Geri Dön

Müstehcenlik

Başlık çevirisi mevcut değil.

  1. Tez No: 4877
  2. Yazar: ÖMER FARUK UYSAL
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. FERUDUN YENİSEY
  4. Tez Türü: Yüksek Lisans
  5. Konular: Hukuk, Law
  6. Anahtar Kelimeler: Anayasa hukuku, Ceza Hukuku, Müstehcenlik, Psikoloji, Sosyoloji, Constitutional law, Criminal Law, Obscenity, Psychology, Sociology
  7. Yıl: 1988
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: İstanbul Üniversitesi
  10. Enstitü: Sosyal Bilimler Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

(D ÖZiüT Küstehcen, pornografik ve erotik ilt benzeri kavramları önce bir kelime olarak ele alıp etimolojik bir değerlendirme yaptığımızda, bir ortak özellik olarak hepsinin cinsellikle ilgili olduğunu, sek süel hayatı dahaziyade bayanı bir şekilde ele almanın sözsel ifade leri olduğunu görüyoruz. Bu kelimelerin ortak noktaları olan cinsel lik ve özellikle de bayağılığın yoğunluğu bu kavramları birbirinden ayırt etmemize yarar. Sonuç olarak müstehcen ve pornografik, edep ve haya duygularına aykırı, yakışıksız, iğrenç, ayıp, müstekreh, açık saçık olandır. Erotik ise pornografik ve müstehcenliğe göre duygu ve aşk yönüne olandır. Tarihteki belli başlı medeniyetlere baktığımızda (Mezopotamya Eski mısır, hintliler, Israiloğulları, Antik Yunan Antik roma, Hris- tiyanlık,“Çürk tarihi, İslâm medeniyeti) şu sonuçlara ulaşırız. I. Cinsellik çokeski çağlardan beri imkânların elverdiği ölçü de jinsanîarın çeşitli şekillerde ele aldığı bir konu olmuştur, îine pornografi teknik gelişmeye paralel olarak yaygınlaşma ve ge lişme göstermiştir. Günümüzde ise gazete, dergi, sinema video araç- larifla etkili olmaktadır. 2. Sanılanın aksine cinsel serbesti vebu göndeki ilerleyiş çağı mıza ve çağıroızdaki batı toplumuna özgü değildir, eski medeniyetlere baktığımızda toplumların bu konudaki eğitimleri birbirine zıt geliş meler gösterdiğinigörmekteyiz. 3. Çeşitli fikir akımları felsefi görüşleri ve dinler bu konuda olumlu veya olumsuz etkiler göstermiştir. 4. İki zıi kutup olan toplumlurda refah ve darlık dönemlerinde özelliklede gelir dağılımının aşarı degesiz olduğu zamanlarda fuhuş ve sefahat eğiliminin arttığı görülmektedir İnsan davranışı çok bileşenli, komplike bir yapıca sahiptir. Onu davranmaya iten ”itki'“ 1er için geçerli olduğu gibi onun bun lara karşı oluşturduğu cevapların çeşitliliğinde de aynı yargı söz konusudur. insan davranışının temelinde bulunan ve insanı davranmaya iten temel ihtiyaç güdüleri vardır, ^orunmajbarınmajbeslenmej cin sellik gibi. fifu temel güdüler toplumsal hayatta değişi<k varyasyon lar la değişik renk ve tonlarla süre giderek sosyal ilişkiler örgüsü nü oluşturur.(2) Cinsi cazibe ve ”bunun bir varyantı elan cinsel zevk ve orgazm üreme ihtiyacı ve güdüsünün teminatıdır. Eğer cinsel zevk olmasaydı insanlar sırf neslin devamı kaygısıyla böyle bir faaliyete çok zor kalkışırlardı. Diğer güdülerden farklı olarak cinsel güdü büyük çapta yöneldiği obje tie ilgilidir ve enerjisini ve kuvvetini buradan alır. Bu güdünün diğer bir özelliğinide başka ve birbirinden tamamen farklı etkinlikler içinde enerji olarak kullanabilme imkânıdır. Bu cüm leden olarak kültürün temelini cinsel vazgeçiş (çilecilik) oluşturmaktadır, Müstehcen obje kişinin şuuraltında uyuyan insiyakleri, ham dürtüleri harekete geçirmekte ve bH hareketin normal seyri g,Çin yol tıkalı ise, önü ne gelen herşeyi silip süpüren korkunç bir taşkın gibi ortaya çıkacak, şuuraltı muhtevasının kaide ve disiplin tanımayan sefil bir azgınlığın hükmü altına girerek sapıtacak veya kendi ekseni etrafında dönen bir de- nizhortumu gibi kendisini boğacaktır. Kadın ve erkek psikolojisinden müstehcen obje oldukça farklı bir nitelik gösterir, ^adında cinsel uyarılma daha çok dokunma duyusu yoluyla erkekte ise daht çok görsel uyarılma ile alır. Kadın 'ila olay psikoseksüel erkekte biyoseksüeldir. Ve kadın erkeğe göre daha geç ve güç tahrik ve tatmin olur; obje daha çok erkeği etki altına alır. özellikle genç erkeklerdeki cinsel enerji yoğunluğu ve mrakı tica ret siyaset gibi sosyal faaliyetler açısından çeşitli istismarlara yol açmaktadır. Aile milli kültürü taşıma çocukları sosyalleş/tirme, biyolojik ve psikolojik tatmin fonksiyonlarının yerine getirildiği bir müessese olup îürk toplumunun âa temeli kabul edilmektedir. Müstehcenliğin aile üzerinde başlıca iki türlü etkisi vardır. a) Kurulacak ailelerin geciktirilmesi veya gerçekleştirilememesi şek - lindeki etkiler b) Mevcut aile üzerindeki dejenereetkiler. Bilgiyi, imanı, sanatı, ahlakı hukuku, örf ve adeti ve insanın toplumun bir üyesi olması dolayısıyla kazandığı diğer bütün maharet ve elışk*.nliklara kapsayan karmaşıkbir bütün olan kültür“müstehcen”ve Kv.Eir m ttsbi tinde bize önemli veriler sağlar zira iki kavram milli kültüre gere değerlendirilmelidir. Sanattaki bozulma ve yabancılaşmanın tezahür şekilleriı den biri mi. stehc enliktir. Çoğu zaman gerçekçilik adına argo sözler bayağı davranışlar ve müstehcen olan, sanat kisvesi altında takdimedilaektedir.(3) feminist anlayış ve yapılanmalar ladini bayağı aşağı bir seks makinesi aolarak a“ nan onun dextrin.-» r'üçvren müstehcenlik ilf r.vcade- l-.;yj y.i^.r:: heV. ve özgürlükleri ad» sürdürmektedirler. Müst -hc enliği etimolojik» tarihi, psikolojik Vfc ec-eyolojik açı- larüfn \>v ti çekildebir gözgezdirmeden sonra Hukuk felsefesi Anayasa Hukuku, Milletlerarası Hukuk daha sonrada Ceza hukuku açılaran dan ince lemeler yapalım. Ahlâk hem bir davranış kuralı hemde bir başka davranış kuralı olan hukukun üç unsurundan biridir. Ahlâk ile hukukun benzerlikleri veayrılıklarını şöylece özetleyebi liriz. Hukukta ideal adalet iken, ahlâkda bunun yerini iyi alır. Bundan da şu sonuçlar çıkar. I.Hukukun ağırlık merkezi ile çıkış noktası dış fiiller ahlakın ise iç fiillerdir. 2. Htûaık heteron-Tii ahlaktr atonomi hakimdir. 3. Hukukta insanın özgürlüğü ahlaktakine cr*nla daha aşdır. Hukukta ahlâkın ortaklama yenleri: I. Kaimeme muhtera yönünden ahlak ve hukuk arasında bir birlik olabilir. 2- Hukuk ahlâkın gelişmesine imkân sağlar. 3- Ahlâkta hukuku destekler. Ahlak hukuk ilişkisinde konumuz açısından en çarpıcı nokta ahla kın hukukun belirleyicilerinden biri olmasıdır. Hukuk etik değerle belir li yani ayırıcı karakterlerinden biri ahlaksallık olan bir davranış ku ralıdır. Hukuk ahlaksızlığa ne zorlayabilir ne de imkân sağlayabilir. Hukuk ideali ve fonksiyonel varlığı itibariyle ahlakı gerçekleştirmekle yükümlü bulunmakta; fakat ferdi ve sosyal emprik şartlar buna imkân ver mediği için zorunlulukla bir kesimini sınırları dışında bırakmaktadır. Anayasamızda yer alan Fikir ve Basın hürriyetleri ile bu hürriyet lerin varyasyonu hürriyetler ”kamu yararı“ ”genel sağlık“ ve ”genel ah lâkın korunması“sebepleriyle çeşitli sınırlamalara tabi tutulabilir Konumuz müstehcenlik açısından genel ahlâk deyince seksüel konularla ilgili ahlâkı anlamak gerektiği bir gerçektir. Anayasamızda yer alan Aile ve Gençlerin korunmasına ilişkin hü kümler de müstehcenlik ile ilgili özel bir anlam taşıyûr diyebiliriz. Birçok milletlerarası konferans ve sözleşme ile müstehcenin yayıl ması ve küçüklerin ezel olarak korunması sağlanmak istenmiştir. Çünkü bu tür yayın ticareti uluslararası boyut kazanmıştır. Bunlar kronolojik sırasıyla 1893 Lozan kıı ^resi, IS04 Kolonya ^ongresi 1908 Paris Eongresi, 1910 Paris antlaşması (Bu anlaşma 4 Mayıs 1949 tarihinde Lake Sucess^e ta dil edilmiştir) 1923 Cenevre Kukavelesi, 1927 Ceza Hukukunu birleştir me birinci milletler arası konfgransı 1930 Bürüksel Konferansı Bunlar(4) içind^ en önemlileri Paris ve özellikle Cenevre sözleşmeleridir ve dev letimiz bu sözleşmelere katılmıştır. Bir çok ülke gibi iç mevzuatı 'da buradaki* an ilkeler çerçevesinde oluşturmuştur. Müstehcenlik Ceza kanunumuzun 2. kitabının b. babında yer alan adabı umumiye ve nizamı aile aleyhine cürümler başlığını taşıyan suç lar arasında düzenlenmiştir. Bu suçlar aynı başlıkları taşımalarına rağmen Mehaz 1889 kanunundan ayrılmıştır. Memleketin bünye ve özellik leri gozbnünde alınarak bazı ekler ve değişiklikler yapılmıştır. Müstehcenliğin bu bapta düzenlenen diğer suçlardan önemli bir farkı diğerlerinin esas' itibariyle tatmine yönelik bir durumu varkenmüsteh- cenli k tahrik esasına dayanır ve bu suçlarfin^psikososyal yönden alt yapısını hazırlar. Müstehcenliğin önlenmesi sorunu hakkında hukuki literatürde Çağlayan, Donay/.Uönmezer, Xarsuvat ve Ereni' in görüşlerini zikrettik. Bu yazarlardan Yârsuvat hariç tümü müstehcenliğin önlenmesi konusunda müttefik oİma”kla birlikte değişik gerekçeler öne sürmektedirler. Müstehcenlik edep ve iffete tecavüz ye İPCK 57 6. md. deki suçla benzerlik arzetmesine rağmen önemli farklılıklarıma vardır. Edep we iffete 4.ffe4o tecavüz Suçunda bilfiil ortada bulunan hayasızca vaz»ti hareketleri icra edendir; müstehcen hareketleri yapan asıl odur. Oysa müstehcenlikte tecavüz edenbasılmış şeyler eserler matbuaları eşyalar- dır. Bu suç tarih itibarıyla oldukça yeni zamanlarda ortaya çıkmış tır. 7e teknolojik gelişmeye parala olarak' da çeşitlenmiş ve yaygın laşmış kısa süreler içinde sürekli değiştirilmiştir. Bu suçun ülkemizdeki tarihi değişimi şöyle olmuş tur.192 6* de yürürlüğe giren TCK yap kadar I343f23 md. müsfeiMgenel adaba çeşitli vasıtalarla tecavüz konusunda sadece müstehcen yayında bulunmayı ya saklamıştır. I^Ö^da yürürlüğe giren ÎCK' nın 426, 427 ve 428, madde lerine bu hükümler 1474 Kanununun 132 maddesini değiştiren 1341 kanu nunun 22. maddesiptan intikal etmedir. Bu hususta 1864 Matbuat Nizam namesinden“hüküm mevcuttur. 1826 metnine kadar metinler sadece müstehcen yayından dolayı sorumluluğa ilişkin bulunmükta ve sadece basın aracı olarak görül mektedir.(5) Kanunda 6.5.1988 da önemli değişiklikler yapılmış yine II. 6. 88 de de hafif bir değişiklik yapılmıştır. Müstehcenlik suçunda korunan hukuki menfaat konusunda değişik görüşler mevcuttur. Bunlar genel ahlâk yani toplumun ar re haya duygusu, Cinsel özgürlük veya haysiyet, istispaf nitelikte olmakla birlikte Kamu sağlığı ve kamu güvenliği olarak ifade edilmiştir. Müstehcenliği tarife hususunda mevzuatta iki eğilim vardır. Alman Yunan, Islânda, Danimarka, Lükeenburg, Grondland, i1 ransa, Belçika gibi bir çökülkc Ceza Kanununda tarif yoktur. İstisnai olarak İngiltere, İtalya ve mulg<J 1931 tarihli matbuat kanununda tarif verilmiştik. İçtihatlara göre müstehcenliğin ne anlama geldiğini muhtelif ülke mahkemelerinden Örnekler vererek açıkladık. Yargıtay ise bu konuda çe lişkili kararlar vermekle birlikte genellikle bu konuda objektif görü şü benimsediğini söyleyebiliriz. Doktrinden Dönmezer, Gürelli, Idlkut, özek, Yar suvat Er em, ıtonay, öztürk, Çağlayan,' önder, Manzininin bu konudaki görümlerini nakledip değerlendirdik. Mis tehcenli ğin kanunda tarifi hususunda; birbiriyle çelişkili kararları önlemek gerekçesiyle tarifi savunan görüş, dar kalıplara takı lıp kalmayıönleme gerekçesiyle tarife Karşı çıkan görüşler mevcuttur. Bu konuda bizim görüşümüz; ne iddialıbir tarif ne de çok soyut ve belirsiz ibareler yerine, önemli kıstaslarla nitelendirmeyi sağlayacak ibareler kullanmanın daha doğru olacağı yönündedir. Gerek Türk doktrin ve içtihadı gerekse yabancıdoktrin ve içti- had çıplaklığı yalnız bu niteliği itibarıyla müstehcen saymamakta Sunu çıplaklığın görünüşü resmedilişi tayin eder demektetir. Müstehcenlik konusunda en fazla tartışılan Konulardan biri de Bilim ve Ban* at eserlerinin müstehcenliği konusudur. İtalyan Ceza Kanunu ile bizim mülga Matbuat Kanunumuzun I. maddesinde bu konuda hüküm vardır. Doktrinde ise ilim ve san f at eserlerinin niçin müstehcen sa yılmayacaklarını izahta birlik yoktur. Bir görüşe göre buna böyle sa yılması bir faraziyedir. Gerçekte bir ilin ve sanat eserin müstehcen mevcut olabilir. Diğer bir görüşe göre fiili suç olmaktan çıkaran veya hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir Eebej' ^z -konusv.dv.r. Bu konu il- ilgili bremin en geniş çalışma olan Ozek'in ve görüşlerine büyük ölçüde katıldığımız Önder'in görüşlerini naklettik.(6) Klüstahc enliğin ttsbitj konusunda tatbikatta mahkemeler ekseriya bil.irkişi mütaalasına başvurmaktadır. Yargıtay m kararları ise su konuda birbirint. uymamaktadır. Yargıtay bezi kararlarında eserin müstehcen olup olmadığının bilirkişi marifetiyle tosbiti lüzumuna işaret etmiştir. Buna mukabil bazı kararlarında ise mab. kemelerin bilirkişi mütaalasına bağlı olmayacaklarını açıklamıştır. Adalet Bakanlığı Ceza işleri genel müdürlü- ğüde yayınladığı eski bir tamimde bu tesbitin hakim tarafından yapılacağını belirtmiştir. Doktrinde bu konuda değişik görüşler ileri sürmüştür. Gürelli Db'nnezer gibi hukukçular Bilirkişiye müracaatın gerekliliğini savunurken Çağlayan, önder ve yalkut ise hakimin bu konuda daha isabekli karar vereceğini ??- savunuyorlar. Müstehceni k suç tipinde belirtilen hareketler aleniyetin gerek li olup olmadığı esasına gere bir sınıflandırmaya tabi tutulabilir. Buna göre a) Genel adaba doğrudan doğruya tecavüz eder ve aleniyetin gerekli olduğu hareketler, b) Aleniyetin gerekli olmadığı hazırlık hareketleri nin cezalandırıldığı hareketler dije ikiye ayırabiliriz. Müstehcenlik suçunda manevi unsuru şöyle değeri endirebiriz. Bu suç için kastın varlığı şarttır, fakat Norveç hukukunda bir istisna getirilferek taksirlede işleneceği kabul edilmiştir. Suçun taraamiyeti için genel kastın varlığı şart ise' de Erem Öztürk gibi Cezalılar umumi (cürmi) kastı yeterli görmeyip failin istismar saikini nazara alarak Özel kasta varmak gereğine işaret etmektedirler. îeşebbüs kmusuda ihtilaflıdır. Erem, Tehlike suçudur. Seşebbüs mümkün değildir. Dönmezer hukuken mümkün gözükmekte ise de fiiliyatta genel olarak suç tamamlanır. Önder; Bu suç seçimlik karma unsurlu bir suç tipidir demektedir. Kovuşturma I- Eecavüz Basın kanununda tarif olunan”basılmış eserler“ dışındaki araçlarla yapılmışsa bu taktirde genel esaslara göre re 'sen, eğer basılmış eserlerle yapılmışsa Basın Kanununu 35 ve sonraki maddelerindeki usul kurallarının uygulanması gerekir. Ceza Kanunumuz 36. maddesinde müsadere ile ilgili genel hüküm sevkettiği halde bJ.zı suç tiplerinde eşya vs. nin müsadere edileceği aj-rıcc gösterilmiştir. 427/2 ”426 mcı madde il t. bu maddede yazılı evr; kve eşya müsadere ve imha olunur.“ hv.]-j<iünü getirmiştir. Zp.xy.rli ycjonlt.r.- kfr şı küçüklerin deha enerjik korunması bu konu daki milletlerarası anlaşmaların en önemli«L hedeflerinden biri idi Î3u h-deıe uygun olarak di£er bir çok yr.bc.nci devlet gibi Türkiye'de rıcvEuatını bunr bLrc celallendirir. 21. 6. 1927 t.rihli III? sayılı(7) ktnun bu gaye il*, ihdas edilmesine rağmen istenen neticeyi gv e t »Enedi. 1986 ve scnrası derişikliklerle kanuna yeni görüntüler verilerek işlerliği Butlandı. müstehcen jifsat edilicilik'te ahlâka aykırılıkta muzır neşriyatla göre daha şiddetlidir. Yani müstehcen olanda muzır vardır ama her muzır müstehcen sayılamaz. Ayrıca müstehcen neşir vasıtalarımdan başkadiğer eşya ve vasi talar da' da söz konusu olmasına karşılık muzır sadece yayın alanında ve özellikle basılmış eserlerde söz konusudur. III7 sayılı kanunun amacı onsekiz yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde zararlı tesir yapacağı anlaşılan basılmış eserlerde sınırlama getirir. Bu sınırlamaları esas ttebarıyla Başbakanlık bünyesinde oluştu rulan yetkili kurut tesbit edecektir. Ayrıca bu kurul TCK 426, 427,428 maddelerde tanımlanan suçlarla ilgili olarak yargı organların^» bilir kişilik yapmakla görevlidir. Yetkili ^ırul on ayrı daldan seçilecek II ayrı uznm dan olu şur. Kurul üye sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve Vb tılanlarm salt çoğunluğu ile karar verilir. Sekreterya hizmetleri Başbakanlık tarafından yerine getirilir. Gerekli görüldüğünde sürekli veya geçici ihtisas komüsyonları kurulabilir. Kurul bu tür eserleri re'sâninceleyeceği gibi, resmi nakarı ilfi gayeleri içinde çocukve gençlerikor”ûnra~3ina yer veren dem '.ki erin ka dın ve basın dernek kuruluşlarının başvuruları üzerine 'de inceleme ya pılabilir, Muzir ciLduğuna kurulca karar verilen eserlerinsahiplerine, sorumlu müdürlerine, ve telif hakkı sahiplerine Tebligat kanunlarına göre tebligat yapılır. Tebligat üzerine ilgililer mevcut eserlerin ön kapaklarına“Kü çüklere zararlıdır”ibaresini koymak zorundadırlar. Bu surette damgalanan eserler açık sergilerde ve seyyar mü- vezziler tarafından satıibamaz, dükkön, camekfn ve benzeri yerlerde teşhir edilemez reklâm edilemez gibi sına: lamalara tabidir. Bu tür eser ler ancak 18 yaşından büyüklere zarf veya poşet içinde satılabilir. Bu tür eser sahipleri böyle bir tebligat yapılmadan, kendilikle - rindende böyle sınırlamalara uyabilirler. Haklarında kurulun hârhangi bir kararı bulunmadığı halde basılmış eserleri kendiliklerinden butür sınm-lera tabi tutanlardan, bu eserlerin katma değer vergisi dahil toplan satış bede li üzerinden ^25 oranında bir meblâğı piyasa sürdükleri tarihten.(8) Kurul tarafından böyle bir sınırlamaya tabi tutulan bu eserin basım adedinin KDV dahil toplam satış bedeli üzerinden #40 oranında bir meb lâğı kurul kararının tebliğ tarihinden itibaren Toplu Konut Fonuna aktarmak üzere maliyeye yaptırmakzorundadırlar. Bir aydanaz süreli periyodik eser ve ekleri ile ise küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak yayın yapılamaz. T. C. Yükseköğretim SuföîB dokümantasyon Mertek

Özet (Çeviri)

Özet çevirisi mevcut değil.

Benzer Tezler

  1. Televizyonda müstehcenlik, iyleyicinin kabul sınırları

    Obscenity on TV the approval limits of the viwers

    YAPRAK İŞÇİBAŞI

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    1998

    Radyo-TelevizyonAnadolu Üniversitesi

    Sinema Televizyon Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. LEVEND KILIÇ

  2. Basın yoluyla düşünce açıklama özgürlüğü sınırları içinde müstehcenlik kavramı

    Başlık çevirisi yok

    TÜLAY ULUSOY

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1987

    Sosyolojiİstanbul Üniversitesi

    DOÇ. DR. MEHMET NİYAZİ ÖKTEM

  3. Türk sinemasında sansür konusuna bir yaklaşım (Küçükleri muzır neşriyattan koruma kurulunun işlev ve etkileri)

    An approach the censor subject in Turkish sinema

    EMİNE UÇAR

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1995

    Sahne ve Görüntü SanatlarıAnkara Üniversitesi

    Eğitim Programları ve Öğretim Ana Bilim Dalı

    PROF.DR. İNCİ SAN

  4. Süruri ve Hezliyyat`ı

    Süruri and his Hezliyyat

    ELİF AYAN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2002

    Türk Dili ve EdebiyatıHacettepe Üniversitesi

    Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. OSMAN HORATA

  5. Türk tiyatrosunda Komik-i Şehir Naşit Bey ve ailesi

    Komik-i Şehir Naşit Bey and Naşit family in the Turkish theatre

    BETÜL KURTULUŞ

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2001

    Sahne ve Görüntü SanatlarıDokuz Eylül Üniversitesi

    Sahne Sanatları Ana Bilim Dalı

    YRD. DOÇ. DR. DENİZ MUTLU