Preeklampsi gelişimi ve şiddetinin belirlenmesinde ilk trimester eozinofil parametrelerinin prediktif değeri
Predictive value of first trimester eosinophile parameters in determining the development and severity of preeclampsia
- Tez No: 910914
- Danışmanlar: DOÇ. DR. ÇETİN KILIÇÇI
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Kadın Hastalıkları ve Doğum, Obstetrics and Gynecology
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2024
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
- Enstitü: İstanbul Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi
- Ana Bilim Dalı: Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Amaç: Gebelikte gelişen hipertansif hastalıklar, dünya genelinde maternal ve perinatal morbidite ile mortalitenin önde gelen sebepleri arasında yer almakta olup, preeklampsi ve eklampsi gibi ciddi klinik tabloları içermektedir. Preeklampsi, gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan, hipertansiyon ve proteinüri ile karakterize edilen, multisistemik bir hastalık olup, maternal ve fetal komplikasyonlar açısından yüksek risk taşımaktadır. Preeklampsinin etiyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte, patogenezinde plasental iskeminin, endotel disfonksiyonunun ve inflamatuar süreçlerin önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Bu mekanizmaların daha iyi anlaşılması, preeklampsinin erken teşhisi ve yönetimi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, preeklampsinin patogenezinde yer alan immün hücrelerin (nötrofiller, lenfositler, monositler, trombositler ve eozinofiller) rollerini inceleyerek bu hücrelerin preeklampsi şiddetiyle olan ilişkilerini değerlendirmektir. Ayrıca, immünolojik parametrelerin preeklampsinin erken tanısında ve şiddetinin öngörülmesindeki potansiyel kullanımlarını araştırmak hedeflenmektedir. Özellikle, eozinofil sayısı gibi immün hücre parametrelerinin preeklampsi patofizyolojisinde ne ölçüde belirleyici olabileceğinin anlaşılması, bu hastalığın tanı ve yönetim stratejilerinin geliştirilmesine katkı sunacaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, retrospektif olgu-kontrol çalışması olarak tasarlanmış olup, 2020-2023 yılları arasında toplam 418 gebe kadın incelenmiştir. Katılımcılar, kontrol, preeklampsi (PE) ve şiddetli preeklampsi (ŞPE) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. İlk trimesterde alınan kan örneklerinden öncelikli olarak eozinofil parametreleri ve diğer hematolojik parametreler değerlendirilmiştir. Verilerin analizi için parametrik ve parametrik olmayan testler kullanılmış; istatistiksel anlamlılık seviyesi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular, kontrol ve PE grupları arasındaki farklılıkların yanı sıra ŞPE grubundaki parametrelerin özgün analizleri ile karşılaştırılmıştır. Sistemik ve kronik hastalığı olan gebeler (kronik hipertansiyon, DM, kolestaz gibi hepatik hastalıklar, romatizmal hastalıklar, renal hastalıklar, tiroid hastalıkları, otoimmün hastalıklar, koagülasyon bozuklukları, kardiyovasküler hastalıklar, antikoagülan kullanımı, epilepsi vb.), membran rüptürü, koryoamniyonit, fetal anomaliler gibi gebelik komplikasyonları, enfeksiyöz durumlar, çalışmaya dahil edilecek tarihten 7 gün içinde kortikosteroid tedavisi alanlar, sigara kullananlar, 18 yaşından küçük gebeler, 45 yaşından büyük gebeler, trombosit sayısını ve karaciğer fonksiyon testlerini etkileyebilecek ilaç kullanan ya da hastalığı olan gebeler, solunum yolu enfeksiyonu, idrar yolu enfeksiyonu gibi inflamatuar parametreleri etkileyebilecek patolojileri olan gebeler çalışma dışında bırakılmıştır. Veri analizi: Araştırmada elde edilen veriler SPSS 23 (Statistical Package for Social Sciences) kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler kullanılmıştır. Veri setindeki demografik ve gebelik ile ilgili bilgilerdeki değişkenlere ait frekans tabloları sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerleri verecek biçimde tablolaştırılıp yorumlanmıştır. İstatistiksel testler uygulanmadan önce testlerin varsayımları kontrol edilmiştir. n>50 olduğu için Kolmogorov Smirnow testi ile verilerin normal dağılıp dağılmadığı incelenmiştir. Değişkenlerdeki veriler normal dağılım göstermediği için parametrik olmayan testler uygulanmıştır. Katılımcıların preeklampsi grupları ile demografik özellikleri ve gebelikle ilgili olan değişkenler arasındaki farklılıkları saptamak için Kruskal Wallis testi uygulanmıştır. İstatistiksel olarak anlamlı bulunan değişkenlerde farklılığın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Dunn testi uygulanmıştır. Çalışmada benzer şekilde 1.trimester ve 3.trimester dönemlerine ait değişkenler ile preeklampsi grupları arasındaki farklılıkları saptamak için Kruskal Wallis testi uygulanmıştır. 1.trimester ve 3.trimester değişkenlerinde anlamlı bulunana farklılıklar için roc analizi yapılmıştır. Roc analizi ile ilgili değişkenlerdeki kesim noktaları incelenmiştir. Araştırma %95 güven düzeyinde sürdürülmüştür. Bulgular: Elde edilen bulgular, eozinofil sayısı ve ELR'nin preeklampsi gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı derecede farklı olduğunu göstermiştir (p<0.05). ŞPE grubunda bu parametrelerin daha belirgin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, diğer hematolojik parametreler ile preeklampsinin şiddeti arasında anlamlı korelasyonlar gözlemlenmiştir. Bu sonuçlar, inflamasyon ve immünolojik süreçlerin preeklampsi patofizyolojisindeki rolünü desteklemektedir. Eozinofil parametrelerinin, preeklampsinin erken tanısında ve şiddetinin öngörülmesinde potansiyel bir biyobelirteç olarak kullanılabileceği görülmüştür. Sonuç: Bu çalışma, eozinofil parametrelerinin preeklampsinin tanısında ve şiddetinin değerlendirilmesinde klinik olarak anlamlı bilgiler sağlayabileceğini ortaya koymaktadır. Preeklampsinin inflamatuar mekanizmalarla ilişkili olduğu literatürde geniş çapta kabul görmüş olup, eozinofil parametrelerinin bu süreçlerdeki özgün rolü desteklenmiştir. Ancak, bulguların genelleştirilebilirliğini artırmak ve eozinofil parametrelerinin tanı doğruluğunu test etmek için daha geniş kapsamlı, prospektif çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma, maternal ve fetal sağlığın iyileştirilmesine yönelik yeni stratejilerin geliştirilmesi açısından değerli bir temel sunmaktadır.
Özet (Çeviri)
Objective: Hypertensive disorders in pregnancy are among the leading causes of maternal and perinatal morbidity and mortality worldwide, including serious clinical conditions such as preeclampsia and eclampsia. Preeclampsia, which typically occurs after the 20th week of pregnancy, is characterized by hypertension and proteinuria, and is a multi-systemic disease that poses a high risk for both maternal and fetal complications. Although the etiology of preeclampsia is not fully understood, it is believed that placental ischemia, endothelial dysfunction, and inflammatory processes play significant roles in its pathogenesis. A better understanding of these mechanisms is crucial for the early diagnosis and management of preeclampsia. The aim of this study is to investigate the roles of immune cells (neutrophils, lymphocytes, monocytes, platelets, and eosinophils) involved in the pathogenesis of preeclampsia and to evaluate their relationships with the severity of the disease. Additionally, the potential uses of immunological parameters in the early diagnosis and assessment of the severity of preeclampsia are also being explored. Specifically, understanding how immune cell parameters such as eosinophil count may play a determining role in the pathophysiology of preeclampsia will contribute to the development of better diagnostic and management strategies for this condition Materials and Methods: The study was designed as a retrospective case-control study, and a total of 418 pregnant women were examined between 2020 and 2023. Participants were divided into three groups: control, preeclampsia (PE), and severe preeclampsia (SPE). Blood samples taken during the first trimester, especially eosinophil parameters and other hematological parameters, were evaluated. Parametric and non-parametric tests were used for data analysis; statistical significance was accepted at a level of p<0.05. The results included differences between the control and PE groups, as well as comparisons of the parameters in the PE group with healthy analysis. Pregnant women with systemic and chronic diseases (chronic hypertension, diabetes mellitus, hepatic diseases such as cholestasis, rheumatic diseases, renal diseases, thyroid diseases, autoimmune diseases, coagulation disorders, cardiovascular diseases, anticoagulant use, epilepsy, etc.), pregnancy complications such as membrane rupture, chorioamnionitis, fetal anomalies, infectious conditions, those who have received corticosteroid treatment within 7 days of the study entry date, smokers, pregnant women under 18 or over 45 years of age, pregnant women using medications that may affect platelet count and liver function tests or those with related diseases, and pregnant women with pathologies that may affect inflammatory parameters, such as respiratory infections and urinary tract infections, were excluded from the study." Data Analysis: The data obtained in the study were analyzed using SPSS 23 (Statistical Package for Social Sciences). Descriptive statistical methods, such as frequency, percentage, mean, standard deviation, minimum, and maximum values, were used for data evaluation. Frequency tables for demographic and pregnancy-related variables in the data set were created in numerical, percentage, mean, standard deviation, minimum, and maximum value formats and interpreted. The assumptions of the tests were checked before applying statistical tests. Since n>50, the Kolmogorov-Smirnov test was used to examine whether the data followed a normal distribution. As the data for variables did not show normal distribution, non-parametric tests were applied. The Kruskal-Wallis test was used to determine the differences between demographic characteristics and pregnancy-related variables across preeclampsia groups. For variables that were statistically significant, Dunn's test was applied to identify which groups differed. Similarly, Kruskal-Wallis tests were used to identify differences between the preeclampsia groups and variables from the 1st and 3rd trimesters. ROC analysis was conducted for variables with significant differences in the 1st and 3rd trimester, and cutoff points in ROC analysis were examined. The study was conducted with a 95% confidence level. Results: The findings show that eosinophil count and ELR were significantly different in the preeclampsia groups compared to the control group (p<0.05). These parameters were more pronounced in the PE group. Additionally, significant correlations between other hematological parameters and the severity of preeclampsia were observed. These results support the role of inflammation and immune processes in the pathophysiology of preeclampsia. It has been suggested that eosinophil parameters may serve as potential biomarkers for the early diagnosis and severity prediction of preeclampsia. Conclusion: This study demonstrates that eosinophil parameters may provide clinically meaningful information in the diagnosis and severity assessment of preeclampsia. It is well established in the literature that preeclampsia is associated with inflammatory mechanisms, and the role of eosinophil parameters in these processes has been supported. However, to increase the generalizability of the findings and test the accuracy of eosinophil parameters, more comprehensive, prospective studies are needed. This study provides a valuable foundation for the development of new strategies aimed at improving maternal and fetal health.
Benzer Tezler
- Pre-eklampsi ve eklampsi vakalarında immünoglobülin düzeylerinin değerlendirilmesi (Klinik ve immünobiolojik araştırma)
Examination des valeurs d'immunoglobulines en cas de la toxemie gravidique
M. MURAT SEMİZ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
1987
Kadın Hastalıkları ve DoğumGazi ÜniversitesiKadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. MÜLAZIM YILDIRIM
- Riskli gebelerde feto-plasenter unitin plasental alkalen fosfataz plasental laktojen hormon ve serum total östriolu ile karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Başlık çevirisi yok
MUHABBET ÇİMŞİT
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
1987
Kadın Hastalıkları ve DoğumOndokuz Mayıs ÜniversitesiKadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
- Eklampsi ve preeklampsi olgularında çinko ve magnezyum düzeyi
Başlık çevirisi yok
FATMA TULUNOĞLU
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
1988
Kadın Hastalıkları ve Doğumİstanbul ÜniversitesiKadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
PROF. DR. SELÇUK EREZ
- Normal ve patolojik gebelerde glikozillenmiş hemoglobin (HbA1C) değerleri ve bebek ağırlığı ile olan ilişkisi
Başlık çevirisi yok
G.FİLİZ BAKDUR
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
1988
Kadın Hastalıkları ve Doğumİstanbul ÜniversitesiKadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
PROF. DR. SELÇUK EREZ
- Deneysel olarak gebelik toksemisi meydana getirilen tavşanlarda plasenta, böbrek ve karaciğer lezyonları
Başlık çevirisi yok
NAZMİYE BAYRAK(ÖZTÜRK)
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
1988
Kadın Hastalıkları ve DoğumErciyes ÜniversitesiKadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı