Geri Dön

Construction project risk management under contingent circumstances: a case study during Ukraine-Russia war

Olağanüstü durumlar altında inşaat projesi risk yönetimi: Ukrayna-Rusya savaşı sırasında örnek bir vaka çalışması

  1. Tez No: 999084
  2. Yazar: MUHAMMED ALİ ÇOLAK
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. GÜRKAN EMRE GÜRCANLI
  4. Tez Türü: Yüksek Lisans
  5. Konular: İnşaat Mühendisliği, Civil Engineering
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: İngilizce
  9. Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Yapı İşletmesi Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Jeopolitik istikrarsızlık, silahlı çatışmalar, ekonomik yaptırımlar, küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve teknolojik ambargolar gibi olağanüstü koşullar altında yürütülen inşaat projeleri, geleneksel proje ortamlarından köklü biçimde ayrışan risk profilleri içerisinde faaliyet göstermektedir. Klasik inşaat risk yönetimi yaklaşımları; siyasi istikrarın, finansal sistemlerin işlerliğinin, lojistik ağların sürekliliğinin ve dijital altyapıların erişilebilirliğinin varsayıldığı görece öngörülebilir ortamlara dayanmaktadır. Ancak savaş, jeopolitik kriz veya ekonomik yaptırımlar gibi dışsal şoklar bu varsayımları geçersiz kılmakta; riskler yalnızca olasılık veya etki bakımından artmakla kalmayıp, aynı zamanda niteliksel olarak da dönüşmektedir. Bu tür koşullarda inşaat projeleri; fiziksel yıkım olmaksızın dahi, küresel piyasa entegrasyonunun bozulması, işgücü hareketliliğinin kısıtlanması, finansal dalgalanmalar ve dijital ekosistemlere erişimin engellenmesi gibi sistemik aksaklıklara maruz kalmaktadır. Mevcut akademik literatür, çatışma ortamlarında inşaat faaliyetlerini büyük ölçüde savaş sonrası yeniden yapılanma projeleri veya doğrudan aktif çatışma bölgelerinde yürütülen çalışmalar çerçevesinde ele almaktadır. Buna karşılık, fiziksel çatışma alanının dışında yer alan ancak dolaylı ve sistemik savaş etkileri altında faaliyetlerini sürdürmek zorunda kalan büyük ölçekli projelerin risk dinamikleri görece sınırlı biçimde incelenmiştir. Özellikle ekonomik yaptırımlar, finansal izolasyon, tedarik zinciri parçalanması ve teknolojik kısıtlamalar gibi“kinetik olmayan”savaş etkilerinin proje yönetimine yansımaları literatürde önemli bir boşluk oluşturmaktadır. Bu tez çalışması, söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlayarak, olağanüstü koşullar altında yürütülen inşaat projelerinde risklerin nasıl ortaya çıktığını, nasıl etkileşim kurduğunu ve bu risklere karşı hangi uyarlanabilir yönetim stratejilerinin geliştirildiğini incelemektedir. Bu kapsamda çalışma, ilk aşamada 1995-2024 yılları arasında yayımlanmış akademik çalışmalar, sektör raporları ve politika belgelerinin sistematik bir incelemesini gerçekleştirerek olağanüstü koşullar altında inşaat projelerini etkileyen riskleri çok boyutlu bir tipoloji çerçevesinde sınıflandırmıştır. Literatür sentezi sonucunda riskler; (i) siyasi ve güvenlik riskleri, (ii) tedarik zinciri ve lojistik riskleri, (iii) finansal ve sözleşmesel riskler, (iv) operasyonel ve işgücü riskleri, (v) teknolojik riskler ve (vi) çevresel riskler olmak üzere altı ana başlık altında toplanmıştır. Bu tipoloji, geleneksel risk sınıflandırmalarından farklı olarak, çatışma ve yaptırım koşullarında risklerin birbirini besleyen ve katmanlı yapısını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Geliştirilen bu kavramsal çerçeve, çalışmanın ampirik bölümünde analitik temel olarak kullanılmıştır. Tezin ampirik kısmı, Rusya-Ukrayna savaşı sırasında yürütülen Moskova Merkez Binası Projesi'nin derinlemesine bir vaka çalışmasına dayanmaktadır. Proje, fiziksel çatışma bölgesinin dışında yer almasına rağmen, uluslararası yaptırımlar, finansal dalgalanmalar ve teknolojik ambargolar nedeniyle ciddi sistemik aksaklıklar yaşamıştır. Büyük ölçekli bir Mühendislik-Tedarik-İnşaat (EPC) projesi olması, uzun süreli uygulanma dönemi ve küresel tedarik zincirlerine yüksek bağımlılığı nedeniyle bu proje, olağanüstü koşullar altında ortaya çıkan“kinetik olmayan”savaş risklerinin incelenmesi açısından kritik bir örnek teşkil etmektedir. Proje süresince yaşanan yaptırım kaynaklı tedarik felci, döviz kuru oynaklığı, lojistik güzergâhların yeniden yapılandırılması, işgücü istikrarsızlığı ve temel dijital yazılım platformlarına erişimin kesilmesi gibi gelişmeler, risklerin proje performansı üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerini gözlemleme imkânı sunmuştur. Vaka çalışması kapsamında EPC sözleşmesi ve ekleri, aylık ilerleme raporları, tedarik ve lojistik kayıtları, işgücü çizelgeleri, tasarım değişiklikleri, hak talebi dosyaları ve finansal veriler detaylı biçimde incelenmiştir. Özellikle yaptırımlar nedeniyle ortaya çıkan malzeme ikameleri, işveren kaynaklı tasarım değişiklikleri ve geciken onay süreçleri, doğrudan ve dolaylı maliyet unsurlarını içeren hak taleplerinin oluşumunu hızlandırmıştır. Bu bağlamda çalışma, FIDIC tabanlı uluslararası sözleşme uygulamaları ile Rusya Federasyonu yerel hukuk sistemi arasındaki farkların, hak talebi yönetimi üzerindeki etkilerini de irdelemiştir. Bulgular, risklerin yalnızca teknik veya finansal sorunlar yaratmadığını; aynı zamanda sözleşmesel, yönetsel ve kurumsal süreçleri de yeniden şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, olağanüstü koşullar altında risklerin etkin biçimde yönetilebilmesinin büyük ölçüde yüklenicinin örgütsel dayanıklılığına ve uyarlanabilir kapasitesine bağlı olduğunu göstermektedir. Erken tedarik stratejileri, tedarikçi çeşitlendirmesi, alternatif lojistik güzergâhların geliştirilmesi, kurum içi yazılım çözümlerinin üretilmesi ve işgücünün korunmasına yönelik hedefli önlemler, projenin sürekliliğinin sağlanmasında belirleyici rol oynamıştır. Buna karşılık, savaş öncesi dönemde belirli tedarikçilere ve yazılım ekosistemlerine aşırı bağımlılık, finansal uyum mekanizmalarının gecikmeli devreye alınması ve teknolojik yol bağımlılığı gibi unsurlar, risklerin etkisini artıran zayıflık alanları olarak öne çıkmıştır. Çalışma, olağanüstü koşulların geleneksel proje belirsizliği kavramının ötesinde, hibrit ve sistemik risk ortamları yarattığını ortaya koymaktadır. Bu tür ortamlarda risk yönetimi, yalnızca olasılık temelli yaklaşımlarla değil; bağlama özgü, esnek ve dayanıklılık odaklı yönetim paradigmalarıyla ele alınmalıdır. Tez, ampirik bulgular ile kavramsal çerçeveleri bütünleştirerek hem teorik hem de pratik açıdan önemli katkılar sunmaktadır. Çatışma kaynaklı sistemik aksaklıkların inşaat proje teslim süreçlerini nasıl dönüştürdüğüne dair anlayışı derinleştirmekte, kinetik olmayan çatışma ortamları için risk sınıflandırmasını geliştirmekte ve jeopolitik ve ekonomik istikrarsızlık altında faaliyet gösteren yükleniciler için uygulanabilir yönetim önerileri sunmaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, günümüzün küreselleşmiş ve kırılgan proje ortamlarında, uyarlanabilir risk yönetimi yaklaşımlarının giderek artan önemini vurgulamaktadır.

Özet (Çeviri)

Construction projects implemented under contingent circumstances characterised by geopolitical instability, economic sanctions, supply chain fragmentation, and technological isolation operate within risk environments that depart substantially from conventional project settings. While traditional construction risk management frameworks assume relative stability in political, financial, and logistical conditions, such assumptions collapse when external shocks disrupt global market integration, labour mobility, and digital infrastructures. Existing literature on construction under instability has largely focused on post conflict reconstruction or projects situated within active combat zones, yet comparatively little is known about how large-scale projects continue to function when exposed to indirect but systemic conflict induced disruptions. Addressing this gap, the present study synthesizes three decades of scholarly work to develop a multidimensional typology of risks arising under contingent circumstances, categorised into political and security, supply chain, financial and contractual, operational and workforce, technological, and environmental domains. This theoretical framework is applied to an indepth case study of the Moscow Headquarters Project, an ongoing EPC development undertaken during the Russia-Ukraine conflict. Although the project was located outside the physical theatre of hostilities, it experienced profound systemic disruptions including sanctions driven procurement paralysis, currency volatility, logistical rerouting, workforce instability, and digital embargoes that disabled access to essential software ecosystems. These disruptions were further compounded by employer-initiated design changes, delayed approvals, and the emergence of claim events related to both direct and indirect cost components. Through detailed examination of project documentation, contractual processes, labour records, procurement logs, and claim dossiers, the study identifies how these layered risks materialised and evaluates the contractor's adaptive responses. Findings reveal that successful mitigation depended heavily on organisational resilience, global sourcing capacity, financial robustness, and the rapid development of alternative digital and logistical infrastructures. Effective strategies included early procurement, supplier diversification, internal software development, and targeted workforce stabilisation measures, whereas shortcomings emerged in pre-war procurement dependence, technological path dependency, and delayed financial adjustments. The study demonstrates that contingent circumstances generate hybrid risk conditions that transcend traditional theories of project uncertainty, requiring adaptive, context specific, and resilience-oriented management approaches. By integrating empirical evidence with conceptual frameworks, this research offers substantive theoretical and practical contributions. It advances understanding of how conflict induced systemic disruptions reshape construction project delivery, refines risk categorisation for non-kinetic conflict environments, and provides actionable guidance for contractors operating under geopolitical and economic instability. The study ultimately underscores the growing necessity for adaptive risk management paradigms capable of withstanding globalised disruptions in contemporary construction practice.

Benzer Tezler

  1. Health and safety cost evaluation in construction projects case study: Oman DMIA project

    İnşaat projelerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği maliyet incelemesi örnek olay: Umman Uluslararası Havalimanı Projesi

    ŞAFAK CINGILLIOĞLU

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2012

    Kazalarİstanbul Teknik Üniversitesi

    İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. GÜRKAN EMRE GÜRCANLI

  2. İnşaat sektöründeki yöneticilerin liderlik yaklaşımları

    The Leadership approaches of managers in construction industry

    AYŞENUR KOCA

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2001

    Mimarlıkİstanbul Teknik Üniversitesi

    PROF.DR. HEYECAN GİRİTLİ

  3. Chak-logar akarsu havzasında uygun su hasat yerlerinin belirlenmesine yönelik karar destek sisteminin geliştirilmesi

    Development of decision support system for the identification of suitable water harvesting sites in chak-logar river basin

    M ABOBAKAR HIMAT

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    Çevre MühendisliğiKonya Teknik Üniversitesi

    Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. SELİM DOĞAN

  4. Katı atık depolama tesisleri ve uygulamadan bir örnek

    Başlık çevirisi yok

    AREL KAN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1996

    İnşaat Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    PROF.DR. AHMET SAĞLAMER

  5. Katı atıkların depolanmasında karşılaşılan geoteknik problemler

    Geotechnical problems encountered in disposal of wastes

    AHMET KUTAY

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1994

    İnşaat Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    PROF.DR. AHMET SAĞLAMER