Geri Dön

Rozase hastalarındaki klinik bulgular ile demodeks yoğunluğu ve dermoskopik bulgular arasındaki ilişkinin araştırılması

Examination of the relationship between clinical findings in rozacea patients and demodex density and dermatoscopic findings

  1. Tez No: 970037
  2. Yazar: SELMAN AÇIKGÖZ
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. SAVAŞ ÖZTÜRK
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Dermatoloji, Dermatology
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi
  11. Ana Bilim Dalı: Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: Bu çalışmanın amacı, dermaskopik bulguların, rozasea hastalarının klinik özellikleri ile ilişkisini belirlemek ve standart yüzeyel deri biopsisi tekniği ile tespit edilen demodeks yoğunluğunun, hastalık şiddeti, dermoskopik ve klinik bulgular üzerindeki etkisini değerlendirmektir Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Polikliniği'ne Eylül 2024 – Mart 2025 tarihleri arasında başvuran ve klinik olarak rozasea tanısı almış hastalar üzerinde gerçekleştirildi. Çalışmaya 18-65 yaş arasında olan, deriyi etkileyebilecek başka bir inflamatuar veya sistemik hastalığı olmayan ve daha önce rozase tedavisi almayan hastalar dahil edildi. Rozase tanısı konan hastaların rozase şiddeti Amerikan Ulusal Rozase Topluluğu'nun derecelendirme sistemi (National Rozase Society Grading System [NRSGS]) kullanılarak ölçüldü ve klinik bulgular ile birlikte dermoskopik özellikleri de kaydedildi. Standart yüzeyel deri biopsisi yöntemi ile 1 cm2'deki demodeks yoğunluğuna bakıldı. Elde edilen bilgiler ışığında rozase hastalarındaki dermoskopik özellikler, demodeks yoğunluğu ile klinik bulgular ve rozase hastalık şiddeti arasındaki ilişki araştırıldı. İstatistiksel değerlendirme için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) yazılımı kullanıldı. Bulgular: Bu çalışmada toplam 160 birey (80 rozase hastası, 80 kontrol) değerlendirilmiştir. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmamıştır (χ²(1) = 0.156, p =0.693). Rozase hastalarında en sık görülen alt tip eritematotelenjiektatik rozase (ETR) (%40) olup, erkeklerde fimatöz (PHM) alt tipi daha sık (n=7; %46.7) görülmüştür. Ortalama hastalık süresi 10,2 yıl olup, sürenin artışıyla rozase şiddeti arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü (ρ=0.299, p=0.007) ilişki saptanmıştır. Dermoskopik olarak hastalık süresi uzadıkça dallanan damarlar (DD) ve çizgisel damarlar (ÇD) bulgularında artış, perifoliküler pembe kırmız renk (PPK), beyaz çizgiler (BÇ) ve siyah vellus kıl (SVK) bulgularında azalma görülmüştür ve bu ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı derecede bulunmuştur (p < 0.05). Rozase şiddeti ile dermoskopik bulgular arasında DD (ρ = 0.371, p = 0.001), püstül (P) (ρ = 0.311, p = 0.005) ve poligonal ağsı damar (PAD) (ρ = 0.252, p = 0.024) artışı istatistiksel olarak anlamlı bir paralellik göstermiştir. Demodeks pozitiflik oranı hasta grubunda %55, kontrol grubunda %40 olup; kadın hastalarda pozitiflik (%61.5) erkeklere (%26.7) göre daha yüksektir. Bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (χ²(1) = 5.988, p = 0.014). Rozase alt tipleri içinde en yüksek demodeks pozitiflik oranı papülopüstüler rozase (PPR) + oküler rozase (OCR) grubunda (%87.5) bulunmuştur. Rozase grubunda dermoskopik özelliklerden DD (p < 0.001), ÇD (p < 0.001), foliküler protrude materyal (FPM) (p < 0.001), PAD (p = 0.020) ve P (p = 0.001) bulguları kontrole göre daha belirgindir ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Demodeks enfestasyonu saptanan olgularda ise FPM (p<0.001), perifoliküler sarı turuncu renk (PST) (p<0.001), foliküler açıklık (FA) (p<0.001), beyaz vellüs kıl (BVK) (p=0.028) ve P (p=0.005) skorları istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir. ROC analizinde en yüksek tanısal değer FPM ve PST'a aittir. Lojistik regresyon analizine göre FPM skorundaki artış demodeks pozitiflik olasılığını yaklaşık 3.9 kat, PST skorundaki artış ise 1.76 kat artırmaktadır. Sonuç: Bu çalışma rozase hastalarında belirli dermoskopik özelliklerin hem hastalık süresi hem de klinik şiddet ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle FPM ve PST bulgularının demodeks pozitifliğini öngörmede yüksek ayırt edici güce sahip olması, bu parametrelerin klinik değerlendirme ve tanısal süreçte önemli olabileceğini düşündürmektedir. Bulgular, dermoskopinin rozase ve demodeks enfestasyonu ilişkisini anlamada değerli bir araç olduğunu göstermektedir.

Özet (Çeviri)

Aim: The aim of this study is to determine the relationship between dermatoscopic findings and the clinical characteristics of patients with rozacea, as well as to evaluate the impact of demodex density, identified through superficial skin biopsy techniques, on disease severity, dermatoscopic findings, and clinical features. Materials and Methods: This study was conducted on patients who presented at the Dermatology Clinic of Elazığ Fethi Sekin City Hospital between September 2024 and March 2024, and who were clinically diagnosed with rozacea. The study included patients aged 18 to 65 years, without any other inflammatory or systemic diseases that could affect the skin, and who had not received prior treatment for rozacea. The severity of rozacea in the diagnosed patients was measured using the National Rozacea Society Grading System (NRSGS), and dermatoscopic features were recorded alongside clinical findings. Demodex density was assessed using the standard superficial skin biopsy technique, focusing on a 1 cm² area. Based on the obtained data, the relationships between dermatoscopic features, demodex density, clinical findings, and rozacea severity were investigated. Statistical analysis was performed using SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) software. Results: In this study, a total of 160 individuals (80 patients with rosacea and 80 controls) were evaluated. There were no statistically significant differences between the groups in terms of age or sex distribution. The most common subtype among rosacea patients was erythematotelangiectatic rosacea (ETR, 40%), whereas phymatous rosacea (PHM) was more prevalent in males. The mean disease duration was 10.2 years, and a positive association was observed between disease duration and rosacea severity. Dermoscopically, longer disease duration was associated with increased DD and ÇD findings, while PPK, BÇ, and SVK findings decreased over time. Rosacea severity correlated positively with DD, P, and PVN findings. The prevalence of Demodex positivity was 55% in the patient group and 40% in the control group, with higher rates in female patients (61.5%) compared to males (26.7%). Among rosacea subtypes, the highest Demodex positivity rate was observed in the PPR+OCR group (87.5%). In the rosacea group, dermoscopic features such as DD, ÇD, FPM, PAD, and P were more prominent than in controls. In Demodex-positive individuals, FPM, PST, FA, BVK, and P scores were higher. ROC analysis identified FPM and PST as having the highest diagnostic value. Logistic regression analysis indicated that each unit increase in the FPM score was associated with an approximately 3.9-fold increase in the likelihood of Demodex positivity, whereas each unit increase in the PST score increased the likelihood by 1.76-fold. Conclusion: This study demonstrated that certain dermoscopic features in rosacea patients are associated with both disease duration and clinical severity. In particular, the strong discriminative power of FPM and PST findings in predicting Demodex positivity suggests that these parameters may play an important role in clinical assessment and diagnostic processes. The findings indicate that dermoscopy is a valuable tool for understanding the relationship between rosacea and Demodex infestation.

Benzer Tezler

  1. Rozasea hastalarında göz kapağı dermoskopik bulgularının incelenmesi

    Assessment of dermoscopic features of the eyelid in rosacea patient

    MİNE KAYNAK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    DermatolojiDokuz Eylül Üniversitesi

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. ÖZLEM ÖZBAĞÇIVAN

  2. ROZASE HASTALARINDA BOTULİNUM TOKSİN UYGULAMASININ ERİTEM İNDEKSİ VE DEMODEKS AKAR YOĞUNLUĞU DÜZEYİNE ETKİSİNİN ARAŞTIRILMASI

    ROZASE HASTALARINDA BOTULİNUM TOKSİN UYGULAMASININ ERİTEM İNDEKSİ VE DEMODEKS AKAR YOĞUNLUĞU DÜZEYİNE ETKİSİNİN ARAŞTIRILMASI

    ALMİLA GİZEM AVCI

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2026

    DermatolojiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. NEŞE GÖÇER GÜROK

    PROF. DR. SAVAŞ ÖZTÜRK

  3. Oküler tutulumu olan rozase hastalarında kirpikte demodeks insidansının değerlendirilmesi

    Evaluation of demodex incidence at eyelashes in patients with facial rosacea accompanied by ocular rosacea

    ZUHAL METİN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2016

    DermatolojiSağlık Bakanlığı

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. HATİCE MERAL EKŞİOĞLU

  4. Androgenetik alopesi hastalarında rozasea ve demodex ilişkisinin araştırılması

    Evaluation of the association between rosacea and demodex in patients with androgenetic alopecia

    OĞUZHAN ÇAMCI

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    DermatolojiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. BENGÜ ÇEVİRGEN CEMİL

  5. Rozase hastalarında demodeks enfestasyonu ile obezite arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

    Evaluation of the relationship between demodex infestation and obesity in rosacea patients

    ESRA KIRATLI NALBANT

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2020

    DermatolojiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. HATİCE MERAL EKŞİOĞLU