Geri Dön

Anksiyete bozukluğu eşlik eden ve etmeyen major depresif bozukluk tanılı hastalarda bilişsel ve üstbilişsel süreçlerin incelenmesi

Investigation of cognitive and metacognitive processes in patients diagnosed with major depressive disorder with and without anxiety disorder

  1. Tez No: 583477
  2. Yazar: KEVSER ALTINTAŞ
  3. Danışmanlar: PROF. DR. SERVET EBRİNÇ, YRD. DOÇ. ANIL GÜNDÜZ
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Psikiyatri, Psychiatry
  6. Anahtar Kelimeler: majör depresif bozukluk, anksiyete bozukluğu, biliş, üstbiliş, Anksiyete, Anksiyete bozuklukları, Biliş bozuklukları, Depresif bozukluk-majör, major depressive disorder, anxiety disorder, cognition, metacognition, Anxiety, Anxiety disorders, Cognition disorders, Depressive disorder-major, Metacognitive
  7. Yıl: 2019
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
  11. Ana Bilim Dalı: Psikiyatri Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Giriş ve Amaç: Üstbiliş, bilişleri kontrol eden, düzenleyen, değerlendiren üst düzey bir bilişsel yapı, bilgi ve süreçler olarak tanımlanmaktadır. Üst biliş, kişinin kendi zihnindeki olay ve işlevlerin farkında olmasını, zihin olaylarını ve işlevlerini amaçlı yönlendirebilmesini içeren bir üst sistem bütünüdür. Üst biliş sistemi, insanın bilişsel süreçlerinin işlevsel ve uyuma yönelik çabasında önemli oranda rol oynar. Dolayısıyla bu sistemde meydana gelebilecek olası bir bozukluğun pek çok psikopatolojinin gelişmesi ve devam etmesinde önemli bir faktör olacağı düşünülmektedir. Major Depresif Bozukluk (MDB) yaygın görülen ruhsal hastalıklardan olmasıyla birlikte, sıklığının artması ve sebep olduğu yeti yitimi, kayıplar nedeniyle önemi daha da artan bir sağlık sorunu olmaktadır. Depresyonda tedaviye başvuru oranlarının az olması, tedavi için başvurunun geciktirilmesi, eş görülen hastalıklarla birlikte tanı zorluklarının olması hastalığın kronikleşme riskini ve ortaya koyduğu yeti yitimi ve ekonomik kayıpları artırmaktadır. Bizim bu çalışmamızda amacımız polikliniğimize başvuran Major Depresif Bozukluk tanısı alan kişilerde ve Major Depresif Bozukluğa eşlik eden Anksiyete Bozukluğu (AB) olan kişilerde üst bilişsel ve bilişsel süreçleri incelemektir. Yöntem: Araştırmaya MDB tanısı alan 50 olgu, MDB+AB tanısı alan 47 olgu ve 49 kişiden oluşan sağlıklı kontrol grubu dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara DSM-IV Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I) uygulanmıştır. Hastalara SCID-2 uygulanarak eksen-2 tanısı alanlar dışlanmıştır. Ardından Sosyodemografik Veri Formu, Üst biliş Ölçeği-30(ÜBÖ-30), Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği (FOTÖ), Otomatik Düşünceler Ölçeği (ODÖ), Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği(RDBÖ), Beck Depresyon Ölçeği(BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği(BAÖ) özbildirim ölçekleri katılımcılar tarafından doldurulmuştur. Bulgular: MDB'ye AB eşlik eden hasta grubu, MDB tanılı hasta grubu ve kontrol grubu ÜBÖ-30, FOTÖ, ODÖ ve RDBÖ toplam puanları açısından karşılaştırıldığında MDB hasta grubu kontrol grubuna göre, MDB+AB hasta grubu kontrol ve MDB grubuna göre toplam puanları anlamlı olarak daha yüksekti(p<00,1). Üst biliş ölçeği alt boyutları açısından değerlendirme yapıldığında; MDB+AB hasta grubunda tüm alt ölçek puanları MDB tanılı hasta grubu ve kontrol grubuna göre yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı saptandı (p<0,05). MDB tanılı hasta grubunda olumlu inançlar alt ölçeği dışındaki alt ölçek puanları kontrol grubuna göre yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı saptandı (p<0,05). Depresyona eşlik eden anksiyetenin öngörücüleri bilişsel açıdan incelendiğinde ÜBÖ ve ODÖ anksiyetenin öngörücüsü olarak saptandı. Üstbiliş ölçeğinin alt boyutları açısından depresyona eşlik eden anksiyetenin öngörücüleri değerlendirildiğinde kontrol edilmezlik ve tehlike alt boyutu dışında diğer ölçekler anksiyetenin öngörücüsü olarak saptandı. Sonuç: MDB+AB tanılı hastalarda MDB tanılı hastalara göre bilişsel ve üstbilişsel faktörlerin hastalık oluşması ve şiddetini belirlemede daha fazla rol aldığı sonucu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, ruhsal hastalıklara yönelik üstbilişsel yaklaşımın, psikoterapi yöntemlerini; uygun şekilde önleme, değerlendirme ve müdahale stratejileri belirleme açısından etkileme potansiyeline sahip olduğu ileri sürülebilir. Yeni metabilişsel tedavi tekniklerini birlikte ele almak, bilişsel terapinin klasik çerçevesini güçlendirir ve bu tür bilişüstü araştırmalar hem teori hem de pratik için umut verici bir alan gibi görünmektedir.

Özet (Çeviri)

Introduction and Aim: Metacognition is defined as a high level cognitive structure, information and processes that control, regulate and evaluate cognitions. Metacognition is a set of higher systems that includes awareness of events and functions in one's mind and the ability to direct mind events and functions. Metacognition system plays an important role in the functional and adaptive effort of human cognitive processes. Therefore, a possible disorder that may occur in this system is thought to be an important factor in the development and continuation of many psychopathologies. Major Depressive Disorder (MDD) is one of the most common mental illnesses, also it is a health problem that is becoming more and more important due to the increasing incidence and loss of disability caused by it. The low rates of admission to treatment, the delay in admission to treatment, and the difficulty in diagnosing the diseases associated with depression increase the risk of chronic disease and the disability and economic losses. The aim of this study was to investigate the metacognitive and cognitive processes in the patients with the diagnosis of Major Depressive Disorder and the Anxiety Disorder (AD) accompanying the Major Depressive Disorder. Methods: 50 patients with MDD, 47 patients with MDD + AB and 49 healthy controls were included in the study. DSM-IV Structured Clinical Interview (SCID-I) was administered to all participants. Patients diagnosed with axis-2 were excluded by applying SCID-2. Then, Sociodemographic Data Form, Metacognition Scale-30 (MCQ-30), Non-Functional Attitudes Scale (FOTS), Automatic Thoughts Scale (SRS), Ruminative Thought Form Scale (BDI), Beck Depression Scale (BDI), Beck Anxiety Scale (BDI) Self-report scales were completed by the participants. Results: The patients with MD who were comorbid with MDD, the patients with MDD and the control group were compared in terms of total scores of MCQ-30, FOTS, SRS and RDRS. MDD patient group according to control group and MDD + AB patient group according to control and MDD group, compared to the total scores were significantly higher (p <00.1). When sub-dimensions of metacognition scale were evaluated, all subscale scores were higher and statistically significant in MDD + AB patient group compared to MDB and control group (p <0.05). The subscale scores except positive beliefs subscale were higher and statistically significant in the MDD group compared to the control group (p <0.05). When the predictors of anxiety accompanying depression were examined cognitively, MCQ and SRS were found to be predictors of anxiety. When the predictors of anxiety associated with depression were evaluated in terms of the sub-dimensions of the metacognition scale, other scales were found to be predictors of anxiety except the uncontrollable and danger sub-dimensions. Conclusion: It was concluded that cognitive and metacognitive factors had a greater role in determining the occurrence and severity of the disease in patients with MDD + AB than in patients with MDD. As a result, it can be argued that the metacognitive approach to mental illness has the potential to influence psychotherapy methods in terms of appropriate prevention, evaluation and intervention strategies. Combining new metacognitive treatment techniques strengthens the classical framework of cognitive therapy, and such metacognitive research appears to be a promising field for both theory and practice.

Benzer Tezler

  1. Obsesif kompulsif bozukluğu olan çocuk- ergenlerde öfke düzeyi ve depresyon ilişkisi

    Anger level and depression relation in children and adolescents with obsessive compulsive disorder

    CANAN İNCE

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2016

    PsikiyatriKaradeniz Teknik Üniversitesi

    Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. SEMA KANDİL

  2. Bipolar bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, bipolar bozukluk ve obsesif kompulsif bozukluk eştanılı hastalar: Klinik özellikler, kişilik ve mizaç özelliklerinin karşılaştırılması

    Bipolar disorder, obsessive compulsive disorder, bipolar disorder and obsessive compulsive disorder comorbidity: Comparison of clinical features, personality and temperament

    HAFİZE GÜLNUR ŞEN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2016

    PsikiyatriAdnan Menderes Üniversitesi

    Ruh ve Sinir Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    YRD. DOÇ. DR. FİLİZ ÖZDEMİROĞLU

  3. Gece yeme sendromunun major depresyon ve bipolar bozuklukla ilişkisi ve yaşam kalitesi ve uyku üzerine etkisinin araştırılması

    Study of night eating syndrome in relation to major depression and bipolar disorder and effects on quality of life and sleep

    SEMA ULUKAYA

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2017

    PsikiyatriSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Psikiyatri Ana Bilim Dalı

    UZMAN ÖZGE ŞAHMELİKOĞLU ONUR

  4. Bağlanma ve emosyon regülasyonunun DEHB'de eşlik eden anksiyete belirtileri ile ilişkisi

    The relationship of attachment and emotion regulation with the anxiety symptoms associated with ADHD

    HAZAL AKMAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2021

    Psikiyatriİstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa

    Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. BURAK DOĞANGÜN

  5. Anksiyete bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde uyku bozukluğu sıklığı ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi

    Başlık çevirisi yok

    YASEMİN ÇELİK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2018

    Psikiyatriİstanbul Üniversitesi

    Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. NUSRET SOYLU