Aydınlı Visâlî'nin şiirlerinde sözvarlığı
Vocabulary of Aydınlı Visâlî's poems
- Tez No: 971571
- Danışmanlar: DOÇ. DR. MÜSLÜM YILMAZ
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Türk Dili ve Edebiyatı, Turkish Language and Literature
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: İstanbul Üniversitesi
- Enstitü: Sosyal Bilimler Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Türkiyat Araştırmaları Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Klasik Türk Edebiyatı, İslam medeniyetinin etkisi altında gelişen, XIII. asır sonlarından XIX. asır ortalarına kadar yaklaşık altı asırlık bir dönemi kapsayan köklü bir edebiyat geleneğidir. Bu edebî anlayış şekil ile içerik bakımından Arap ve Fars edebiyatlarının etkisiyle oluşmuş, Osmanlı toplum yapısı ile saray kültürünün katkısıyla zenginleşmiştir. Başlangıçta Anadolu'da Farsçanın hâkimiyeti dikkat çekerken, XIII. asır itibariyle mutasavvıfların felsefelerini geniş halk kitlelerine yaymak maksadıyla Türkçeyi kullanmaları bu tabloyu yavaş yavaş değiştirmeye başlamıştır. Bu hadise Türk Dinî-Tasavvufî Edebiyatı'nın doğuşunu ve zamanla klasik şiir geleneğinin de zeminini hazırlayacak olan bir amil olmuştur. XIV. asırdan itibaren bilhassa Germiyan-oğulları ve Osman-oğulları Beyliklerinde Türkçe şiir yazan şairler ortaya çıkmıştır. Ahmedî, Şeyhoğlu, Hoca Dehhânî gibi isimler bu dönemin öncüleri arasındadır. XV. asra gelindiğinde ise klasik Türk şiiri, Şeyhî'nin şahsında kendine has kimliğini kazanmaya başlamış görünmektedir. Bu asrın sonlarına doğru Osman-oğulları'nın öncülüğünde Türkiye'de siyasî birliğin yeniden sağlanması sanat ve kültür muhitini son derece zenginleştirmiş, bilhassa saray çevresinde başta şiir olmak üzere birçok edebî türde eserler verilmiştir. Bu dönem, padişahların da şiirle ilgilendiği ve sanatın devlet patronajına alındığı bir devir olmuştur. XVI. asıra gelindiğinde ise içinde şair biyografilerinin de yer aldığı tezkire türünde eserler dikkati çekmeye başlamaktadır. Sehî Bey'in Heşt Bihişt adlı eseri, bu türün Türkiye sahasındaki ilk ve mühim örnekleri arasında zikredilebilir. Yazılan bu tezkirelerde tanınmış şairlerin yanı sıra ikinci ve üçüncü dereceden sayılabilecek şairler hakkında da bilgiler bulunmaktadır. Bu sayede devrin edebiyatına yön veren meşhur sanatkarlarının haricinde başka birçok şaire ait biyografik malumatın da günümüze ulaşması mümkün olmuştur. Bu ikinci gruba örnek olabilecek şairlerden birisi de Aydınlı Visâlî'dir. Aydınlı Visâlî, mevcut olduğu bilinen dîvânının bugün için bir nüshası elde olmamasına rağmen, pek çok şiiri bilinen ve II. Bayezid ile Yavuz Sultan Selim devirlerinde yaşamış bir şairdir. Onun Türk edebiyatı tarihindeki ünü ise daha çok“Türkî-i Basît”tartışması içerisinde anılan isimlerden biri olmasından ileri gelmektedir. Türkî-i Basît kavramı ilk olarak 1921 yılında Köprülüzâde Mehmed Fuad tarafından Tevhîd-i Efkâr gazetesindeki yayınlanan“Millî Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri”adlı makaleyle ortaya atılmıştır. Köprülüzâde'nin bu yazısına göre Türkî-i Basît, XV. asır sonları ve XVI. asır başlarında divan şiirinin Arapça-Farsça kelimelerle süslü ağır diline karşı sade Türkçe ile şiir yazmayı amaçlayan bir edebî akımdır. Köprülüzâde daha sonra 1928 yılında yayınlanan“Millî Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Dîvân-ı Türkî-i Bâsit”adlı eserinde önceki makalesindeki görüşlerini genişletmiş, XVI. asır şairlerinden Edirneli Nazmî'nin hacimli dîvânında“Türkî-i Basît”başlığını taşıyan şiirleri bir araya toplamış ve bu akımın öncüleri olarak Edirneli Nazmî ve Tatavlalı Mahremî'yi göstermiştir. Buna kanıt olmak üzere iki şairin aruz vezniyle yazılmış ancak sade ve kelime kadrosu çoğunlukla Türkçe kelimelerden oluşan şiirlerini göstermiştir. H. Nihâl Atsız ise Köprülüzâde Mehmed Fuad'ın danışmanlığında Edirneli Nazmî üzerine yaptığı 1930 tarihli bitirme tezinde hocasının yaklaşımını devam ettirmiş, hatta Aydınlı Visâlî'yi Türkî-i Basît'in akımının kurucusu olarak göstermiştir. Atsız'a göre bu üslup yalnızca edebî bir tercih değil, aynı zamanda dilde Türkçülüğün bir ifadesidir. Bu çalışmayla birlikte genel çerçevesi çizilmiş olan“Türkî-i Basît Akımı”daha sonraki akademik çalışmalarda uzun süre bu hâliyle kabul gören bir kavram hâline gelmiştir. Bu duruma örnek olarak 1954'te Abdülbaki Gölpınarlı'nın divan edebiyatını incelediği bir eserinde Tatavlalı Mahremî ve Edirneli Nazmî'nin Arapça ve Farsça tamlamalar kullanmayarak adına Türkî-i Basît denilen bir edebî tarz ortaya koyduklarını ancak bunun bir tür fantezi olarak kaldığını yazması gösterilebilir. Aynı şekilde Agâh Sırrı Levend de Türk dilinde sadeleşme hakkındaki 1960 tarihli eserinde XV. asrın sonunda oldukça sade bir dil kullanarak bazı şiirlerin kaleme alındığını belirtmiştir. Levend'e göre sade dille yazılan manzumeleri Aydınlı Visâlî'nin başlatmış, bu yolu daha sonra Tatavlalı Mahremî ve Edirneli Nazmî'nin devam ettirmiştir. Ona göre yazılan bu tip şiirlerin içerisinde hiçbir yabancı sözcük bulunmaması bu cereyanın klasik şiirin ağdalı ve ağır diline bir karşı koyuş olarak saymak mümkündür. Zamanla Türkî-i Basît'e karşı tepkiler görülmeye başlanmıştır. Bunun ilk örneği olarak Vasfi Mahir Kocatürk'ün 1964 yılında kaleme aldığı Türk Edebiyatı Tarihi verilebilir. Bu eserinde Kocatürk, Edirneli Nazmî'nin Türkî-i Basît başlığını koyduğu şiirlerinde edebî açıdan yeni bir şey olmadığını, böyle şiirler yazmanın kendisinden önce XIII. ve XIV. asırlarda da aynı lisan ve üslup özelliklerine sahip şiirler yazıldığını dile getirmiştir. Vasfi Mahir Kocatürk ayrıca Edirneli Nazmî tarafından yapılanın bir millîlik veya bir ilerilik olmadığını bu durumun bilakis o dönem şiirlerinin üslubu ve lisanı düşünüldüğünde bir gerilik olarak değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Zaman içerisinde fikrini değiştiren araştırıcılar da olmuştur ki buna örnek olarak Walter G. Andrews gösterilebilir. Andrews başlangıçta 1985 tarihli bir makalesinde Türkî-i Basît'in varlığını kabul ederek bunu başarısız bir girişim olarak görmüş ancak 2002 yılına gelindiğinde kitabında bu akımın Köprülüzâde tarafından kurgulanmış bir anlatı olduğunu ileri sürmüştür. Görüldüğü üzere zaman içerisinde Türkî-i Basît'e yönelik eleştiriler artmıştır. Türkî-i Basît'in bir akım olmadığına yönelik en güçlü itiraz ise Edirneli Nazmî hakkında bir doktora tezi yazan Ziyâ Avşar'dan gelmiştir. 2001 yılında yayınladığı“Türkî-i Basiti Yeniden Tartışmak”adlı makalesinde Avşar, Türkî-i Basît'in bir akım olamayacağını çünkü bir akım olmanın şartlarını yerine getiremediğini belirtir. Bu nedenle Ziya Avşar'a göre Türkî-i Basît bir akımdan ziyade Mahallîleşme sürecinin bir merhalesi olarak görülmelidir. Başka bir deyişle, Türkî-i Basît gibi girişimler ona göre klasik şiirde halk dilinin unsurlarını daha görünür kılma çabasının birer parçası olmaktadır. Bu tartışmalar sürerken, 2004 yılında M. Fatih Köksal, Edirneli Nazmî divanında daha önce tespit edilmemiş 29 yeni gazeli ortaya çıkarmış ve bunlarda“Türkî-i Basît”ifadesinin bulunduğunu belirtmiştir. Köksal, bu şiirlerin sade bir dil tercihini yansıttığını, ancak bir akım yaratmayı amaçlamadığını savunmuştur. Bu sürede Aydınlı Visâlî üzerine yapılan araştırmalar da artmıştır. İlk önce Ahmet Mermer 2006'da daha sonraysa Beyhan Kesik 2020'de Aydınlı Visâlî'nin daha önce bilinmeyen pek çok şiirini yayınlamıştır. Bu yeni materyal sayesinde Aydınlı Visâlî'nin klasik şiirdeki yerinin yeniden değerlendirilmesinin mümkün bir hâle gelmiştir. Netice olarak bu tezde, Aydınlı Visâlî'nin şiirlerindeki sözvarlığı ortaya konulmuş, Visâlî'nin klasik bir şair olarak Türkçeyi nasıl ve ne ölçüde kullandığının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bunun sonucunda Visâlî'nin kendi devrinin edebî anlayışına uygun olarak klasik üslupta şiirler yazdığını ancak bazı manzumelerinde söz kadrosu ve dil bakımından gayet sade bir Türkçe kullandığı söylenebilmektedir. Ancak bahsi geçen bu şiirler onun bilinen şiirleri arasında küçük bir yekûn tutmakta olduğundan Aydınlı Visâlî'nin bu tercihinin şuurlu bir Türkçecilik sayılıp sayılamayacağı müphem kalmaktadır. Yine de bu durum tezkire yazarlarından Latifî'nin eserinde Visâlî hakkında“onun bir icadıdır”diyerek sade bir manzumesini örnek göstermesiyle birleştirilince anlam kazanmakta ve Visâlî'nin en azından böylesi bir deneyişte bulunabilmiş olma ihtimalinden söz etmeyi mümkün kılmaktadır. Şüphesiz XV. ve XVI. asırda Türkçe hakkındaki edebî muhitin düşünüşleri ve Türkçenin genel durumu yapılacak yeni çalışmalarla aydınlatılmaya muhtaçtır. Bu tez sayesinde Türkî-i Basît tartışmalarına bir ek yapılması ve Aydınlı Visâlî'nin şahsında da az önce söz konusu edilen büyük mesaiye küçük bir katkı sağlanması amaçlanmıştır.
Özet (Çeviri)
Classical Turkish Literature is a well-established literary tradition that developed under the influence of Islamic civilization and spans approximately six centuries, from the late 13th century to the mid-19th century. This literary understanding was shaped in terms of both form and content by the influence of Arabic and Persian literatures and was enriched by the structure of Ottoman society and palace culture. While Persian dominance was prominent in Anatolia at the beginning, starting from the 13th century, the use of Turkish by mystics (Sufis) to spread their philosophies to the broader public gradually began to change this picture. This phenomenon became a factor that led to the emergence of Turkish Religious-Sufi Literature and eventually laid the groundwork for the classical poetry tradition. From the 14th century onward, poets who wrote in Turkish began to emerge, particularly in the Beyliks of the Germiyan and the Ottoman. Names such as Ahmedî, Şeyhoğlu, and Hoca Dehhânî were among the pioneers of this period. By the 15th century, classical Turkish poetry seemed to be gaining its distinct identity, particularly in the person of Şeyhî. Toward the end of this century, the re-establishment of political unity in Turkey under the leadership of the Ottoman Dynasty greatly enriched the cultural and artistic environment, especially in the palace circle, where many literary Works, chiefly poetry, were produced. This era was also one in which Sultans themselves engaged with poetry, and art came under state patronage. By the 16th century, works in the genre of tezkire, collections of poet biographies, began to draw attention. Sehî Bey's Heşt Bihişt is among the first and most important examples of this genre in Turkey. These tezkires contain information not only about well-known poets but also about lesser-known, second and third tier poets. Thus, in addition to the famous artists who shaped the literature of the time, biographical information about many other poets has also survived to the present. One such poet who can be considered part of this second group is Aydınlı Visâlî. Though we don't have any copy of his known divan today, Aydınlı Visâlî is known to have written many poems and lived during the reigns of Bayezid II and Yavuz Sultan Selim. His fame in Turkish literary history largely stems from his association with the debate surrounding the concept of Türkî-i Basît. The term Türkî-i Basît was first introduced in 1921 by Köprülüzâde Mehmed Fuad in an article titled“Millî Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri”published in the newspaper Tevhîd-i Efkâr. According to this article, Türkî-i Basît was a literary movement in the late 15th and early 16th centuries that aimed to write poetry in plain Turkish, in contrast to the ornate and complex language of Divan poetry, which was heavily adorned with Arabic and Persian vocabulary. Köprülüzâde later expanded his views in his 1928 work“Millî Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Dîvân-ı Türkî-i Bâsit”, where he compiled poems titled Türkî-i Basît from the voluminous divan of 16th-century poet Edirneli Nazmî, identifying him and Tatavlalı Mahremî as the pioneers of this movement. He supported this claim by citing poems written in aruz meter but with simple Turkish vocabulary. H. Nihâl Atsız, in his 1930 graduation thesis on Edirneli Nazmî, prepared under Köprülüzâde's supervision, continued his teacher's approach and even went so far as to identify Aydınlı Visâlî as the founder of the Türkî-i Basît movement. According to Atsız, this style was not merely a literary choice but also a reflection of Turkist sentiments in language. This thesis helped define the general framework of the“Türkî-i Basît Movement,”which was subsequently accepted for many years in academic circles. An example of this perspective can be found in Abdülbaki Gölpınarlı's 1954 work on Divan literature, where he wrote that Tatavlalı Mahremî and Edirneli Nazmî, by avoiding Arabic and Persian phrases, had developed a literary style called Türkî-i Basît, though he saw it as merely a kind of fantasy. Similarly, Agâh Sırrı Levend, in his 1960 book on the simplification of the Turkish language, noted that toward the end of the 15th century, some poems were written in an exceptionally simple language. Levend argued that Aydınlı Visâlî initiated this approach, which was then continued by Mahremî and Nazmî. In his view, the absence of foreign words in these poems represented a rebellion against the ornate and heavy language of classical poetry. Over time, however, opposition to the Türkî-i Basît concept began to emerge. One of the earliest examples of this criticism is found in Vasfi Mahir Kocatürk's 1964 book History of Turkish Literature. In it, Kocatürk argued that Nazmî's poems under the Türkî-i Basît title were not innovative from a literary standpoint, as similar poems using the same language and stylistic features had already been written in the 13th and 14th centuries. Kocatürk also asserted that what Nazmî did was neither nationalist nor progressive, but rather, when considered within the context of the poetic style and language of that period, it could be seen as a regression. Some researchers eventually changed their views. For instance, Walter G. Andrews, in a 1985 article, initially acknowledged the existence of Türkî-i Basît but regarded it as a failed initiative. By 2002, however, in his book, he argued that the movement was actually a narrative constructed by Köprülüzâde. As seen, criticism of Türkî-i Basît has increased over time. The strongest objection to its classification as a“movement”came from Ziyâ Avşar, who wrote a doctoral dissertation on Nazmî of Edirne. In his 2001 article titled“Revisiting Türkî-i Basît”, Avşar claimed that Türkî-i Basît could not be considered a literary movement because it did not meet the necessary criteria for one. According to him, it should instead be seen as a phase within the localization (mahallîleşme) process. In other words, he believed that efforts like Türkî-i Basît were part of a broader attempt to make elements of the vernacular more visible in classical poetry. While these debates continued, in 2004, M. Fatih Köksal discovered 29 previously unknown ghazals in Edirneli Nazmî's divan and noted that the expression“Türkî-i Basît”appeared in them. Köksal argued that while these poems reflected a preference for simple language, they did not aim to establish a literary movement. During this time, studies on Aydınlı Visâlî also increased. First, Ahmet Mermer in 2006, and later Beyhan Kesik in 2020, published many previously unknown poems by Visâlî. Thanks to this new material, it has become possible to reassess Aydınlı Visâlî's place in classical poetry. In conclusion, this thesis presents the vocabulary of Visâlî's poems and aims to reveal how and to what extent he used the Turkish language as a classical poet. The findings indicate that, in accordance with the literary norms of his era, Visâlî wrote in the classical style but used a notably simple Turkish in some of his poems in terms of vocabulary and language. However, these poems represent a small portion of his known works, making it unclear whether his choice can be considered a conscious Turkist approach. Nevertheless, when combined with the statement by tezkire writer Latifî, who cited a simple poem by Visâlî as“his invention,”this possibility gains significance, suggesting that Visâlî may at least have attempted such an endeavor. Undoubtedly, new studies are needed to shed light on the literary circles' attitudes toward the Turkish language and the overall status of Turkish in the 15th and 16th centuries. This thesis aims to contribute to the ongoing Türkî-i Basît debate and, through the case of Aydınlı Visâlî, make a modest addition to this forementioned extensive scholarly effort.
Benzer Tezler
- Nedim Divan'ında mahallileşme
Başlık çevirisi yok
DİLEK BATİSLAM
Yüksek Lisans
Türkçe
1993
Türk Dili ve EdebiyatıÇukurova ÜniversitesiTürk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı
PROF. DR. MİNE MENGİ
- Aydınlı Visâlî Dîvânı tahlili
The Analysis of Aydınlı Visâlî's Dîvân
MİNE ŞİMAL AKBULUT
Yüksek Lisans
Türkçe
2022
Türk Dili ve EdebiyatıGiresun ÜniversitesiTürk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı
PROF. DR. BEYHAN KESİK
- Hoca Neş'et Divânı'nda mahallî unsurlar
In the of Divan Hoca Neş'et localization elements
EMRE ARVAS
Yüksek Lisans
Türkçe
2018
Türk Dili ve EdebiyatıDüzce ÜniversitesiTürk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ EDA TOK
- Exploring the intersections: Subordination and resistance among Kurdish women in Aydınlı, Tuzla
Kesişimsellikler üzerine: Aydınlı, Tuzla'da Kürt kadınlarin maduniyet ve direnişi
HÜLYA ÇAĞLAYAN
- Kıbrıs Barış Harekâtında yer alan Aydınlı gaziler
Veterans from the city of Aydın in the Cyprus Peace Operation
ESRA YALÇINTAŞ