Geri Dön

OTOLOG PLAZMA JELİN GÜVENLİ VE UCUZ BİR DERMAL DOLGU MATERYALİ OLARAK KULLANIMININ GÜNDEME GETİRİLMESİ: SIÇAN MODELİNDE TİCARİ HYARULONİK ASİT BAZLI DERMAL DOLGULAR VE OTOLOG YAĞ GREFTİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI

THE EVALUATION OF THE USE OF OTOLOG PLASMA GEL AS A SAFE AND CHEAPER DERMAL FILLING MATERIAL: COMPARISON WITH COMMERCIAL HYARULONIC ACID BASED DERMAL FILLINGS AND OTOLOG FAT GRAFT IN THE RAT MODEL

  1. Tez No: 571879
  2. Yazar: OĞUZ ATAN
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. NEZİH SUNGUR
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi, Plastic and Reconstructive Surgery
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2019
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Enjekte edilebilir ajanlar ile yüz gençleştirme, popülerlik kazanmaya devam etmektedir. Cerrahi olmayan yüz gençleştirme prosedürleri, Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD'de) en sık uygulanan estetik prosedürler olarak tanımlanmaktadır [1]. 2016 yılında, ABD'de 17.1 milyon kozmetik girişim yapılmış olup bunların 1.7 milyonu cerrahi prosedür iken 15.4 milyonu minimal invazif prosedürler olarak raporlanmıştır [2]. 15.4 milyon minimal invazif kozmetik girişimde 7 milyon ile ilk sırada botulinum toksin yer alırken 2.6 milyon ile yumuşak dokulara dolgu işlemleri yer almaktadır [2]. 2.6 milyon yumuşak doku dolgu girişiminin ise 2 milyon girişimini ticari hyaluronik asit bazlı dermal dolgular (Juvederm®, Restylane®, gibi) oluşturmaktadır [2]. Bir dolgu girişiminin, ortalama olarak tüm hekim masrafı 644 US$ olup total bir yıllık ülke harcaması yaklaşık 1.3 milyar US$ olarak raporlanmıştır [2]. Bu değerler, geçmiş veriler ile karşılaştırıldığında yumuşak doku dolgu oranları 2015 yılına göre %2, 2000 yılına göre ise %298 artmış olarak izlenmektedir. Bu veriler bizlere dolgu materyallerinin pazar oranının ne kadar geniş olduğunu ve yıllarla da artabileceğini göstermektedir. Dolgu materyalleri, her ne kadar cilt altına enjekte ediliyor olsa da, dolgu maddeleri ilaç olarak sınıflandırılmamışlar ve tıbbî ve cerrahi cihazlar için kullanılanların dışında, farmakopenin zorunlu testlerini geçme zorunlulukları hiçbir zaman olmamıştır [3]. Bu nedenle, onay almış dolgu materyalleri kullanıldıkça komplikasyonları, riskleri ortaya çıkmakta ve bazılarının kullanımı artarken bazılarının ise azalıp kullanımı neredeyse sıfıra inmektedir. Dolgu enjeksiyon materyalleri arasında hyaluronik asit bazlı olanlar son raporlarda da görüldüğü üzere şu anda en önemli yere sahiptirler. Hyaluronik asit, cildin dermis tabakasında ekstrasellüler matriks içinde bulunan ve doğal olarak oluşan bir polisakkarittir. Biokompatibilitesi, nonimmunojenitesi, doğal hissi ve görünümü sebepleri ile hyaluronik asit, ideal bir fasyal plastik dolgusu haline gelmiştir [4]. Absorbe olabilen dolgu materyali olarak hyaluronik asit, göreceli olarak daha az riske sahip olup kalıcı dolgu materyallerinin yan etkilerine sahip olmadığından tercih sebebi olmaktadır. Son yıllarda bir diğer kullanımı giderek artan ve popülerlik kazanarak karşımıza çıkan dolgu işlemi ise otolog yağ greftlemedir. Amerikan Plastik Cerrahi Derneği verilerine göre, 2007 ile 2013 tarihleri kıyaslandığında estetik amaçlı yağ greftleme prosedürleri, sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde %40 oranında artmıştır [5]. Bu otolog yağ greftleri, kaynaklarının uygun, ucuz, göreceli güvenli ve eşdeğer bileşimde olması nedenleri ile ideale yakın dolgu materyali olarak kabul edilmektedir. Fakat, her ne kadar yağ nakli teknikleri son yıllarda rafine edilmiş ve 6 geliştirilmiş olmasına rağmen, hacim restorasyonunda öngörülebilirliğin bulunmaması nedeniyle daha fazla iyileşme gerektirdiği görülmektedir. Rezorpsiyon oranları orijinal volümün % 90'ı kadar yüksek olabildiğinden greftleme sonrası sonuçlar her zaman öngörülemez olarak kalmaktadır [6]. Hyalüronik asit, kollajen ve poli-L-laktik asit gibi pazarlanan dolgu maddeleri şu anda genç görünümün restorasyonu için sık olarak kullanılsa da, nakledilen yağ doğal olarak alerjik olmayan doğası gereği en büyük ek avantaja sahiptir [7]. Ek olarak, bütün yüz hacminin restorasyonu gibi işlemler, 100 mL veya daha fazla gerektirebileceğinden, otolog yağ maliyet açısından verimli bir kaynak haline gelmektedir [7]. Yine de ideal dolgu maddesi erdemlerine rağmen, otolog yağın eksiklikleri de vardır. Transplantasyondan sonra öngörülebilirliği ve uzun ömür açısından tartışmalar halen devam etmektedir. Yağ grefti doğal olarak ikinci bir cerrahi verici alan ve buna bağlı yara izi ve ağrıyı beraberinde getirmektedir [7]. İdeal bir dolgu maddesi şu özelliklere sahip olmalıdır: Enjekte edilmesi kolay olmalı, şekillendirilmesi kolay olmalı ve olabildiğince uzun süre vücutta kalmalıdır. Alerjik veya kanserojen olmamalı, enfeksiyonlara veya biyofilmlere duyarlı olmamalı, ancak potansiyel olarak geri dönüşümlü, sıcaklık kararlı ve ucuz olmalıdır. Bu kriterlerin tümünü yerine getirecek maalesef bir dolgu malzemesi halen bulunmamaktadır [8]. Platelet kökenli biyolojik materyalleri, plastik ve rekonstruktif alanında 2009 yılından beri aktif şekilde kullanılmakta ve önemi ve çeşitleri gün geçtikçe daha net olarak anlaşılmaktadır [9]. 2013 yılında, Woo ve ark, plateletten fakir plazmayı ısıtma ve soğutma işleminden geçirerek elde ettikleri materyali vokal kord plastisinde kullanmıştır [10]. Elde ettikleri materyal olan plasma jel, diğer birçok platelet ve plazma kaynaklı çalışmalarda olduğu gibi isimlendirilmesi ve terimlerin yanlış kullanımı nedeni ile ileri çalışmalar yapılmayarak bir vaka raporu olarak kalmıştır. Buna benzer birkaç çalışma olmasına rağmen biyolojik bir dolgu materyali olabilecek plazma jeli popülerize etmeye yetmemiştir. 2017 yılı Temmuz ayında Dengue ateşini araştıran araştırmacılar, çalışmalarında Dengue ateşi mevcut olanlarda akut dönemde serum hyaluronik asit ve heparan sülfatın anlamlı derecede yüksek olduğunu bulmuşlardır [11]. Araştırmacılar, bu durumu yıkılan endotel ve hücrelerde mevcut olan glikokaliksin yıkımı hipotezini öne sürmüşler ve aynı çalışmada yine aynı şekilde azalan bir platelet durumunun olduğunu ve bunu da vasküler boşluktan kayıba bağlamışlardır [11]. Glikokaliks, karbonhidrattan zengin bir hücre çevreleyici madde olup plazma ve interstisyal sıvı arasında semipermeable bir bariyer görevi görmektedir. Glikokaliksin en büyük iki yapıtaşı hyaluronik asit ve heparan sülfattır. Günümüzde son yıllarda popülarize olan plateletler ele alındığında platelet glikokaliksi kandaki diğer analoglarından daha kalın bir yapıya sahiptir [12]. 7 1987 yılına ait bir çalışmada, plazmanın denaturasyon fazları denenmiş ve 80 °C gibi bir sıcaklıkta denaturasyon sonrasında elektroforez çalışmasında HMW (High molecular weight) bölgesinde artış olduğu izlenmiştir [13]. Bu bölgenin Hyaluronik asit gibi maddelerin birikim alanı olduğunu hipotez edilebilir. Çünkü hyaluronik asit HMW çeşidi olup yapılan bir başka çalışmada 90 °C ve 120 °C gibi sıcaklıklarda ve 30 dakikada çok az bir miktarının denature olduğu gösterilmiştir [14]. Hyaluronik asit spesifik olarak tanımlanacak olursa bir mukopolisakkarittir ve binlerce karbonhidrat uzunluğundadır. Hyaluronik asit bir başka moleküle bağlı olmadığı zamanlarda, su moleküllere bağlanarak jel formatına benzeyen sıkı bir visköz yapıya dönüşür [15]. Hipotezimiz, yüksek devir ve yüksek süre santrifüjleme sonrasında bütün hücrelerin glikokaliks ve benzeri membranlarının parçalanarak elde edilen plazmanın yüksek sıcaklık ve sürede ısıtılıp hyaluronik asit gibi maddelerin daha aktif olduğu bir jel elde ederek bunun akışkan, ucuz, partikül içermeyen, yapısal olarak homojenize, otolog bir dolgu materyali olarak kullanımını gündeme getirmektir.

Özet (Çeviri)

Facial rejuvenation with injectable agents continues to gain popularity. Non-surgical facial rejuvenation procedures are defined as the most commonly used aesthetic procedures in the United States (USA) (1). In 2016, 17.1 million cosmetic procedures were performed in the United States, of which 1.7 million were surgical procedures while 15.4 million were reported as minimally invasive procedures (2). In the 15.4 million minimally invasive cosmetic procedures, botulinum toxin takes the first place with 7 million and filling with soft tissues is 2.6 million (2). Of the 2.6 million soft tissue filling attempts, 2 million are based on commercial hyaluronic acid-based dermal fillers (Juvederm®, Restylane®, etc.) (2). The total cost of a fill-in intervention was 644 US $ on average and the total one-year expenditure of the country was reported to be approximately US $ 1.3 billion (2) Compared to the previous data, these values are seen as 2% when compared to 2015 and 298% when compared to the previous year. These data show us how large the market rate of filling materials and the increase in years. Although the filler materials are injected under the skin, fillers have not been classified as medicines and have never had to undergo mandatory testing of pharmacopoeia, except for those used for medical and surgical devices (3). Therefore, the use of approved filling materials increases the complications and the risks of the use of some and the use of some of them decreases to almost zero. Among the filling injection materials, hyaluronic acid based ones have the most important place as seen in the recent reports. Hyaluronic acid is a naturally occurring polysaccharide found in the extracellular matrix of the dermis layer of the skin. Hyaluronic acid has become an ideal facial plastic filler with its biocompatibility, nonimmunogenicity, natural sensation and appearance [4]. Hyaluronic acid, as the absorbable filler material, is relatively less risky and is preferred because it does not have side effects of permanent filler materials. In recent years, the use of another is increasingly increasing and gaining popularity of the filling process is autologous fat grafting. According to data from the American Society of Plastic Surgery, aesthetic grease grafting procedures increased by 40% in the United States when compared to 2007 and 2013 [5]. These autologous fat grafts are considered to be close to ideal filling material due to their sources being inexpensive, relatively safe and equivalent in composition. However, although oil transplantation techniques have been refined and improved in recent years, it seems that the volume restoration requires further improvement due to the lack 9 of predictability. Post-grafting results remain unpredictable, since resorption rates can be as high as 90% of the original volume [6]. While marketed fillers such as hyaluronic acid, collagen and poly-L-lactic acid are currently commonly used for the restoration of younger appearance, the transplanted fat has the greatest additional advantage due to its inherently nonallergic nature [7]. In addition, autologous fat becomes a cost-effective source because processes such as restoration of whole face volume may require 100 mL or more [7]. Nevertheless, there are deficiencies of autologous fat, despite the ideal filler virtues. Debates are still ongoing in terms of predictability and long life after transplantation. The fat graft naturally brings a second surgical donor area and associated scarring and pain [7]. An ideal filler should have the following properties: It should be easy to inject, easy to shape and stay in the body for as long as possible. It should not be allergic or carcinogenic, not susceptible to infections or biofilms, but should be potentially reversible, temperature stable and inexpensive. Unfortunately, there is still no filler material to fulfill all of these criteria [8]. Biological materials of platelet origin, plastic and reconstructive fields have been used actively since 2009 and the importance and variety is understood more and more clearly [9]. In 2013, Woo et al. Used the material they had obtained by heating and cooling the platelets to vocal cord plastium [10]. Plasma gel, which is the material they obtain, has remained as a case report by not performing any further studies due to the nomenclature and misuse of the terms as in many other platelets and plasma-based studies. Despite several similar studies, it was not enough to popularize plasma gel, which could be a biological filler material. Researchers investigating Dengue's fever in July 2017 found that serum hyaluronic acid and heparan sulfate were significantly elevated in patients with Dengue's fever during the acute phase [11]. The researchers suggested the hypothesis of the destruction of glycocalyx present in the endothelium and cells that were destroyed, and in the same study they also had a reduced platelet status and lost it from the vascular space [11]. Glycoccalic is a carbohydrate-rich cell encircling agent and acts as a semipermeable barrier between plasma and interstitial fluid. The two major building blocks of glycocalyx are hyaluronic acid and heparan sulfate. When platelets are popularized in recent years, platelet glycocalyx is thicker than other analogs in blood [12]. In a study of 1987, denaturation phases of the plasma were tried and electrophoresis study showed an increase in HMW (High molecular weight) region after denaturation at a temperature of 80 ° C [13]. It can be hypothesized that this region is the area of accumulation of substances such as Hyaluronic acid. Because hyaluronic acid is an HMW variant, it has been shown in another study 10 that at a temperature of 90 ° C and 120 ° C, a very small amount of denatured in 30 minutes [14]. Hyaluronic acid is a mucopolysaccharide that is specifically defined and has a length of thousands of carbohydrates. When hyaluronic acid is not bound to another molecule, the water is linked to molecules to form a tight viscous structure that resembles the gel format [15]. Our hypothesis is that the plasma obtained by breaking down the glycocalyx and similar membranes of all cells after high cycle and high time centrifugation is heated at high temperature and time and hyaluronic acid is more active. to use the material as a material.

Benzer Tezler

  1. Investigation of the efficacy of different sources of platelet-rich plasma (PRP) on wound healing in experimentally induced cutaneous wounds in diabetic rabbit models

    Deneysel diyabetik kutanöz yara modeli oluşturulan tavşanlarda farklı kaynaklardan sağlanan trombositten zengin plazmaların (TZP) yara iyileşmesi üzerine etkinliğinin araştırılması

    MUHAMMAD WAQAS

    Doktora

    İngilizce

    İngilizce

    2023

    Veteriner HekimliğiErciyes Üniversitesi

    Veterinerlik İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. İHSAN KELEŞ

  2. Kronik ürtikerli olgularda otolog plazma deri testi sonuçlarının değerlendirilmesi

    Value of autologous plasma skin test with idiopathic chronic urticeria

    HAMZA YILDIZ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2010

    DermatolojiGata

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. ÖZLEM KARABUDAK

  3. Nazal cerrahide otolog plateletten zengin plazma uygulanan ve uygulanmayan hastaların postoperatif takiplerinde yaşam kalitesi üzerine etkilerinin araştırılması

    Effects of the autologous platelet-rich plasma i̇n nasal pack on postoperative quality of life

    İHSAN KUZUCU

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2014

    Kulak Burun ve BoğazUfuk Üniversitesi

    Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü

    PROF. DR. SİNAN KOCATÜRK

    PROF. DR. ŞEFİK HALİT AKMANSU

  4. Otolog kondüsyonel serumun sıçanlardaki yağ grefti yaşayabilirliğine etkisinin plateletten zengin plazma – yağ grefti kombinasyonu ile kontrollü karşılaştırılması

    Controlled comparison of the effects of autologous conditioned serum (ACS) and platelet-rich plasma (PRP) on the fat graft survival in rats

    GÖKAY BAYKARA

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2020

    Plastik ve Rekonstrüktif CerrahiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. NEZİH SUNGUR

  5. Kronik ürtikerli hastalarda otolog serum ve plazma deri testlerinin karşılaştırılması

    Comparison of autologous serum and plasma skin tests in patients with chronic urticaria

    SİRAÇ AKTAR

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2010

    DermatolojiYüzüncü Yıl Üniversitesi

    Dermatoloji Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. NECMETTİN AKDENİZ