Geri Dön

Lomber stenoz sebebiyle lomber dekompresyon cerrahisi yapılan olgularda preoperatif lomber MR görüntülemede redundant sinir kökleri varlığının tespiti, radyolojik olarak sınıflandırılması ve klinik ile ilişkisinin belirlenmesi

Detection of redundant nerve roots on preoperative lumbar MRI in patients undergoing lumbar decompression surgery due to lumbar stenosis, radiological classification, and determination of their clinical relationship

  1. Tez No: 994522
  2. Yazar: FATİH EKŞİ
  3. Danışmanlar: PROF. DR. ERHAN EMEL, DR. İLHAN AYDIN
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Nöroşirürji, Neurosurgery
  6. Anahtar Kelimeler: Lomber spinal stenoz, lomber dekompresyon, redundant sinir kökleri, nörolojik kladikasyo, Lumbar spinal stenosis, lumbar decompression, redundant nerve roots, neurogenic claudication
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: İstanbul Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi
  11. Ana Bilim Dalı: Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

AMAÇ Bu çalışmanın amacı, lomber spinal stenoz (LSS) olgularında cerrahi öncesi lomber manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile redundant sinir kökleri (RSK) varlığının belirlenmesi; RSK'nin radyolojik olarak stenozun derecesi ve seviyesi ile ilişkisinin incelenmesi, dekompresyon cerrahisi öncesi klinik bulgular ile olan ilişkisinin değerlendirilmesi ve ayrıca cerrahi süreç ile cerrahi sonuçlar üzerindeki etkisinin analiz edilmesidir. YÖNTEM Lomber spinal stenoz tanısı ile tek seviyede unilateral yaklaşımla bilateral dekompresyon cerrahisi uygulanmış toplam 218 hasta retrospektif olarak incelenmiştir. Hastaların ameliyat öncesi lomber manyetik rezonans görüntülemelerinde (MRG) redundant sinir kökleri (RSK) varlığı ile cerrahi uygulanan stenoz seviyeleri kaydedilmiştir. Ameliyat öncesi lomber MRG'de stenoz seviyesinde spinal kanalın ön-arka (anteroposterior) çapı ve lateral (transvers) çapı ölçülerek kaydedilmiştir. Klinik değerlendirme kapsamında hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası dönemdeki bel ve bacak ağrısı şikayetleri, Vizüel Analog Skala (VAS) kullanılarak ayrı ayrı değerlendirilmiş; ayrıca parestezi varlığı kayıt altına alınmıştır. Başvuru muayenesinde hipoestezi varlığı ile nörojenik kladikasyon (NK) mesafeleri değerlendirilmiş ve kaydedilmiştir. Cerrahi sırasında duratomi gelişen olgular ile intraoperatif kanama miktarları ameliyat ve anestezi notları üzerinden kayıt altına alınmıştır. Elde edilen tüm klinik ve radyolojik veriler üzerinden istatistiksel analizler gerçekleştirilmiş; RSK varlığı olan ve olmayan hasta grupları arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. BULGULAR RSK bulunan ve bulunmayan her iki grupta da ameliyat sonrası dönemde bel ve bacak ağrısı için Vizüel Analog Skala (VAS) skorlarında, ameliyat öncesine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme saptanmıştır. VAS skorlarındaki değişim (ΔVAS), ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası VAS skorları arasındaki fark olarak hesaplanmıştır. Gruplar arası karşılaştırmada, VAS skorlarındaki değişim miktarının (ΔVAS) RSK bulunmayan grupta anlamlı derecede daha fazla olduğu görülmüştür (Δbel VAS için p<0,001; Δbacak VAS için p<0,001). Spinal kanal anteroposterior ve lateral çapları karşılaştırıldığında, RSK bulunan grupta her iki ölçümün de istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,001). Lomber spinal stenoz en sık L4–L5 seviyesinde izlenmiştir. Nörolojik kladikasyo mesafeleri açısından yapılan değerlendirmede, RSK bulunan stenoz grubunda NK mesafelerinin anlamlı olarak daha kısa olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Ayrıca RSK bulunan grupta yaş ortalamasının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ameliyat öncesi dönemde parestezi ve hipoestezi varlığı açısından yapılan karşılaştırmada, bu klinik bulguların RSK bulunan grupta anlamlı olarak daha sık görüldüğü tespit edilmiştir. Cerrahi sırasında gelişen duratomi komplikasyonu açısından gruplar arasında yapılan karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Unilateral yaklaşımla bilateral dekompresyon (UYBD) cerrahisi sırasında ölçülen intraoperatif kanama miktarları değerlendirildiğinde, RSK bulunan grupta kanama miktarının anlamlı derecede daha fazla olduğu görülmüştür (p=0,004). İki grup arasında hastanede yatış süresi açısından yapılan karşılaştırmada, RSK bulunan grupta yatış süresinin anlamlı olarak daha uzun olduğu saptanmıştır (p=0,031). SONUÇ Bu çalışmada, redundant sinir kökleri (RSK) bulunan lomber spinal stenoz olgularının daha ileri yaş ve daha dar spinal kanal çapları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Her iki grupta da unilateral yaklaşımla bilateral dekompresyon (UYBD) cerrahisi sonrası bel ve bacak ağrısına ait Vizüel Analog Skala (VAS) skorlarında belirgin bir azalma izlenmiş ve her iki grubun da cerrahi tedaviden fayda gördüğü saptanmıştır. Bununla birlikte, VAS skorlarındaki değişim miktarının (ΔVAS) RSK bulunan grupta bel ve bacak ağrısı için istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlenmiştir. Bu bulgu, RSK bulunmayan hastalarda cerrahi faydanın daha belirgin olabileceğini düşündürmektedir. RSK bulunan grupta nörolojik kladikasyo mesafelerinin daha kısa olması ve parestezi ile hipoestezi gibi duyu bozukluklarının daha sık görülmesi, bu hastalarda klinik tablonun daha şiddetli seyrettiğini göstermektedir. Ayrıca RSK bulunan olgularda intraoperatif kan kaybının ve hastanede yatış süresinin anlamlı olarak daha yüksek olması, RSK varlığının cerrahi süreç ve perioperatif seyir üzerinde etkili olabileceğini ortaya koymaktadır. Tüm bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, RSK varlığının klinik ve radyolojik açıdan daha şiddetli lomber spinal stenoz ile ilişkili olduğu söylenebilir. Bu nedenle RSK, lomber spinal stenozlu hastalarda hastalığın ciddiyetini yansıtan önemli bir görüntüleme bulgusu olup, cerrahi sonuçların ve perioperatif risklerin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken bir faktör olarak değerlendirilmelidir.

Özet (Çeviri)

OBJECTIVE The aim of this study is to determine the presence of redundant nerve roots (RNR) on preoperative lumbar magnetic resonance imaging (MRI) in patients with lumbar spinal stenosis (LSS); to investigate the association of RNR with the degree and level of radiological stenosis; to evaluate its relationship with preoperative clinical findings; and to assess its association with the surgical process and postoperative outcomes. MATHERIAL AND METHOD A total of 218 patients who underwent single-level bilateral decompression via a unilateral approach for the diagnosis of lumbar spinal stenosis were retrospectively analyzed. The presence of redundant nerve roots (RNR) and the surgically treated stenotic levels were recorded based on preoperative lumbar magnetic resonance imaging (MRI). On preoperative lumbar MRI, the anteroposterior (AP) diameter and lateral (transverse) diameter of the spinal canal at the stenotic level were measured and recorded. As part of the clinical evaluation, preoperative and postoperative low back and leg pain were assessed separately using the Visual Analog Scale (VAS), and the presence of paresthesia was documented. At the time of admission, the presence of hypoesthesia and neurogenic claudication (NC) walking distance were evaluated and recorded. Intraoperative dural tears (durotomy) and intraoperative blood loss were documented based on surgical and anesthesia records. Statistical analyses were performed using all collected clinical and radiological data, and comparisons were made between patients with and without RNR.RESULTS In both groups with and without redundant nerve roots (RNR), a statistically significant improvement was observed in Visual Analog Scale (VAS) scores for both low back and leg pain in the postoperative period compared with preoperative values. The change in VAS scores (ΔVAS) was calculated as the difference between preoperative and postoperative VAS scores. In the intergroup comparison, the magnitude of change in VAS scores (ΔVAS) was significantly greater in the group without RNR (Δback VAS, p<0.001; Δleg VAS, p<0.001). When spinal canal anteroposterior and lateral diameters were compared, both measurements were found to be significantly smaller in the group with RNR (p<0.001). Lumbar spinal stenosis was most frequently observed at the L4–L5 level. Evaluation of neurogenic claudication (NC) distances demonstrated that NC distances were significantly shorter in the stenosis group with RNR (p<0.001). In addition, the mean age was significantly higher in the group with RNR. In the preoperative period, comparison of the presence of paresthesia and hypoesthesia revealed that these clinical findings were significantly more frequent in the group with RNR. No statistically significant difference was observed between the groups with regard to the incidence of intraoperative durotomy. When intraoperative blood loss during unilateral laminotomy for bilateral decompression (ULBD) surgery was evaluated, blood loss was found to be significantly greater in the group with RNR (p=0.004). Comparison of hospital length of stay between the two groups showed that hospitalization duration was significantly longer in the group with RNR (p=0.031). CONCLUSION In this study, patients with lumbar spinal stenosis accompanied by redundant nerve roots (RNR) were found to be associated with older age and narrower spinal canal diameters. In both groups, a significant reduction in Visual Analog Scale (VAS) scores for low back and leg pain was observed following unilateral laminotomy for bilateral decompression (ULBD), indicating that both groups benefited from surgical treatment. However, the magnitude of change in VAS scores (ΔVAS) for both back and leg pain was significantly lower in the group with RNR. This finding suggests that the degree of surgical benefit may be more pronounced in patients without RNR. Shorter neurogenic claudication distances and a higher prevalence of sensory disturbances, such as paresthesia and hypoesthesia, in the RNR group indicate a more severe clinical presentation in these patients. In addition, significantly greater intraoperative blood loss and longer hospital length of stay were observed in patients with RNR, suggesting that the presence of RNR may influence the surgical course and perioperative outcomes. Taken together, these findings indicate that the presence of RNR is associated with more severe lumbar spinal stenosis from both clinical and radiological perspectives. Therefore, RNR should be considered an important imaging finding that reflects disease severity and should be taken into account when evaluating surgical outcomes and perioperative risks in patients with lumbar spinal stenosis.

Benzer Tezler

  1. Değişik kökenli arpa çeşitlerinin başlıca morfolojik ve biyolojik karekterlerinin verimle olan ilişkileri

    Başlık çevirisi yok

    ALİ KAFİ GHASEMİ

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1987

    ZiraatÇukurova Üniversitesi

    Tarla Bitkileri Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. YUSUF KIRTOK

  2. 1986-1987 yılları arasında kliniğimizde lomber diskopati tanısı ile yatan hastalarda beta 1-24 tetracosactid (synacthen depot) uygulaması

    Başlık çevirisi yok

    SALİH MEVLİTOĞLU

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    1987

    Fiziksel Tıp ve RehabilitasyonDicle Üniversitesi

    Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. FERDA ERDOĞAN

  3. Çukurova koşullarında farklı gübre dozlarının 115 buğday (ekmeklik) çeşidinin gelişme ve verimi üzerine etkileri

    Başlık çevirisi yok

    BİLGİN AYAYDIN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1988

    ZiraatÇukurova Üniversitesi

    Toprak Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. NURİ GÜZEL

  4. Dejeneratif lomber spinal stenozlu hastalarda ve fikse kadavralarda redundant sinir kökleri

    Başlık çevirisi yok

    ALİ KALKAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    1988

    Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyonİstanbul Üniversitesi

    Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı