Geri Dön

Periferik kanda hipereozinofili saptanan besin alerjili çocukların klinik özellikleri

Başlık çevirisi mevcut değil.

  1. Tez No: 953338
  2. Yazar: BAHAR ÇETİN AKSARAY
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. SEDA ŞİRİN
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Child Health and Diseases
  6. Anahtar Kelimeler: Besin Alerjisi, Çocuk, Hipereozinofili, Food allergy, child, hypereosinophilia
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: Ankara Etlik Şehir Hastanesi
  11. Ana Bilim Dalı: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: Besin alerjileri, çocukluk çağında sık karşılaşılan, çeşitli atopik hastalıklarla birlikte seyreden ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen immünolojik hastalıklardır. Eozinofiller ise alerjik inflamasyonda rol oynayan temel bağışıklık hücrelerinden biridir. Hipereozinofili, bazı alerjik hastalıkların seyrinde görülebilen önemli bir hematolojik bulgu olmakla birlikte, besin alerjisi ile birlikte görüldüğünde klinik anlamı ve prognozdaki yeri net olarak ortaya konmamıştır. Bu çalışma, hipereozinofili saptanan besin alerjili çocuk hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özelliklerini değerlendirmek ve eozinofil düzeylerinin çeşitli klinik parametrelerle olan ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif tanımlayıcı çalışma, 1 Ekim 2022 – 31 Aralık 2024 tarihleri arasında Ankara Etlik Şehir Hastanesi Çocuk Alerji ve İmmünoloji Kliniği'ne başvuran hastalar arasında, en az bir ay arayla yapılmış iki ayrı ölçümde tam kan sayımında mutlak eozinofil sayısı ≥1500 hücre/μL olan ve besin alerjisi tanısı taşıyan 80 çocuk hasta üzerinde yürütülmüştür. Elektronik hasta kayıtları üzerinden elde edilen veriler doğrultusunda; hastaların yaş, cinsiyet, klinik başvuru özellikleri, eşlik eden atopik/immünolojik hastalık varlığı, düzenli ilaç kullanımı, ailede alerjik hastalık öyküsü, deri prik testi (DPT) ve besin spesifik immünoglobulin E (sIgE) sonuçları ile tolerans gelişimi açısından izlem verileri değerlendirilmiştir. Eozinofil düzeylerinin bu parametrelerle olan ilişkisi istatistiksel analizlerle incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların %68,8'i erkek ve kliniğin ilk görülme yaşı ortanca 4 ay olarak saptanmıştır. En sık eşlik eden klinik tablo atopik dermatit (%52,5) olup, ürtiker (%18,8), proktokolit (%7,5), besin proteini ilişkili enterokolit sendromu (%7,5) ve anafilaksi (%6,2) gibi diğer klinik prezantasyonlar da gözlenmiştir. Hastaların %20'sinde eşlik eden astım, immün yetmezlik gibi alerjik ya da immünolojik hastalıklar mevcut olup DPT pozitifliği %72,5, spesifik IgE pozitifliği ise %81,2 oranında saptanmıştır. En sık duyarlılık yumurta beyazı, yumurta sarısı ve süte karşı görülmüştür. Çoklu besin duyarlılığı oranı %75 olup, bu grupta eozinofil düzeyleri tekli besin alerjililere göre belirgin farklılık göstermemiştir. Absolü eozinofil sayısı (AES) ile total IgE düzeyi arasında güçlü pozitif korelasyon saptanmış (p<0,001); ancak DPT ve spesifik IgE düzeyleri ile eozinofil değerleri arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Takip sürecinde eozinofil düzeylerinde azalma izlenen hastalarda tolerans gelişimi daha sık görülmüş (p=0,003); bu bulgu, eozinofil takibinin klinik seyirde değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Sonuç: Hipereozinofili varlığının besin alerjili çocuklarda klinik seyri doğrudan yansıtmadığını; ancak eozinofil düzeylerinin zamansal değişiminin, özellikle tolerans gelişimiyle olan istatistiksel ilişkisi üzerinden, izlem sürecinde potansiyel bir prognostik gösterge olabileceğini ortaya koymaktadır. Absolü eozinofil sayısı ile total IgE düzeyi arasında anlamlı korelasyon bulunması, bu iki parametrenin ortak immün yanıtın sonucu olabileceğini düşündürmektedir. Öte yandan, spesifik IgE düzeyleri ve deri testleri ile eozinofil düzeyleri arasındaki zayıf ilişki, bu parametrenin klinik duyarlanmayı yansıtmakta sınırlı kalabileceğini göstermektedir. Elde edilen veriler doğrultusunda, besin alerjilerinin klinik izleminde, hipereozinofilinin zaman içindeki değişiminin değerlendirilmesinin, tolerans öngörülebilirliğine katkıda bulunabileceği düşünülmektedir.

Özet (Çeviri)

Objective: Food allergies are common immunological disorders of childhood that frequently coexist with other atopic diseases and can significantly impair quality of life. Eosinophils are key immune cells involved in allergic inflammation. Hypereosinophilia, which can be observed during the course of certain allergic diseases, is a notable hematological finding; however, its clinical significance and prognostic implications in food allergy remain unclear. This study aimed to evaluate the demographic, clinical, and laboratory characteristics of pediatric patients with food allergy accompanied by hypereosinophilia, and to analyze the relationship between eosinophil levels and various clinical parameters. Materials and Methods: This retrospective descriptive study included 80 pediatric patients diagnosed with food allergy who were followed at the Pediatric Allergy and Immunology Clinic of Ankara Etlik City Hospital between October 1, 2022 and December 31, 2024. All patients had an absolute eosinophil count of ≥1500 cells/μL in two separate measurements performed at least one month apart.Data were obtained from electronic medical records and included age, gender, clinical presentation, presence of accompanying allergic/immunological diseases, regular medication use, family history of allergy, skin prick test (SPT) results, specific IgE levels, and development of clinical tolerance. Relationships between eosinophil levels and these parameters were analyzed statistically. Results: The patients were 68.8% of male, with a median age of 4 months at first clinical presentation. The most common clinical manifestation was atopic dermatitis (52.5%), followed by urticaria (18.8%), proctocolitis (7.5%), food protein-induced enterocolitis syndrome (7.5%), and anaphylaxis (6.2%). Accompanying allergic or immunological conditions such as asthma, wheezing, or immunodeficiency were present in 20% of patients. SPT positivity was observed in 72.5%, and specific IgE positivity in 81.2%. Sensitization was most commonly detected against egg white, egg yolk, and cow's milk. Although multiple food sensitization was present in 75% of the cohort, eosinophil levels did not significantly differ compared to those with single food allergy. A significant positive correlation was found between absolute eosinophil count and total IgE levels (p<0.001), whereas no significant relationship was found between eosinophil levels and SPT or specific IgE results. Patients with decreasing eosinophil levels during follow-up were more likely to develop tolerance (p=0.003), suggesting that eosinophil trends may reflect clinical improvement. Conclusion: The findings of this study indicate that hypereosinophilia may not directly reflect the clinical course of pediatric food allergy. However, temporal changes in eosinophil levels, particularly decreases observed during follow-up, may serve as a potential prognostic marker, especially in predicting the development of tolerance. The significant correlation between absolute eosinophil count and total IgE supports the idea that both parameters may reflect a shared immunological pathway. On the other hand, the weak correlation between eosinophil levels and specific IgE or skin test results suggests limited utility in reflecting sensitization. Overall, follow-up the changes of hypereosinophililia may provide more meaningful clinical insights about tolerance.

Benzer Tezler

  1. Periferik kanda hipereozinofilisi olan çocukların değerlendirilmesi

    Evaluation of children with peripheral blood hypereosinophilia

    MEDİHA ÖZDAŞ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Pediatri Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. SERAP ÖZMEN

  2. Periferik kanda seçilmiş mirna anlatım düzeylerinin incelenmesi

    Investigation of selected mirna expression levels from peripheral blood

    EBRU ÖZER

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2017

    Genetikİstanbul Üniversitesi

    Genetik Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. NİHAN ÜNALTUNA

  3. Periferik kanda metabolik sendrom için seçilmiş genlerin genotiplemesi

    Genotyping of selected genes for metabolic syndrome in peripheral blood

    İREM YAĞMUR DİKER

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2018

    Genetikİstanbul Üniversitesi

    Genetik Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. NİHAN ÜNALTUNA

  4. Periferik kanda total lenfosit sayısı/total monosit sayısı oranının multipl myelom vakalarında prognostik önemi

    Prognostic importance of total lymphocyte count / total monocyte count rate of peripheral blood in multiple myeloma cases

    YUNUS EMRE ŞENEL

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2020

    HematolojiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. ÖZCAN KESKİN

  5. Periferik kanda total lenfosit sayısı/total monosit sayısı oranının Hodgkin lenfoma vakalarında prognostik önemi

    Prognostic significance of total lymphocyte count / total monocyte count ratio in peripheral blood in Hodgkin lymphoma cases

    AZİZ ASLAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2020

    HematolojiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. ÖZCAN KESKİN