Geri Dön

Orta ve ağır primer vezikoüreteral reflü ile ilişkili konjenital ve edinsel böbrek parankim hasarı olan hastaların klinikve radyolojik açıdan karşılaştırılması

Medium and severe primary vesicoureteral refluxcongenital and acquired ki̇dney associated withclinical patients with parankim damageand radiological comparison

  1. Tez No: 682095
  2. Yazar: GÜLCAN ERBAŞ
  3. Danışmanlar: PROF. DR. FATMA MUTLUBAŞ
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Nefroloji, Nephrology
  6. Anahtar Kelimeler: konjenital renal parankim hasarı, edinsel renal parankim hasarı, İYE, VUR, Böbrek hastalıkları, Böbrek neoplazmları, Konjenital anomaliler, Vezikoüreteral reflü, Üriner sistem enfeksiyonları, congenital parenchymal damage, acquired parenchymal damage, UTI, VUR, Kidney diseases, Kidney neoplasms, Congenital abnormalities, Vesico ureteral reflux, Urinary tract infections
  7. Yıl: 2021
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: Primer vezikoüreteral reflü ile ilişkili renal parankimal etkilenme iki farklı patofizyolojik mekanizma sonucu konjenital parankimal hasar (KPH) ve edinsel parankimal hasar (EPH) olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada orta (Evre 3 VUR) ve ağır (Evre 4-5 VUR) dereceli primer VUR tanısı almış edinsel parankim hasarlı, konjenital parankim hasarlı ve böbrek parankimi normal (NP) olan hastaların demografik, klinik, radyolojik ve tedavi parametrelerinin retrospektif olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada, Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Tepecik Uygulama ve Araştırma Merkezi, Çocuk Nefroloji Kliniği'nde Ocak 2010–Ocak 2020 tarihleri arasında orta ve ağır dereceli primer VUR tanısı almış hastaların poliklinik dosyaları ve hasta bilgi yönetim sistemi kullanılarak demografik, klinik, radyolojik ve tedavi parametreleri retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmaya 149 hasta ve hastaların her iki böbreği ayrı ayrı değerlendirilerek orta ve ağır dereceli VUR'a sahip 218 renal reflü ünitesi (RRÜ) alındı. Çalışmada EPH, KPH, NP olmak üzere sırasıyla 42, 40 ve 67 hastadan ve 48, 40 ve 130 renal reflü ünitesinden oluşan 3 grup bulunmaktadır. Çalışmada EPH grubu hafif, orta, ciddi olmak üzere ve KPH grubu hipoplazi, displazi, atrofi olmak üzere sırasıyla 19, 12, 17 ve 5, 28, 7 RRÜ'den oluşan alt tiplere ayrıldı. İki ana grubun bu tanımlanmış alt tipleri kendi aralarında karşılaştırıldı. Orta ve ağır dereceli primer VUR tanılı hastalar ve RRÜ'ler cinsiyet, tanı alma yaşı, vücut ağırlığı, boy, tanı anı ve izlem sonu renal US bulguları, DMSA split fonksiyonları, tanı alma şekli, tanı öncesi ve devamlı antibiyotik profilaksi (DAP) tedavisi altında idrar yolu enfeksiyonu (İYE) sayısı, VSUG bulguları, uygulanan cerrahi tedavileri, DAP ve VUR regresyon süreleri yönünden tanımlanan gruplar arasında karşılaştırıldı. Veriler IBM SPSS Statistics Standard Concurrent User V 26 (IBM Corp., Armonk, New York, ABD) istatistik paket programında değerlendirildi. Bulgular: Çalışmada KPH grubunda erkek (%72,5) EPH grubunda kız (%73,8) hakimiyeti mevcuttu (p<0,001). Tanı alma yaşları KPH (ortalama 7,75 ay) ve NP (ortalama 4 ay) grubunda EPH (ortalama 36 ay) grubuna göre erken saptandı (p<0,001) Tanı alma şekilleri açısından orta dereceli VUR hastalarının KPH grubunda %100 oranında insidental olarak tanı aldığı, EPH ve NP gruplarının ise x sırasıyla %100 ve %80,9 oranında İYE ile tanı aldığı izlendi (p<0,001). Ağır dereceli VUR hastalarının KPH ve NP grubunda en sık antenatal hidronefroz (ANH) ile tanı aldığı, EPH grubunda ise İYE ile tanı aldığı görüldü (p=0,002). Tanı öncesi ≥2 kez İYE geçirme en fazla EPH grubunda görülürken KPH grubu hastalarında %67,5 oranında tanı öncesi İYE'ye rastlanmadı (p<0,001). Tedavi şekilleri incelendiğinde orta dereceli VUR hastalarına en fazla NP grubunda DAP tedavisi, EPH grubunda endoskopik STING (Subüreterik Transüretral Enjeksiyon) cerrahisi, KPH grubunda ise UNS (Ureteroneosistostomi) cerrahisi uygulandığı görüldü (p<0,001). Ağır dereceli VUR hastaları ise NP grubunda DAP tedavisi ile EPH ve KPH gruplarında cerrahi tedavi ile izlendiği görüldü (p<0,001). Çalışmada orta dereceli VUR hastalarının NP grubunda %95,7 EPH ve KPH gruplarında sırasıyla 62,5 ve 66,7 oranında DAP tedavisi altında İYE geçirmediği saptandı (p=0,017). Ağır dereceli VUR hastalarında ise DAP tedavisi altında İYE sayıları açısından fark saptanmadı. Tedavi şekillerine bakıldığında 218 RRÜ'nün 149 hasta için saptanan gruplar arasındaki dağılıma ve istatistiksel anlamlılığa sahip olduğu görüldü. Çalışmada EPH grubunun alt tipleri içinde Evre 3 VUR'a sahip RRÜ en fazla hafif EPH, Evre 5 VUR'a sahip RRÜ ise en fazla ciddi EPH grubunda izlendi (p=0,001). Tanı öncesi ≥2 kez İYE en fazla ciddi EPH grubunda saptandı. Cerrahi tedavi tüm alt tiplerde en fazla uygulanan tedavi şekli olup ciddi EPH grubundaki tüm RRÜ'ler cerrahi tedavi ile regrese oldu. Hafif EPH grubunda en fazla uygulanan cerrahi tipi STING idi (p=0,034). Çalışmada KPH grubunun alt tiplerinden displazik KPH'da tanı alma şekli hidronefroz sonucunda olup anlamlı saptandı (p=0,046). Tedavi şekilleri bakımından cerrahi tedavi en fazla displazik KPH grubunda izlendi ve anlamlılık bulundu (p=0,002). Cerrahi tedavi ile regrese olan hipoplazik KPH grubunun tamamına STING cerrahisinin uygulandığı saptandı diğer cerrahi tedavi tipleri açısından atrofik ve displazik KPH grubu benzerdi. Sonuç: Orta ve ağır dereceli VUR ya renal parankim hasarı (2 farklı patofizyolojik mekanizmayla oluşan KPH ve EPH) ya da normal böbrek parankimi ile karşımıza çıkacaktır. Literatür verileri sıklıkla erkek cinsiyette saptanan antenatal hidronefroz ile tanı alan orta ve ağır dereceli VUR hastalarında idrar yolu enfeksiyonu olmadan görülen parankim hasarını KPH olarak tanımlasa da klinikte xi başvuru şekilleri farklı olabilmektedir. Gerçek tanıya sadece böbrek biyopsisi ile ulaşılabilecek bir klinik olan KPH için birden çok parametre aynı anda değerlendirilmelidir. Bu çalışmada, antenatal ya da 0-6 ay arasında tanı alma, İYE olmadan ANH ya da insidental tanı alma şekli, renal US'de böbrek boyut ve persentil kaybı, tanı anındaki DMSA sintigrafisinde çok düşük renal up-take saptanması, izlem DMSA'sında geçirilen İYE'ye rağmen %5'den fazla split fonksiyon kaybı olmaması ve VSUG'da ağır dereceli VUR saptanması KPH için uygun parametreler olarak saptanmıştır. Bu hastaların EPH grubundaki hastalardan farklı nedenlerle tanı aldığı ve enfeksiyon sıklığı açısından benzer olmadığı ancak izlem ve tedavi şekilleri yönüyle benzer olduğu kanaatindeyiz.

Özet (Çeviri)

Aim: Primer Vesicoureteral Reflux related renal parenchymal damage can be presented as congenital parenchymal damage (CPD) or acquired parenchymal damage (APD) with two different pathopysiological mechanisms. In our study; we aimed to compare demographic, clinical, radiological parameters and treatments of patients with moderate (stage 3) and severe (stage 4-5) VUR who has congenital renal parenchymal damage, acquired renal parenchymal damage and has normal renal parenchymal structure (NP). Materials and Methods: In this study, we scanned patients' files and patient information management system retrospectively for demographic, clinical, radiological parameters and treatments of children who were followed-up in University of Health Sciences, İzmir Tepecik Training and Research Hospital, Pediatric Nephrology Clinic between January 2010- January 2020 and diagnosed as moderate and severe Primary VUR. We include149 patients and 218 renal reflux units (RRU) with moderate and severe VUR. There are 3 groups of patients which are APD, CPD, NP includes 42, 40, 67 patients and 48, 40, 130 RRUs. There were 3 different subgroups for the APD group which are mild, moderate, severe with 19, 12, 17 RRUs and 3 different subgroups for CPD which are hypoplasia, dysplasia, and atrophy with 5, 28 and 7 RRUs. The subgroups of these two main groups were compared between each other. Moderate and severe primary VUR patients and RRUs were compared for gender, age of diagnosis, weight, height, renal ultrasound findings in diagnosis and after follow-up, DMSA split functions, type of diagnosis, number of urinary tract infections before diagnosis and under continuous antibiotics prophylaxis (CAP), Voiding Cystourethrography (VCUG) findings, treatment modalities which are CAP and surgical treatment and subgroups of surgical treatment, CAP therapy and regression time. The data were evaluated in IBM SPSS Statistics Standard Concurrent User V 26 (IBM Corp., Armonk, New York, USA) statistical package program. Results: In this study, the CPD group had a male gender majority (%72,5) and the APD group had a female gender majority (%73,8) (p<0.001). Age of diagnosis were earlier in CPD group (mean age 7,75 months old) and NP group xiii (mean age 4 m.o.) than APD group (mean age 36 m.o.) (p<0.001). The way of diagnosis was mostly incidental in the CPD group (%100) and was mostly by UTI in the APD and NP groups (%100 and %80,9) (p<0.001). Patients with severe VUR seemed to get diagnosed by ANH (Antenatal Hydronephrosis) in CPD and NP groups and by UTI in APD group (p: 0.002). Getting UTI ≥ 2 times before diagnosis was most common in the APD group, while no UTI was found before diagnosis at a rate of 67.5% in the CPD group (p<0.001). In treatment modalities of moderate VUR was mostly CAP treatment in the NP group, endoscopic STING (Subureteric Transurethral Injection) surgery in the APD group, and laparoscopic or open UNS (Ureteroneocystostomy) surgery in the CPD group (p<0.001). Severe VUR patients were mostly followed up with CAP treatment in the NP group and with surgical treatment in the APD and CPD groups (p<0.001), but no difference was found in surgical treatment types. In this study; we have found that moderate VUR patients did not have UTI under CAP treatment by the rate of 95,7 % in the NP group, 62,5 % in the APD and 66,7 % in the CPD group (p=0.017). In severe VUR patients, there was no difference in the number of UTIs under CAP treatment. When the treatment modalities were evaluated, it was seen that the 218 RRUs were found to have statistical significance and the distribution between the groups determined for 149 patients. In the study, among the subtypes of the APD group, RRU with Stage 3 VUR was observed the most in mild APD, and RRU with Stage 5 VUR was observed the most in the severe APD group (p=0.001). UTIs ≥2 times before diagnosis were most common in the severe APD group, but it was not statistically significant. Surgical treatment was the most frequently applied treatment in all subtypes, and it was observed that all RRUs in the severe APD group were treated with surgery, and a difference was found with the other groups (p=0.011). The most common type of surgery in the mild APD group was STING (p=0.034). In the study, pelvicaliectasis/hydronephrosis was found most frequently in the dysplasia CPD group in the renal US at the time of diagnosis, and it was found to be significant for the subtypes of the CPD group (p=0.046). Surgical treatment was mostly observed in the dysplasia CPD group and it was found to be significant (p=0.002). It was found that STING surgery was applied to all xiv hypoplasia CPD group regressed with surgical treatment, and atrophy and dysplasia CPD group were similar in terms of other surgical treatment types. Conclusion: Moderate and severe VUR will present with either renal parenchymal damage (CPD and APD, which occurs with 2 different pathophysiological mechanisms) or normal renal parenchyma. Although literature data defines parenchymal damage without UTI as CPD in moderate and severe VUR patients which is diagnosed with AND and frequently detected in male gender, clinical presentations can be different. For CPD, which is a clinic where the true diagnosis can only be reached by kidney biopsy, multiple parameters should be evaluated simultaneously. In this study, antenatal diagnosis or diagnosis between 0-6 months, ANH without UTI or incidental diagnosis, kidney size and percentile loss in renal US, very low renal uptake in DMSA scintigraphy at the time of diagnosis, no more than 5% loss of split function in follow-up DMSA despite previous UTI,and detection of severe VUR in VCUG were found to be suitable parameters for CPD. We believe that these patients emerge with different mechanisms and show different clinical courses than the patients in the APD group.

Benzer Tezler

  1. Primer vezikoüreteral reflüde renal skar oluşumunda oksidatif stresin rolü

    The role of oxidative stress in renal scar formation due to primary vesicoureteral reflux

    SEÇİL KÖSE

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2010

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıErciyes Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. RUHAN DÜŞÜNSEL

  2. Orta ve ağır dehidratasyonlu, akut gastroenteritli hastalarda, intravenöz sıvı tedavisine cevapta end-tidal karbondioksit (ETCO2) gradiyenti ile vena kava kollapsibilite indeksinin karşılaştırılması

    Comparison of end-tidal carbondioxide (ETCO2) gradient and vena cave collapsybility in the response to intravenous liquid therapy in patients with medium and heavy dehydratation and acute gastroenteritis

    GÜLİN İNAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2020

    Anestezi ve ReanimasyonSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Acil Tıp Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. HAYRİYE GÖNÜLLÜ

  3. Erken ve geç başlangıçlı fetal büyüme kısıtlılığında doppler ile fetal orta serebral arter tepe sistolik hız ölçümlerinin prognoza olan etkisi

    The effect of doppler and fetal middle cerebral artery peak systolic velocity measurements on prognosis in early and late onset fetal growth restriction

    HALE ÇETİN ARSLAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    Kadın Hastalıkları ve DoğumSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. AYTÜL ÇORBACIOĞLU ESMER

  4. Primer hiperparatiroidi nedeni ile cerrahi yapılan hastaların retrospektif olarak radyolojik ve demografik verilerinin değerlendirilmesi

    Assessment of the demographic and radiological data of the patients having surgical intervention for the primary hyperparathyroidism in a retrospective study

    UĞUR KALAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2017

    Endokrinoloji ve Metabolizma HastalıklarıSağlık Bilimleri Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    UZMAN FERHAT GÖKAY