorları incelendiğinde EQ-5D-3L, MSPSS,PHQ-9 ve GPRI skorlarının ortalam değerleri sırasıyla 0,73, 5,46, 7,50 ve 41 şeklindedir. Bizim çalışmamızda ise bu skorlar sırasıyla 0,847, 5,47, 9 , 25 şeklinde olup karşılaştırıldığında tolvaptan tedavisi altında yaşam kalitesinin daha yüksek skora sahip olduğu (EQ-5D-3L) görülmektedir.

Özet (Çeviri)

Objective: Recent studies have shown that individuals with Autosomal Dominant Polycystic Kidney Disease (ADPKD) have higher rates of anxiety and depression, which are known to negatively affect quality of life. This study aimed to investigate mood disorders and their impact on quality of life in patients with ADPKD receiving Tolvaptan treatment, which is currently the only accepted therapy for this disease. Materials and Methods: This study was conducted between January 1, 2024, and January 1, 2025, and included 38 patients with ADPKD followed at Etlik City Hospital Nephrology Clinic who were receiving Tolvaptan therapy with an estimated GFR >25 ml/min/1.73m². Participants were divided into two groups according to KDIGO classification: Group 1 (stages 1–2) and Group 2 (stages 3–4). Five assessment tools were administered: EQ-5D Quality of Life Index, EQ-5D Visual Analog Scale (VAS), Multidimensional Scale of Perceived Social Support (MSPSS), Patient Health Questionnaire (PHQ-9), and Genetic Psychosocial Risk Instrument (GPRI). Results: A total of 38 patients (male: 57.9%; female: 42.1%) with a mean age of 40.1 ± 9.2 years were included. The mean follow-up duration was 42.32 ± 36.3 months, and the mean BMI was 27.1 ± 4.5 kg/m², indicating a mildly overweight group. Hypertension was present in 68.4% of patients, and 60% were using at least one antihypertensive drug. Serum creatinine levels were evaluated at 6, 12, 18, and 24 months. Although fluctuations were observed, no significant change was detected at 18 and 24 months compared to baseline. A significant increase in cholesterol levels at 12 months (p=0.008) and a significant decrease in hemoglobin levels at 24 months (p=0.025) were observed. Other biochemical parameters, including liver enzymes (AST, ALT) and lipid profile, showed no statistically significant changes. In the EQ-5D-3L questionnaire, the mean scores were as follows: mobility 1.29±0.46, self-care 1.13±0.35, usual activities 1.21±0.42, pain/discomfort 1.61±0.64, anxiety/depression 1.18±0.40, and overall VAS health score 68.16±22.41. The majority of patients reported“no problems”(level 1) across dimensions, except for pain/discomfort, where 7.9% reported severe problems (level 3). When compared by CKD stages, only the anxiety dimension showed a statistically significant difference (p=0.031). According to the MSPSS, 60.5% of patients had high, 31.6% moderate, and 7.9% low perceived social support. No significant difference in perceived social support was observed between CKD stages, with both groups showing generally high support levels. PHQ-9 results indicated that depressive symptoms were generally mild, and no statistically significant differences in depression or functional impairment were found between groups. In the GPRI assessment, half of the patients (50%) disagreed with the statement“I will have more problems in my life,”though the frequency of“strongly agree”responses was slightly higher in the advanced CKD group. Most patients gave low scores for items such as“difficulty in family relationships,”“deterioration in partner relations,”and“discussing heredity with children.”Conversely, 63.2% strongly agreed with the statement“ADPKD carries a risk of kidney failure,”with this response more prevalent among advanced CKD patients. The majority disagreed with the statement“I feel guilty about the hereditary transmission.”Overall, GPRI results indicated that patients were aware of the genetic and long-term implications of ADPKD but did not report high levels of psychosocial distress. The mean EQ-5D-3L overall health score was 68.16 ± 22.04, with no significant difference between groups. Anxiety and depression symptoms did not show any increase across CKD stages at study completion (p<0.05). Conclusion: The findings of this study indicate that Tolvaptan therapy in individuals with ADPKD has significant physiological and psychosocial effects. Questionnaire data illuminate the psychological and social dimensions of the disease. According to PHQ-9, mild depression was detected in a substantial portion of patients (mean PHQ-9 score: 9), and the mean EQ-5D-3L quality of life score was 0.84. Family history and caregiving burden appeared to increase psychosocial stress, while the high prevalence of renal replacement therapy and mortality among relatives deepened feelings of genetic anxiety and uncertainty (p<0.029). However, high levels of perceived social support contributed positively to psychological well-being. In conclusion, the management of ADPKD should not only involve close monitoring of renal parameters but also incorporate psychological support, genetic counseling, and family-centered care. Considering the intergenerational nature of the disease, developing a multidisciplinary approach that includes family members is essential. In comparison, in the study by Ayşenur Miray et al. involving ADPKD patients not receiving Tolvaptan, the mean scores for EQ-5D-3L, MSPSS, PHQ-9, and GPRI were 0.73, 5.46, 7.50, and 41, respectively. In our study, these values were 0.847, 5.47, 9, and 25, respectively, indicating that patients under Tolvaptan therapy had a higher quality of life (EQ-5D-3L).

Benzer Tezler

  1. Otozomal dominant polikistik böbrek hastalarında arteriyel sertlik değerlerinin ve bunu etkileyen faktörlerin retrospektif incelenmesi

    Retrospective analysis of arterial stiffness values and the factors affecting them in patients with autosomal dominant polycystic kidney disease

    EFE ERBAY

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    NefrolojiDokuz Eylül Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ YELDA DELİGÖZ BİLDACI

  2. Tolvaptan alan ve benzer klinik özelliklere sahip bu tedaviyi almayan polikistik böbrek hastalarında kardiyovasküler parametrelerin karşılaştırılması

    This treatment with Tolvaptan and with similar clinical features in patients with polycystic kidle who do not receive comparison of cardiovascular parameters

    ALPARSLAN DEMİRAY

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2023

    NefrolojiErciyes Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. İSMAİL KOÇYİĞİT

  3. Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığında“Mayo Imaging Classification”'a dayalı tahmini progresyonun gerçek yaşam verileriyle karşılaştırılması

    Comparison of predicted progression by Mayo Imaging Classification with real-world data in autosomal dominant policystic Kidney disease

    ÖZKAN ÖZDEMİR

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2026

    İç Hastalıklarıİstanbul Medeniyet Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. SABAHAT ALIŞIR ECDER

  4. Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığında tolvaptan tedavisinin renal sağkalım üzerine etkisinin değerlendirilmesi

    Evaluation of the effect of tolvaptan treatment on renal survival in autosomal dominant polycystic kidney disease

    ASYA EYLÜL AĞAOĞLU ÇELEBİ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    İç HastalıklarıUfuk Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    UZMAN EMEL IŞIKTAŞ SAYILAR

  5. Tolvaptan tedavisi alan otozomal dominant polikistik böbrek hastalarında idrar dansitesinin hasta takibi, progresyonu ve ilaç doz titrasyonundaki öneminin değerlendirilmesi

    Evaluation of the importance of urine density in patient monitoring, progression and drug dose titration in autosomal dominant polycystic kidney patients receiving tolvaptan treatment

    ERTUĞRUL SEVER

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    NefrolojiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. TANER BAŞTÜRK