Mevlânâ Vahîdüddin Han'ın hayatı ve hadis yorumculuğu(ihya ve ıslah düşüncesi özelinde)
The life of maulana wahiduddin khan and his hadith interpretation(within the framework of the thought of revival and reform)
- Tez No: 983347
- Danışmanlar: PROF. DR. ZEKERİYA GÜLER
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Din, Religion
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
- Enstitü: Sosyal Bilimler Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Hadis Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Mevlânâ Vahîdüddin Han'ın hayatı ve hadis yorumculuğunu merkeze alan bu çalışma, onun düşünce dünyasının teşekkül süreci ile ihyâ ve ıslah eksenli yaklaşımını incelemektedir. Han, geleneksel medrese eğitimi ile modern ilimleri mezceden bir tecrübeye sahip olmuş; bu ilmî birikim, hadis yorumculuğu ve ümmetin ıslahına dair düşüncelerinin temelini oluşturmuştur. Çalışmada, Hz. Peygamber'in ümmeti hakkındaki nebevî haberler ve Kur'ân ayetleri ışığında Han'ın, ümmetlerin tarihsel çöküş sürecini sünnetullâh ilkesi çerçevesinde değerlendiren analizlerine ve bu doğrultuda sunduğu çözüm önerilerine yer verilmiştir. Özellikle İsrâ Sûresi'nde geçen İsrailoğulları'na yönelik iki ilahî müdahale örneği, İslâm ümmetiyle ilişkilendirilerek ele alınmıştır. Ayrıca,“Sizden önceki ümmetlerin yolunu karış karış, arşın arşın takip edeceksiniz”ve“İslâm'ın kulpları birer birer ortadan kalkacaktır.”gibi hadisler üzerinden ümmetin tarihî sapma süreci açıklanmıştır. Han'a göre bu tür rivayetler, lider konumundaki müminlerin çöküş belirtilerini önceden fark ederek ihya ve ıslah için sorumluluk üstlenmelerini amaçlamaktadır. Fakat tarihsel süreçte ümmet, bu uyarılara rağmen önceki kavimlerin hatalarını tekrarlamış ve ilahî ikazlara gereken karşılığı verememiştir. Çalışmada ayrıca Yahudi ve Hristiyan toplumlarının tarihsel gelişim süreçleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Yahudilerin, dinin evrensel yönünü zamanla kavmî bir kimliğe dönüştürdükleri; hukukçularının (ahbâr) ise şeriatın zahirî yönüne ağırlık vererek ilahî hikmeti ikinci plana ittikleri görülmektedir. Bu durum, vahyin evrensel mesajının sınırlı bir toplumsal çerçeveye indirgenmesine sebep olmuştur. Hristiyanlar ise vahyin içeriğini felsefî yorumlarla harmanlamış; özellikle ruhban sınıfının etkisiyle tevhid merkezli inanç yapısından uzaklaşarak dinî öğretide beşerî unsurların öne çıkmasına sebep olmuşlardır. Kur'ân'ın beyanıyla bu topluluklar, hakikatten uzaklaşarak emânî (kuruntular) temelli bir din tasavvuruna yönelmişlerdir. Han'a göre benzer sapmalar, günümüz Müslüman toplumlarında da farklı biçimlerde görülmektedir. İslâm ümmeti, Han'a göre, zahiren varlığını sürdürecek fakat manevî özünü yitirerek hakikatten uzaklaşacaktır. Bu dönemlerde din, ilahî yönünü kaybedip millî ve kültürel bir kimliğe dönüşecek; toplum, beşerî yorumların etkisinde kalarak hakiki dinden yabancılaşacaktır. Han, bu durumu“Din garip olarak başladı ve tekrar garip olarak dönecektir.”hadisiyle ilişkilendirir. Han, tecdîd-i dîn kavramını; dinin aslî yapısını ve muhkem esaslarını koruyarak onu özüne döndürmek, unutulmuş sahih sünneti ihyâ etmek, sonradan karışan bid'atleri ayıklamak ve bozulmuş anlayışı ıslah etmek şeklinde tanımlar. Han, İslâm ümmetinin önceki toplulukları takibini yalnızca ibadetlerdeki benzerliklerle sınırlı görmez. Ona göre bu benzeşme, dinî, sosyal, siyasî ve metodolojik boyutlarda da ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Abbâsîler döneminde teşekkül eden literatür, siyer ve tarih yazıcılığı da bu sürece dâhil olmuştur. Han, metodolojik taklitçiliği ümmetin fikrî gerilemesinin başlıca sebep olarak görür. Kur'ân'da eleştirilen“atalara bağlılık”anlayışının İslâm ümmeti içinde tekrarlandığını vurgulayan Han, ilahî dinin zamanla millî ve ideolojik çıkarlar doğrultusunda araçsallaştırıldığını belirtir. Han ayrıca, hadiste geçen“müsenna (Mişna)”kavramı ile fıkıh literatürü arasında paralellik kurarak bu noktaya eleştiriler yöneltmiş; tasavvuf merkezli din anlayışındaki sapmaları da değerlendirmiştir. Bunun ardından Kur'ân ve hadis temelli sahih tasavvuf anlayışını ortaya koymuş, merkeze“tezkiye”ilkesini yerleştirerek dinin aslî özüne dönüş çağrısında bulunmuştur. Han'ın“Fitne-i Düheymâ”hadisi etrafındaki analizlerinde ise çağdaş dönemdeki nazarî ve amelî sapmaların arka planında Darwin, Marx, Freud ve Mevdûdî gibi düşünürlerin etkili olduğu görülmektedir. Modern fikirlerin etkisiyle bazı Müslümanlar İslâm'ı toplumsal değişimin ve siyasî bir sistemin kaynağı olarak yorumlamışlardır. Bu çerçevede, çalışmada Han'ın söz konusu yaklaşımı eleştirerek teklif ettiği“davet-i ilallâh”modeli üzerinde durulmuş; ayrıca Kur'ân'ın tevkîfî tertibi ve ümmetin ıslahı arasındaki ilişkiye dair tespitlerinin yanı sıra hadislerde geçen“İhvân-ı Rasûl (Rasûl'ün kardeşleri)”kavramı çerçevesinde bu zümrenin ümmet içindeki misyonuna yönelik değerlendirmelere de yer verilmiştir.
Özet (Çeviri)
This study examines the life and hadith interpretation of Maulana Wahiduddin Khan, focusing on the formation of his intellectual outlook and his revivalist and reform-oriented approach (ihya and islah). Khan possessed a unique educational background that synthesized traditional madrasa scholarship with modern sciences; this intellectual synthesis formed the foundation of his exegetical approach to hadith and his broader views on the islah of the Muslim community. The study explores Khan's analyses of the historical decline of nations in light of the sunnatullah, as derived from hadith concerning the ummah and relevant Qur'anic verses. In particular, his interpretation of the two divine interventions directed at the Children of Israel in Surat al-Isra' is discussed in relation to the Muslim ummah. Likewise, hadiths such as“You will surely follow the ways of those before you, span by span and cubit by cubit”and“The bonds of Islam will be undone one by one”are examined as the framework through which Khan explicates the historical deviation of the Muslim community. According to Khan, such narrations aim to awaken a sense of responsibility among believing leaders to recognize the early signs of communal decline and to act toward revival and reform. Nevertheless, despite these prophetic warnings, the ummah has historically repeated the mistakes of previous nations and failed to respond adequately to divine admonitions. The study also presents a comparative examination of the historical trajectories of Jewish and Christian communities. Khan observes that the Jews gradually transformed the universal message of religion into an ethnocentric identity, while their jurists (ahbar) emphasized the outward form of the law at the expense of divine wisdom. This resulted in the restriction of revelation's universal message to a limited sociocultural framework. The Christians, on the other hand, blended revelation with philosophical interpretations; under the influence of the clergy, they drifted from a monotheistic worldview toward a religion dominated by human elements. The Qur'an describes both groups as having strayed from the truth and adopted a religion based on amani. Khan argues that similar deviations are observable in contemporary Muslim societies. While the Muslim ummah may continue to exist outwardly, it risks losing its spiritual essence and becoming estranged from the truth. In such periods, religion tends to lose its divine character, turning instead into a national or cultural identity shaped by human interpretations. Khan relates this condition to the prophetic tradition:“Islam began as something strange and will return to being strange again.”He defines the concept of tajdid al-din as restoring religion to its original purity by safeguarding its foundational principles, reviving forgotten authentic Sunnah, purging later innovations (bidʿa), and reforming corrupted understandings. For Khan, the Muslim imitation of previous communities is not confined to acts of worship but extends to religious, social, political, and methodological dimensions. He also includes in this critique the historiographical and biographical literature developed during the Abbasid codification period, which he views as part of the same imitative process. Khan identifies methodological imitationthe uncritical acceptance of inherited ijtihadas a major cause of the intellectual stagnation of the ummah. Drawing attention to the Qur'anic condemnation of blind adherence to ancestral traditions, he argues that divine religion has been instrumentalized to serve nationalistic and ideological interests. He further draws a parallel between the“Mishnah”mentioned in hadith literature and the Islamic corpus of fiqh, criticizing the ossification of jurisprudence. Khan also addresses deviations within Sufi-centered religiosity, proposing instead a Qur'an- and hadith-based model of authentic Sufism centered on the principle of tazkiyah (spiritual purification) and calling for a return to the original essence of religion. In his analysis of the hadith on Fitnat al-Duhaymaʾ, Khan associates the theoretical and practical deviations of the modern era with the intellectual influences of figures such as Darwin, Marx, Freud, and Abul A'la al-Maududi. Under the sway of modern ideologies, some Muslims have reinterpreted Islam as primarily a source of sociopolitical transformation. Within this framework, the study presents Han's criticisms of this approach and his proposed model of da'wat ila Allah. It also includes his observations on the relationship between the Qur'an's divinely arranged structure (tawqîfî) and the islah of the ummah, as well as evaluations concerning the mission of the group referred to in hadiths as Ikhwân al-Rasûl.
Benzer Tezler
- Behçetli hastalarda gastrointestinal sistem tutulumu üzerine prospektif bir çalışma
Başlık çevirisi yok
ŞEREF EREN
- Muhyiddin İbn'ül-Arabi ve sistemi (Gazzali-Sühreverdi-Konevi-Mevlana ile mukayeseler)
Muhyiddin İbn'ül-Arabi and his system
KAZIM YILDIRIM