Geri Dön

Pedestrianization as a tool to create resilient cities through urban open space systems

Kentsel açık alan sistemleri aracılığıyla dirençli kentler yaratmak için bir araç olarak yayalaştırma

  1. Tez No: 985086
  2. Yazar: ILGIN YILMAZ SAVCI
  3. Danışmanlar: PROF. DR. MELTEM ERDEM KAYA
  4. Tez Türü: Yüksek Lisans
  5. Konular: Şehircilik ve Bölge Planlama, Urban and Regional Planning
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: İngilizce
  9. Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Kentsel Tasarım Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Kentsel Tasarım Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Sürekli değişim ve dönüşümün yaşandığı çağımızda, kentler bu değişimin hem nedeni hem de sonucu olarak şekillenmektedir. İnsanlığın büyük kısmının yaşamını sürdürdüğü, ekonomik, kültürel, sosyal ve çevresel birçok sürecin bir arada yaşandığı kentsel alanlar; günümüzde çok yönlü, karmaşık ve iç içe geçmiş sorunlarla karşı karşıyadır. Özellikle iklim değişikliği, doğal kaynakların tükenmesi, nüfus artışı, toplumsal eşitsizlik, mekansal ayrışma, ekonomik dalgalanmalar ve afet riski gibi küresel ve yerel ölçekte etkili olan sorunlar, kentlerin mevcut planlama yaklaşımlarıyla ele alınamayacak kadar karmaşık hale gelmiştir. Bu nedenle, kentlerin yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt vermesi değil, aynı zamanda gelecekteki belirsizliklere uyum sağlayabilecek şekilde dönüşebilmesi gerektiği giderek daha çok vurgulanmaktadır. Bu bağlamda kentsel dirençlilik kavramı, çağdaş kent planlamasında giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Kentsel dirençlilik, bir kentin krizler karşısında ayakta kalabilme, iyileşebilme, dönüşebilme ve hatta güçlenerek gelişebilme kapasitesini ifade etmektedir. Ancak bu kapasitenin oluşabilmesi için yalnızca altyapı sistemlerinin güçlendirilmesi ya da afet risk planlarının hazırlanması yeterli değildir. Dirençli bir kent aynı zamanda sağlıklı bir sosyal yapı, sürdürülebilir çevre, kapsayıcı kamusal alanlar ve işlevsel bir mekansal organizasyona sahip olmalıdır. Bu çalışmada, kentsel dirençliliğin ekolojik başta olmak üzere farklı boyutları, özellikle açık alan sistemleri ve yayalaştırma stratejileri üzerinden ele alınmakta; dirençli kentlerin inşasında bu iki kavramın nasıl katkı sunduğu tartışılmaktadır. Modern şehircilik anlayışında açık alanlar çoğunlukla“yeşil alan”olarak tanımlanmakta, planlarda ise genellikle boşluk olarak görülmektedir. Ancak çağdaş yaklaşımlar açık alanların yalnızca çevre düzenlemesi ya da nefes alma alanı olmadığını; aynı zamanda sosyal bağları güçlendiren, afet anında toplanma, iklimle uyum, yürüme alışkanlığı, toplumsal etkileşim, kamusal yaşam ve mekansal süreklilik gibi çok yönlü işlevler taşıdığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle açık alanlar, parçalı ve işlevsiz biçimde değil; birbirine bağlı, erişilebilir ve çok amaçlı bir sistem olarak ele alınmalıdır. Açık alanların birbirine bağlanması ve kent içinde bir ağ kurması ise çoğu zaman yaya hareketi üzerinden mümkündür. Dolayısıyla, bir açık alan sisteminden söz edebilmek için yalnızca parkların ya da açık alan olarak nitelendirilebilecek mekanların varlığı değil, bunların birbirine ve kullanıcıya yaya ölçeğinde bağlanabilirliği önemlidir. Bu noktada yayalaştırma stratejileri, sadece ulaşım politikası değil, aynı zamanda açık alan sisteminin bütünleştirici aracı olarak değerlendirilmelidir. Yayalaştırma, ilk olarak 20. yüzyıl ortasında gündeme gelmiş ve araç trafiğini kısıtlama amacıyla başlamıştır. Ancak zamanla bu stratejilerin sosyal, mekansal ve çevresel katkıları da anlaşılmış; yayalaştırma, kamusal yaşamı canlandıran, kent merkezlerini kaliteli mekanlara dönüştüren, hava kalitesini artıran ve kullanıcı güvenliğini sağlayan çok yönlü bir araç haline gelmiştir. Günümüzde yayalaştırma yalnızca belirli sokakları araç trafiğine kapatmak olarak algılanmamalı; kentsel mekanı bütüncül bir bakışla yeniden tanımlamak, yaya öncelikli bir kentsel ortam tasarlamak ve kentte kamusal yaşamın mekansal karşılığını oluşturmak için kullanılmalıdır. Bu tezde, yayalaştırmanın kentlerdeki açık alan sistemlerinin sürekliliğini sağlayan, yaya hareketini kolaylaştıran, çevresel sürdürülebilirliği destekleyen ve dirençliliği artıran temel bir planlama aracı olduğu savunulmaktadır. Literatürde farklı şekillerde tanımlanan ve sınıflandırılan yayalaştırma stratejileri bu tez kapsamında karşılaştırmalı olarak ele alınmış, farklı kaynaklardan elde edilen yaklaşımlar sentezlenmiş ve sentezlenen tüm yaklaşımlarla birlikte büyük, orta ve küçük ölçekli stratejiler şeklinde sınıflanarak çok ölçekli bir strateji çerçevesi oluşturulmuştur. Kuramsal çerçevede“kentsel dirençlilik”,“açık alan sistemleri”ve“yayalaştırma”kavramları, literatürdeki tarihsel gelişimi, dirençlilik ile bağlantıları, açık alan sistemlerini ele alış biçimleri, uluslararası örnekleri ve teorik yaklaşımlarıyla birlikte açıklanmıştır. Bu kuramsal yapı, saha araştırması ile desteklenmiş; kuram ile uygulama arasındaki ilişki, yerel bir örnek üzerinden araştırılmıştır. Araştırma alanı olarak İstanbul'un Avrupa yakasında bulunan Bayrampaşa ilçesi seçilmiştir. Bayrampaşa, İstanbul'un merkezi bölgeleri ile çevresi arasında geçiş alanı oluşturan; sanayi kimliği baskın olan ve kentsel dönüşüm baskısı altında bulunan bir ilçedir. Alanda açık ve yeşil alanların oranı oldukça düşüktür; sokak dokusu araç öncelikli planlanmıştır. Yenidoğan Mahallesi'nin güneyi, içerdiği fonksiyonlar, konumu, yapı yoğunluğu, sokak örgüsü ve sosyal yapı açısından çalışmanın uygulama alanı olarak seçilmiştir. Yenidoğan Mahallesi'nde gerçekleştirilen analizlerde, 1/5000 plan verileri, sokak gözlemleri, mevcut arazi kullanımları, bina yoğunlukları, fonksiyonlar ve yaya hareketliliği temel alınmış; sokak kesit analizi, ada tipolojileri ve açık alan tipolojileri üzerinden karakterize edilmiştir. Ayrıca morfolojik analizler, kentsel boşluklar, engel oluşturan yapılar ve fiziksel ayrışma unsurları detaylı şekilde incelenmiştir. Mahallede yapılan gözlemler, alanın hem yaya önceliği açısından hem de açık alan erişimi açısından ciddi mekansal sorunlar barındırdığını ortaya koymuştur. Bu analizler sonucunda çalışma alanı için önerilen stratejiler, fiziksel dönüşümün yanında toplumsal bütünleşme, güvenlik hissi ve afet direncine de katkı sağlayacak şekilde kurgulanmıştır. Ayrıca çalışmada açık alan sisteminin sadece fiziksel bir ağ değil, aynı zamanda kültürel, sosyal ve psikolojik aidiyeti de artıran bir yapı olduğu vurgulanmıştır. Bu yönüyle, kamusal açık alanlara yapılan her müdahale aynı zamanda toplumsal ilişkileri dönüştürme, kolektif hafızayı şekillendirme ve kamusal deneyimi yeniden oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Sonuç olarak bu tez, yayalaştırmanın yalnızca trafik düzenleme aracı değil, aynı zamanda kentsel dönüşümün, dirençli kentsel yapının ve sürdürülebilir kamusal yaşamın önemli bir aracı olduğunu savunmaktadır. Özellikle afet riski taşıyan, sosyal açıdan kırılgan olan, yoğun ve eski yapı stoğuna ait dönüşüm baskısı altındaki kentsel bölgelerde yayalaştırma odaklı stratejilerin açık alan sistemleriyle birlikte ele alınması, kentleri geleceğe hazırlamak açısından kritik önemdedir. Bayrampaşa örneği üzerinden geliştirilen bu stratejik çerçeve, hem mekansal süreklilik hem sosyal kapsayıcılık hem de dirençlilik açısından örnek teşkil edebilecek bütüncül bir araştırma sunmaktadır.

Özet (Çeviri)

In a world of constant transformation, cities continue to face complex and interconnected challenges. Urban areas where most people live and many event related to life take place are under pressure of environmental degradation, special segregation, spatial inequality and climate change. In such a context, traditional approaches to urban planning are no longer sufficient to address contemporary challenges. In particular, the dominance of private automobiles has fundamentally changed the urban landscape, leading to the fragmentation of open spaces and a decline in public space quality. In response, the ability of a city to adapt and respond to ongoing or unexpected conditions, referred as urban resilience, has become a critical concern in contemporary urbanism. This thesis investigates dimensions of resilience by focusing on urban open space systems and pedestrianization strategies. While resilience is often discussed through technical or infrastructural perspectives, this research argues that the spatial layout and connectivity of open spaces play a critical role in supporting ecological sustainability, encouraging social interaction, and fostering a healthier urban environment. When designed and connected effectively, urban open spaces can offer opportunities for ecological continuity, social engagement, walkability, and improved public health. Pedestrianization strategies are positioned as a key tool in this process: not only reducing car dominance, but enhancing the accessibility, vitality, and resilience of urban systems. The potential of pedestrianization strategies to enhance the quality, accessibility, and integration of urban open spaces is at the center of the research. As an important tool in urban areas, pedestrianization can help to reclaim urban space for people and encourage more sustainable and inclusive movements and interactions if it is implemented thoughtfully rather than only limiting car access. In other words, the thesis emphasizes that pedestrianization is not only a tool to regulate traffic or to diversify mobilization options, but a set of transformative strategies that improves the safety, vitality and sustainability of open space networks. In the thesis, three main concepts are explained based on an in-depth literature research focusing on social, economic, infrastructural, institutional and most importantly ecological dimensions of resilience, as well as classifications of pedestrianization strategies across scales (macro, meso, micro). The real-life situations and problems are addressed together with the spatial analysis for Bayrampaşa. The theoretical framework examines urban resilience, open spaces and pedestrianization concepts while the case study focuses on Bayrampaşa, a dense district of Istanbul characterized by aging building stock, limited and fragmented open spaces, and vehicle-dominated streets. Within this district, the southern part of Yenidoğan Neighborhood was selected as the study area due to its urgent need for pedestrianization strategies. Spatial analyses were conducted in terms of land use, block types, street sections, and the classification of open spaces. These analyses revealed interconnected challenges: insufficient number of green areas and other open spaces, unqualified pedestrian circulation areas, impermeable blocks restricting walkability, narrow and unsafe sidewalks, underutilized or residual spaces, fragmented and insufficient ecological structures, and vehicle occupancy across the area. The findings show that cities have experienced significant changes since the rise of the private car. The focus of urban areas and planners has shifted towards a more car-centered design which has spatially affected urban areas due to the dominance of highways and other automobile-related infrastructure. While the transportation infrastructure in cities has been designed for the easy movement of vehicles, pedestrian areas, open and natural spaces have been sacrificed for this cause. It is seen that many important planning approaches in the literature support this, either intentionally or unintentionally. Throughout the 20th century, models such as Garden City, Neighborhood Unit, Satellite Cities, Radiant City, Superblocks, and later New Urbanism attempted to create healthier and more livable environments by emphasizing decentralization, integration with nature, or pedestrian-oriented design. However, most in practice failed to meet their ideals, reinforcing car dependency and contributing to fragmentation, sprawl, and social segregation. Urban plans, especially those based on suburban expansion, further enabled physical separation within cities; centers located at long distances from each other increased car use rather than functioning internally. Although these inherited models cannot fully address today's urban vulnerabilities, their contradictions and partial successes offer valuable lessons showing that principles such as open space continuity, walkability, and multifunctionality remain crucial for resilience. The most affected areas by the dominance of vehicles in the urban fabric, open spaces have been defined as important areas for cities, both by regulating the natural balance in cities and by offering many different uses for urban dwellers. Although there are different classifications of open spaces in different sources, parks, squares, green areas and streets are generally considered within an open space system. In this study, open spaces were systematically classified to reveal both ecological and social potentials. Green areas were divided into ecologically supportive areas, residual greens, active neighborhood parks, vegetated squares, and private greens, while hard-surfaced areas included circulation corridors, public squares, and residual areas. This typology made it possible to evaluate not only the quantity but also the functionality and resilience potential of each space. Changes in the urban structure have negatively affected the open space network with all its elements mentioned, causing these areas to be mostly occupied by private vehicles. On the other hand, with all these processes that cities have undergone, climate change has also come into play, making it imperative for cities to adapt to changes. In this context, firstly the concept of sustainability was discussed and then important steps were taken to adapt cities to changes with the concept of urban resilience. In this context, it is not enough to make instant decisions and produce instant solutions. Rather, it is necessary to strengthen the adaptation of cities to different situations with flexible solutions by anticipating future dangers. As cities have increasingly suffered from issues such as pollution, ecological degradation, urban sprawl, and economic challenges, the dominance of the automobile in urban planning has gradually been reconsidered. In the context of urban resilience and open space systems, it can be argued that open spaces, when designed and used with appropriate purposes, contribute significantly to strengthening a city's resilience. However, in order to speak of a coherent open space system, physical and functional connections between open spaces must be established. These connections can be provided through pedestrian-related areas, which also play a key role in promoting sustainable urban mobility. Within the scope of this research, a strategic pedestrianization framework by synthesizing diverse classifications and perspectives from the literature was presented with a new multiscalar approach suitable with the area's need. The research concludes that Bayrampaşa, as one of the districts most vulnerable to both seismic risk and declining quality of life, urgently needs spatial strategies that foster resilience. In this context, establishing a resilient, connected, and multi-scalar open space framework can enhance ecological balance, mobility equity, and community well-being. This thesis therefore positions pedestrianization as a strategic driver of sustainable and resilient urban transformation, offering lessons not only for Bayrampaşa but also for other dense urban areas facing similar challenges.

Benzer Tezler

  1. Kentsel dönüşümle değişen kent dokusu ve yürünebilirlik ilişkisi: kağıthane, cendere vadisi

    Relationship between changing urban patterns with urban regeneration and walkability: kağithane, cendere valley

    İLAYDA KILIÇ ÖZOKCU

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    Şehircilik ve Bölge Planlamaİstanbul Teknik Üniversitesi

    Şehir ve Bölge Planlama Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. TURGAY KEREM KORAMAZ

  2. Tarihi kent merkezlerinde yürünebilirliğin değerlendirilmesi“Bursa Cumhuriyet Caddesi yayalaştırma örneği”

    Evaluation of walkability in historical city center“case study: Bursa Cumhuriyet Caddesi”

    SABİRE TUĞÇE KARADAL

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2020

    MimarlıkBursa Uludağ Üniversitesi

    Mimarlık Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. TÜLİN VURAL ARSLAN

  3. Kentsel değişimin konum tabanlı sosyal medya ağları ile incelenmesi: Taksim Meydanı örneği

    Evaluating urban change with location based social networks: The case of Taksim Square

    ONUR ERKAN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    Mimarlıkİstanbul Teknik Üniversitesi

    Kentsel Tasarım Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. DİLEK YILDIZ

  4. Kent merkezlerinde sokak yayalaştırmaları: Alsancak/ İzmir örneği

    Pedestrianization of streets in city centers: The case of Alsancak/ Izmir

    FATMA ÜMRAN BİNAY

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2001

    Şehircilik ve Bölge PlanlamaDokuz Eylül Üniversitesi

    Şehir ve Bölge Planlama Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. E. TAYFUN TANER

  5. İstanbul'da neoliberal kentleşme dinamikleri: Kamu yararı ve kentsel rejim analizi

    Neoliberal urbanisation dynamics of Istanbul: Public interest and urban regime analysis

    SEÇİL ÖZALP

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2017

    Şehircilik ve Bölge Planlamaİstanbul Teknik Üniversitesi

    Şehir ve Bölge Planlama Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. GÜLDEN ERKUT