Geri Dön

Esansiyel hipertansiyonlu olgularda Nifedipin ve Pindolol tedavisi ve bu drogların total kan ve plazma viskozitesine, kan kortizol düzeyine, kanın şekilli elemanlarına, kan ve idrar elektrolitlerine etkileri

Başlık çevirisi mevcut değil.

  1. Tez No: 60976
  2. Yazar: FEYZA ARICIOĞLU
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. HALİL SAĞDUYU
  4. Tez Türü: Yüksek Lisans
  5. Konular: Eczacılık ve Farmakoloji, Pharmacy and Pharmacology
  6. Anahtar Kelimeler: Adrenerjik beta agonistleri, Hipertansiyon, Kan testleri, Nifedipin, Adrenergic beta-agonists, Hypertension, Hematologic tests, Nifedipine
  7. Yıl: 1998
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: İstanbul Üniversitesi
  10. Enstitü: Sağlık Bilimleri Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Farmakoloji Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Hipertansiyon toplumun özellikle erişkin kesiminde sık görülen önemli bir sağlık sorunudur. Antihipertansif tedavi hipertansiyonlu kişilerde yüksek olan mortalite ve morbiditede hiç de küçümsenmeyecek azalma sağlamıştır. Bununla beraber kullanılan drogların istenmeyen etkileri de aynı oranda önemli olabilmektedir. Bu noktadan hareketle günümüz tedavisinde önemli yeri olan bir beta bloker pindolol ve kalsiyum antagonist nifedipinin antihipertansif etkisini ve kan kortizolü, idrarla elektrolit atılımı, aynı elektrolitlerin kandaki miktarı, kanın şekilli elemanları, total kan ve plazma viskozitesi üzerine etkilerini araştırdık. Hafif ve orta derecede esansiyel hipertansiyonlu 35 hastadan 15'inde nifedipin, 20' sinde pindolol tedavisi uygu landı ve 1 hafta plasebo öncesi, 1 hafta plasebo, 1 hafta akut ve 1 ay kronik dönem olmak üzere toplam 7 hafta izlendiler. Her iki gruptaki hastaların plasebo öncesi, plasebo sonrası, akut ve kronik dönemlerde kan basıncı ve NDS 'lan ölçüldü ve plazma öncesi ve kronik dönemlerde drog verilişinden 1 saat sonra, plasebo sonrası ve akut dönemlerde drog verilişinden 1 ve 2 saat sonra kan örnekleri alındı ve kortizol düzeyleri ölçüldü. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası dönemlerde kan örnekleri alınarak total kan ve plazma viskoziteleri, sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyum düzeyleri ölçüldü, eritrosit, lökosit, hemaglobin, hematoksit sayımları yapıldı.- 107 - Aynı dönemlerde hastalara 24 saatlik idrarları toplatılarak sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyumun idrarla atılan miktarları değerlendirildi. Her iki grupta da tedavi sonunda sistolik ve diyastolik kan basınçlarında belirgin bir düşüş sağlanırken, NDS'da, total kan ve plazma viskozitesinde, kanın şekilli elemanlarında ve gerek plazma 'gerekse idrardaki elektrolit düzeyle rinde istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmedi. Ancak drog verilişinden 1 saat sonraki kortizol düzeylerinin 2 saat sonraki düzeye göre anlamlı düşük bulundu. Ayrıca, iki drogun kan basıncı üzerine etkileri karşılaştırıldığında nifedipinin daha etkili olduğu görüldü (p<0.01). Sonuç olarak, hem nifedipinin hem pindololün kan basıncında belirgin bir düşüş sağladıkları, ancak önemli bir istenmeyen etki yapmadıkları anlaşılmıştır. Burada elde edilen değerler iki, drogun da hafif ve orta derecede hipertansiyonlu olgularda emniyetle kullanılabileceği görüşünü ortaya koymuştur.

Özet (Çeviri)

108 - SUMMARY Hypertension is a basic problem of health which is most frequently ecountered especially in the adult group of the population. Antihypertensive treatment has provided too great a decrease not to be ignored in mortality and morbidity which are high in hypertensives. However, the adverse affects of the drugs being used are also important starting from this point, we attempted to investigate the antihypertensive effects of pindolol, a beta bloker and nifedipine, a calcium antagonist, both of which occupy a significant place in current therapy, as well as their effects on blood Cortisol, on electrolyte excretion in urine, on the quantity of the some electrolytes in blood, on the hemogram levels, and on total blood and plasma viscosity. In 15 out of 35 patients with mild and or moderate essential hypertension, pretreatment with nifedipine and in 20, treatment with pindolol, were followed up for one week as before placebo, one week as placebo, one week as acute and one month as chronic stage, totally being 7 months. Blood pressures and pulse rates of the patients in both groups were measured before placebo, after placebo and in acute and chronic stages, blood sample were obtained one hour after drug administration before placebo and in chronic stages and one and two hours after drug administration after placebo and in acute stages, and Cortisol levels were measured*- 109 - Blood samples in pre and post-treatment stages were obtained to determine blood and plasma vicosities, to measure Na, K, Ca and Mg levels and to realize erythrocyte, leucocyte, heamoglobin and haematocrit counts. During the some stages patients were instructed to collect their 24 + + ++ hours urine to calculate the quantities of Na, K, Ca and Mg excreted vie urine individually. While a marked decrease was maintained in the systolic and diastolic blood pressures at the termination of therapy, no statistically significant difference was observed in pulse rate. In total blood and plasma viscosities of the blood, in the hemogram levels. And in the electrolyte levels in either plasma or in urine. But we found a significant decrease in cortizol levels after two hours of drug administration. And, when we compair two grups effects on blood pressure, nifedipine was found more effective (p<0.01). It was concluded that both nifedipine and pindolol caused a marked decrease in lood pressure but that neither caused significant adverse effects. As a result of that both drugs can be used safely in mild and moder the hypertensions.