Geri Dön

Afet sonrası geçici yaşam alanları tasarımı: mekânsal verimliliği artırmaya yönelik hesaplamalı tasarım temelli bir analiz çalışması

Post-disaster temporary living spaces design: a computational design-based analyis study to increase spatial efficiency

  1. Tez No: 987445
  2. Yazar: KÜBRA BAKAN
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. AHMET GÜN, DOÇ. DR. BURAK PAK
  4. Tez Türü: Yüksek Lisans
  5. Konular: Mimarlık, Architecture
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Bilişim Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Dünya, doğal dengesini sürdürebilmek adına tarih boyunca çeşitli doğa olaylarına maruz kalmıştır. Bu süreçte, dünya üzerinde yaşayan toplumlar, öngörülmesi güç olan doğal afetlerin etkileriyle karşı karşıya kalmış ve yaşamlarını bu koşullar altında sürdürmüştür. Doğal afetler arasında, yerleşim alanları ve yapılaşma üzerinde önemli etkiler oluşturan deprem olgusu, barınma ihtiyacını doğrudan etkilemesi nedeniyle öne çıkmaktadır. Dünya genelinde birçok ülke deprem tehlikesi altında bulunmakta olup, Türkiye de bu ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye, aktif fay hatları üzerinde konumlanmış bir jeolojik yapıya sahiptir ve tarihsel süreçte farklı büyüklük ve şiddetlerde çok sayıda deprem meydana gelmiştir. Bu depremler, önemli ölçüde can ve mal kayıplarına yol açmıştır. Depremler sonucunda oluşan kayıpların başlıca nedenlerinden biri, yapıların deprem etkilerine karşı yeterli dayanımı gösterememesidir. Yapı hasarları ve yıkımlar sonrasında, afetzedeler için barınma ihtiyacı öncelikli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Uzun yıllar boyunca yaşanan afetlerin ardından, afetlerin meydana geldiği konumlar ve büyüklükler farklılık gösterse de, afet sonrası geçici barınma amacıyla kullanılan prefabrik yapılar ve bu yapıların yerleşim planlarında büyük ölçüde benzerlikler gözlemlenmektedir. Afetzedelerin, afet sonrası koşullarda barınmak zorunda kaldıkları konteyner yapılar, çoğu durumda geçici çözümler olarak tasarlanmasına rağmen uzun süreli yaşam alanları haline gelmektedir. Afet sonrası süreçte bireylerin yaşadığı kayıplar, yaşam düzenlerindeki köklü değişimler ve günlük rutinlerin yeniden oluşturulma gerekliliği göz önüne alındığında, barınma alanlarının standartlaştırılmış ve sabit yerleşim düzenine sahip konteyner birimlerinden oluşması, uzun vadede sağlıklı ve nitelikli yaşam çevreleri oluşturulması açısından sınırlılıklar ortaya koymaktadır. Bu durum, afet sonrası iyileşme ve yeniden yapılanma süreçlerinin sürdürülebilirliği üzerinde belirleyici bir etki oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, afet sonrası barınma ihtiyacını karşılamak üzere kurulan konteyner kentler özelinde, mekânsal pratikler aracılığıyla daha yaşanabilir, sosyal ve işlevsel gereksinimlere yanıt verebilen ve mahalle kurgusunu temel alan bir yerleşim düzeni önermektir. Önerilen yerleşim düzeni, özellikle yoğun yerleşim bölgelerinde meydana gelmesi olası afetlere hazırlık kapsamında, geçici barınma ihtiyacının yüksek olduğu alanlar için yaşam çevreleri oluşturmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda ele alınan yerleşimler, etkin bir mahalle düzeni kurgusu çerçevesinde değerlendirilmiş olup, mahalle kurgusunun temel hedeflerinden biri, yüksek kullanıcı yoğunluğunu barındırabilecek mekânsal organizasyonlar geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda, mimarlık alanında hesaplamalı tasarım pratiklerinden yararlanılarak, beklenen Marmara Depremi'nden etkilenmesi öngörülen yoğun nüfuslu megakent İstanbul çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışma kapsamında, farklı mahalle kurgularına olanak tanıyan ve birden fazla potansiyel yerleşim senaryosu üretebilen bir yapı sistemi tasarlanmıştır. Bu yapının tasarım sürecinde, üretken tasarım yaklaşımlarından biri olan Hücresel Özdevinim yöntemi tercih edilmiştir. Bu yöntem aracılığıyla, mahalle kurgusunun doğal oluşum süreçlerini ve mekânsal pratiklerini temsil edebilen, kendi kendine uyum sağlayarak farklı mekânsal sonuçlar üretebilen bir sistem geliştirilmiştir. Çalışma, Grasshopper ortamında parametrik tasarım altyapısı üzerine kurulmuş; Hücresel Özdevinim yöntemi Python dili ile oluşturulan bir kod bloğu aracılığıyla çalıştırılmıştır. AFAD İstanbul İl Müdürlüğü ile gerçekleştirilen görüşmeler doğrultusunda, İstanbul ili sınırları içerisinde üç farklı rezerv alan belirlenmiş ve önerilen sistemin uygulanabilirliğini değerlendirmek amacıyla bir vaka çalışması yürütülmüştür. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, çalışma kapsamında geliştirilen mekânsal yerleşim önerilerinin, afet sonrası geçici yaşam alanlarının planlanmasında görev alan karar vericiler için değerlendirilebilir bir yaklaşım sunması amaçlanmaktadır. Yürütülen vaka çalışmaları kapsamında, AFAD ve ilgili belediyeler tarafından planlanan mevcut vaziyet planları ile Hücresel Özdevinim yöntemi kullanılarak üretilen yerleşim senaryoları karşılaştırılmıştır. Eyüpsultan ve Maltepe rezerv alanlarında yapılan değerlendirmelerde, parsel sınırları ve konteyner birim ölçüleri değiştirilmeden yalnızca yerleşim kurgusunun yeniden düzenlenmesiyle, konteyner kapasitesinde %3,5 ile %13,3 arasında artış sağlanabildiği; buna ek olarak yeşil alan ve çok amaçlı kullanım alanları için binlerce metrekarelik ek potansiyel alan üretilebildiği görülmüştür. Elde edilen bulgular, özellikle AFAD planlarında yer almayan çok amaçlı kullanım alanlarının ve süreklilik gösteren yeşil alanların, üretken tasarım yöntemi ile yerleşim kurgusuna entegre edilebildiğini ortaya koymaktadır. Aynı konteyner sayısının korunduğu senaryolarda dahi, yalnızca vaziyet planı kararlarının değiştirilmesiyle %35'e varan oranlarda yeşil alan artışı ve önemli ölçekte ortak kullanım alanı üretimi mümkün olmuştur. Bu sonuçlar, afet sonrası geçici yaşam alanlarının tasarımında mekânsal organizasyonun, kapasite artışı kadar sosyal ve işlevsel mekân üretimi açısından da belirleyici bir rol oynadığını göstermektedir. Sonuç olarak, konteyner birimlerinin arazi üzerindeki yerleşim planlamasının geliştirilmesi, afet sonrası geçici yaşam alanlarında kullanıcıların yaşam koşullarının iyileştirilmesine ve psiko-sosyal iyileşme süreçlerinin desteklenmesine yönelik önemli bir potansiyel sunmaktadır. Bu planlama yaklaşımı, yoğun nüfuslu bölgelerde uygulanabilirliği ve afet sonrası iyileşme sürecine katkı sağlayabilme olasılığı nedeniyle, Marmara Depremi sonrasında oluşturulacak geçici yaşam alanlarının mekânsal niteliğinin artırılmasına yönelik değerlendirilebilir bir çözüm olarak ele alınmaktadır.

Özet (Çeviri)

Throughout history, the Earth has been exposed to various natural events as part of maintaining its natural balance. In this process, societies across the world have been confronted with natural disasters that are difficult to predict, and have continued their lives under such conditions. Among natural disasters, earthquakes stand out due to their significant impact on settlements and the built environment, as they directly affect the fundamental need for shelter. Many countries worldwide are exposed to earthquake hazards, and Türkiye is among them. Türkiye is located on a geological structure characterized by active fault lines and has experienced numerous earthquakes of varying magnitudes and intensities throughout history. These events have resulted in substantial loss of life and property. One of the primary causes of these losses is the inability of existing structures to adequately withstand seismic forces. Following structural damage and collapse, the need for shelter emerges as a critical issue for disaster-affected populations. Despite variations in the locations and magnitudes of disasters experienced over time, post-disaster temporary housing solutions—primarily prefabricated container structures and their settlement layouts—have remained largely unchanged. Although container units are generally designed as temporary solutions, they often become long-term living environments for disaster victims. Considering the significant losses experienced after disasters, the disruption of daily routines, and the necessity of reconstructing everyday life, reliance on standardized container units arranged in fixed settlement patterns presents limitations in creating healthy and high-quality living environments over the long term. This situation directly affects the sustainability of post-disaster recovery and reconstruction processes. The aim of this study is to propose a settlement layout for post-disaster container cities that prioritizes neighborhood-based organization and supports more livable environments capable of responding to social and functional needs through spatial practices. The proposed settlement approach is intended to create temporary living environments for areas with high post-disaster housing demand, particularly in densely populated regions. Within this framework, settlements are evaluated through an effective neighborhood structure, one of whose primary objectives is to accommodate high population densities through appropriate spatial organization. Accordingly, computational design practices in architecture are employed, and the densely populated megacity of Istanbul—anticipated to be affected by the Marmara Earthquake—has been selected as the study area. Within the scope of the study, a system capable of generating multiple potential settlement scenarios and diverse neighborhood configurations has been designed. In the design process, Cellular Automata, one of the generative design approaches, was selected as the primary method. Through this method, a system capable of representing natural neighborhood formation processes and spatial practices, while generating diverse spatial outcomes through self-adaptive mechanisms, was developed. The study was implemented within the Grasshopper environment using a parametric design framework, with the Cellular Automata method operated through a Python-based code block. Following consultations with the AFAD Istanbul Provincial Directorate, three different reserve areas within Istanbul were identified, and a case study was conducted to evaluate the real-world applicability of the proposed system. Based on the outcomes, the study aims to offer a spatial approach that may be considered by decision-makers involved in the planning of post-disaster temporary living environments. Within the scope of the case studies, existing site plans prepared by AFAD and local municipalities were systematically compared with settlement scenarios generated using the Cellular Automata method. These comparisons were conducted by evaluating container unit capacities, spatial distribution, and the allocation of open areas within identical parcel boundaries. In both the Eyüpsultan and Maltepe reserve areas, assessments were carried out without modifying container unit dimensions or parcel limits, ensuring that the observed differences resulted solely from variations in settlement layout strategies. The comparative analyses demonstrate that reorganizing settlement layouts alone enabled measurable increases in container capacity across multiple scenarios. In the Eyüpsultan reserve area, generative design outcomes produced container capacity increases ranging between 3.5% and 11.8% compared to existing AFAD plans. In addition to capacity gains, the proposed layouts generated substantial potential open spaces that could be allocated for multi-purpose communal uses and continuous green areas, while maintaining uninterrupted pedestrian and vehicular circulation. In the Maltepe reserve area, similar trends were observed, with container capacities increasing by up to 13.3% in scenarios producing maximum occupancy. Moreover, even in scenarios where the total number of container units remained equal to existing plans, significant improvements in open space allocation were achieved. In these cases, green areas increased by up to 35.2% solely through modifications in site planning decisions, without changes to unit dimensions, parcel boundaries, or construction typologies. In addition, multi-purpose communal spaces—largely absent in existing AFAD layouts—were systematically integrated into the settlement structure. Overall, the findings indicate that site planning decisions play a critical role in shaping the spatial quality of post-disaster temporary settlements. The integration of continuous green areas and multi-purpose communal spaces through generative layout strategies enhances not only spatial efficiency but also supports social interaction and everyday neighborhood practices. These results underline that interventions limited to spatial organization and settlement layout design can yield substantial improvements in post-disaster living environments, reinforcing the importance of planning approaches that extend beyond capacity optimization alone. In conclusion, improving the site planning of container units has significant potential to enhance living conditions in post-disaster temporary settlements and to support psychosocial recovery processes. Due to its applicability in densely populated areas and its potential contribution to post-disaster recovery, this planning approach may be considered a viable solution for improving the spatial quality of temporary living environments to be established following the Marmara Earthquake.

Benzer Tezler

  1. Taşıma gücü ne getirmiştir.

    Başlık çevirisi yok

    GÖNÜL ÖZMEN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1982

    İnşaat MühendisliğiAnadolu Üniversitesi

    DOÇ. GÜNDÜZ ÖZIŞIK

  2. Sıçan peritoneal mast hücrelerinde besin boyaları ve Sodium Benzoate'in etkisi

    The Effect of food colors and sodium benzoate on rat peritoneal mast cells

    NEVİN FERDA GÜR

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1988

    Allerji ve İmmünolojiGazi Üniversitesi

    Biyoloji Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. AFET SOLMAZ(ÖZARAN)

  3. Trabzon ili ve çevresi pes planus görülme sıklığı

    Başlık çevirisi yok

    GÜLAY YEGİNOĞLU

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1988

    MorfolojiKaradeniz Teknik Üniversitesi

    Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. AFET ÖZORAN