Deneysel temas tipi yanıklarda Hyperıcum perforatum (Sarı kantaron) tedavisi ile Alpına offıcınarum ( Havlıcan) tedavisinin yara iyileşmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Comparison of the effects of Hypericum perforatum (St john's wort) treatment and Alpina officinarum (Galangal) treatment on the wound healing in experimental contact burns
- Tez No: 360361
- Danışmanlar: DOÇ. DR. GÜÇLÜ SELAHATTİN KIYAN
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: İlk ve Acil Yardım, Emergency and First Aid
- Anahtar Kelimeler: Yanık, Hypericum Perforatum, Alpina officinarum, Alpinia officinarum, Tedavi, Yanıklar, Yara iyileşmesi, Burn, Hypericum Perforatum, Alpina officinaru, Alpinia officinarum, Treatment, Burns, Wound healing
- Yıl: 2014
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Ege Üniversitesi
- Enstitü: Tıp Fakültesi
- Ana Bilim Dalı: Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü
- Bilim Dalı: Acil Tıp Ana Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
AMAÇ: Yanık, travmalar içinde önemli bir mortalite ve morbidite nedeni olmaya devam eden ve sıklıkla karşılaşılan bir travmadır. Termal nedenler daha sık görülmekle beraber, termal nedenler dışında elektrik yanıkları, radyasyon ve kimyasal yanıklar da bulunmaktadır. Deri, primer etkilenen organ olmasına karşın, yanığın sitemik etkilerine bağlı olarak diğer tüm organ ve sistenlerde de komplikasyonlar oluşabilmektedir. Yanık hasarının büyüklüğüne bağlı olarak oluşabilecek komplikasyon ve ölüm riski o kadar yüksek olmaktadır (1,2). Amerikan Yanık Derneği'nin verilerine göre U.S. de yılda 500.000 birey yanık nedeniyle tedavi görmektedir. Bunlardan 45.000 birey hastaneye yatış gerektirmektedir, yani hastaların büyük bir bölümünün tedavisi acil serviste yapılmıştır ve hastaların %85'i yanık merkezinden evine taburcu edilmiştir (3). Topikal ajanlar yanık tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Çeşitli çalışmalarda topikal antimikrobiyal ajanların kullanımının parsiyel veya tam kat kalınlıktaki major yanık yaralanmalarında morbidite ve mortaliteyi azaltmadaki rolü gösterilmiştir. Effektif topikal antimikrobiyal ajanın yaygın şekilde uygulanması açık yanık yarası üzerindeki mikrobiyal yükü ve enfeksiyon riskini azaltır ve yanık iyileşme hızını artırır (4-6). Tedavide etkin ve ortak bir yöntem olarak belirlenmiş bir ajan veya uygulama yöntemi görülmemektedir. Sarı kantaron otu ve havlıcan otu halk arasında pek çok rahatsızlığın tedavisinde uzun yıllardır kullanılmaktadır. Yanık tedavisinde de etkili olabileceklerini düşündürecek pek çok özellikleri mevcuttur (7-15). xii Alpinia officinarum Hance (Havlıcan otu, Lesser galangal, smaller galangal) bitkisi Çin kökenlidir fakat daha çok Batı Bengal, Assam ve Doğu Himalayalar'ın düzlüklerinde, Hindistan'da yetiştirilmektedir. Havlıcan, Ayurvedik ve Çin Tıbbında çok eski zamanlardan beri (MS 500. yıl), Avrupa'da ise Orta Çağ'dan beri kullanılmaktadır (7). Rizomların (köksapı) esas olarak sindirim sistemi üzerinde etkiyen çok etkili bir bitki olduğu bildirilmiştir; aynı zamanda ağrıyı azaltır, ateşi düşürür, bakteriyel ve fungal enfeksiyonları kontrol altına alır. Havlıcanın önemli iki biyoaktif bileşenden biri; havlıcan rizomlarında yüksek konsantrasyonlarda bulunan ve flavonoidlerin flavonol sınıfının bir üyesi, galangindir (8,9). Alpinia officinarum rizomunun bileşiminde bulunan diarilheptanoidler ve de flavonoidler; biyolojik, anti-oksidan ve serbest radikal temizleyici özelliklerinden dolayı yanık yarası iyileştirmede etkili olabilir. Türkiye'de yöresel olarak binbirdelik otu, kan otu, kılıç otu, mayasıl otu, yara otu, kuzu kıran ve ingilizcede St. John's wort adıyla bilinen Hypericum perforatum L., Hypericaceae familyasına dahil ve Avrupa, Asya, Kuzey Afrika ve Amerika Birleşik Devletlerinde yetişen çok yıllıklı bir ottur (10). Bir kaç çalışmada, sistemik uygulamayı takiben in-vivo anti- inflamatuar özellikleri belgelenmiştir (11, 12). İn-vitro çalışmalar H. perforatum ekstresi ya da içeriklerinin inflamatuar reaksiyon sürecindeki bazı basamakları inhibe ettiğini göstermiştir. Özellikle H. perforatum ekstresi serbest radikal üretimini, myeloperoksidaz, siklooksijenaz-1, 5-lipoksijenaz ve indüklenebilir siklooksijenaz ve nitrik oksit sentaz basamaklarını inhibe eder (13-15). Yapılan literatür taramasında yanık hastalarında veya deneysel yanık modellerinde gerek H. perforatum' un gerekse Alpinia officinarum etkileri üzerine klinik ve deneysel çalışmaların oldukça az ve yetersiz olduğu dikkat çekmektedir.Ayrıca bu konuda beraber yapılmış çalışmanın da olmadığını gördük.Bu nedenle uzun zamandır yanık ve yara iyileşmesi üzerine etkili olduğu düşünülen H.Perforatum'un ve Alpinia officinarum deneysel temas tipi yanıklarda yara iyileşmesi üzerine etkili olup olmadığının belirlenmesi ve etkilerinin birbirleriyle karşılaştırılması amaçlandı. xiii YÖNTEM: Çalışmada DEÜ Tıp Fakültesi Deney Hayvanları Yetiştirme Merkezi'nden temin edilen, seksüel olgunluğa erişmiş, ağırlıkları 180-250 gr. arasında değişen, sadece dişi eşeyden, 35 adet sağlıklı Wistar albino cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar 5 gruba ayrıldı. İntraperitoneal ksilazin ve ketamin anestezisi sonrası bütün deneklerin sol torakodorsalinde iki, sağ torakodorsalinde bir olmak üzere toplamda üç adet, aralarında sağlam cilt dokusu bırakacak şekilde 1x1'lik alanlar traşlanarak kıllardan arındırıldı. Yanık modeli oluşturmak amacıyla tasarlanan cihazın (Şekil 28) sabit 100°C sıcaklıkta tutulan 1x1 cm'lik kare şeklindeki bakır ucu traşlanan alanlara 10 saniye boyunca ekstra basınç uygulanmadan temas ettirilerek yanık oluşturuldu. Daha sonra gruplarda planlanan işlemler her bir gruba ayrı ayrı sırası ile gerçekleştirildi. Grup 1 'e herhangi bir işlem veya tedavi uygulanmadı. Grup 2 'ye yanık uygulaması sonrası sadece 100cc SF ile 2 dakika irrigasyon sağlanıp ilaçsız pansuman ile kapatılarak herhangi başka bir tedavi uygulanmadı. Grup 3'e yanık uygulaması sonrası havlıcan otundan hazırlanan jel uygulaması tek sefer yapıldı. Grup 4'e yanık uygulaması sonrası kantaron otundan yapılan jel tek sefer uygulandı. Grup 5'e ise yanıktan sonra tek sefer boş jel uygulandı. BULGULAR: Deneklerin genel sıvı kayıplarını anlamak için kuru-yaş ağırlıkları olan 0. (yanık öncesi) ve 24. Saat (yanık sonrası) ağırlıkları ölçülerek değerlendirildi. Sonuçta gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı ağırlık farkı saptanmadı. Yanık uygulaması sonrası tedavi almayan grupta ödem, kollajen diskolorizasyonu, damar hasarına ait en yüksek değerler 4. saatte elde edilip, 8. saatte azalmakta olduğu ve en düşük değerlerine 24. saatte ulaştığı izlendi.Kıl kökü hasarı ve PNL infiltrasyonu yanık kontrol grubunda en yüksek değerine 8.saatte ulaştı ve 24. saatte en düşük değeri elde edildi.Gl.sebacea hasarına ait en yüksek değer ise 24. saatte elde edildi. Bakılan diğer parametreler ise damar sayısı, dejenere kıl kökü sayısı, toplam kıl kökü sayısı, epidermis kalınlığıydı. Damar hasarı tüm gruplarda 4.saatte enyüksek, 24. saatte en düşük saptandı. Grupların birbirleri arasında yapılan havlıcan – yanık kontrol, kantaron - yanık kontrol, jel - yanık kontrol kantaron-jel, havlıcan – kantaron, havlıcan – jel karşılaştırmalarında anlamlı değer elde edilmedi.(p>0.05) xiv Tüm gruplarda zaman içerisinde ödem miktarının azaldığı görüldü.Grupların birbirleri arasında yapılan karşılaştırmalar sonucunda ; havlıcan ve kantaronun yanık kontrol grubu ile değerlendirilmesi sonrası 4.saatte anlamlı değer (p<0.05) bulundu. Havlıcan – jel, havlıcan – kantaron, kantaron – jel, jel – yanık kontrol karşılaştırmalarında anlamlı değer bulunmadı. (p>0.05) . Kıl kökü hasarında grupların birbirleri arasında yapılan karşılaştırmaları sonrasında ; Havlıcan-yanık kontrol, havlıcan – kantaron, havlıcan-jel, yanık kontrol – jel karşılaştırmalarında anlamlı değer elde edilmezken (p>0.05), kantaron-yanık kontrol ve kantaron-jel karşılaştırılmasında ise 24.saatte anlamlı farklılık (p<0.05) izlendi. Glandula sebacea hasarı grupların birbirleri arasında yapılan karşılaştırmalar sonucunda havlıcan – yanık kontrol, kantaron – yanık kontrol karşılaştırmalarında 24. saatte anlamlı sonuçlar (p<0.05) gösterdi.Buna karşılık havlıcan-kantaron, havlıcan-jel, kantaron-jel, jel- yanık kontrol gruplarının karşılaştırmalarından anlamlı sonuç elde edilmedi.(p>0.05) Bu çalışmada her gruba ait her bir hayvandan elde edilen preperatların tamamında damar, kıl kökü ve dejenere kıl kökü sayım işlemi gerçekleştirildi. Toplam kıl kökü sayısı yanık kontrol, havlıcan ve jel grubunda 4.,8., 24. saatlerde giderek düşerken kantaron grubunda korunmuş olarak izlendi ve istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) bulundu. Havlıcan kantaronla karşılaştırıldığında ilk 4 saat etkileri benzerken 8 ve 24 saatlerde kantaronun toplam kıl kökü sayısına etkilerinin ön plana çıktığı görüldü. Aynı benzerlik jel grubuyla kantaron kıyaslamasında da izlendi. Havlıcan-yanık kontrol gruplarının karşılaştırılması sonrası anlamlı farklılık saptanmadı ( p>0.05). Kantaron-yanık kontrol grubunun karşılaştırılmasında 4 ve 8. saatlerde anlamlı farklılık göstermezken (p>0.05), 24. saatte anlamlı değer (p<0.05) bulundu. Dejenere kıl kökü sayısı, yanık kontrol grubunda giderek artış göstermektedir. Tedavi alan gruplarda dejenere kıl kökü sayısı yanık kontrol grubuna kıyasla anlamlı farklılık göstermektedir. Havlıcan ve kantaron dejenere kıl kökü sayısına etkileri açısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklı değer elde edilmedi. Boş jelin de kıl kökündeki dejenerasyona etkisi 8 ve 24 saatlerde istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) bulunsa da jel ile havlıcan ve kantaron karşılaştırıldığında dejenere kıl köküne sayısına olan etkileri havlıcan ve kantaronun ön plana çıkmaktadır. Kendi süreci içinde istatistiksel olarak dejenere kıl kökü sayısında anlamlı farkı (p<0.05) olan sadece kantaron bulunmaktadır. xv Damar sayısı, yanık sonrası havlıcan, kantaron, boş jel tedavisi alan gruplar tedavisiz bırakılan yanık kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı farklılık (p<0.05) gösterdi. Kantaron 4. saatte havlıcanla benzer etkiler oluştururken 8. ve 24.saatlerde anlamlı farklılık (p<0.05) gösterdi. Kantaron otundan hazırlanan jel damar sayısının korunmasında havlıcan ve boş jel grubundan daha olumlu sonuçlar verirken, havlıcan otundan hazırlanan jelin de yanık kontrol ve boş jel grubuna göre damar sayısının korunmasında etkili olduğu görüldü. Bu çalışmada her gruba ait tüm hayvanlardan elde edilmiş biyopsi materyallerinden, her hayvana ait dokudan randomize 10'ar histolojik kesit alındı ve her bir preperatta randomize 20 farklı alandaki epidermis kalınlıkları alınıp aritmetik ortalama sonuçları yazıldı ve istatistiksel olarak değerlendirildi. Epidermis kalınlığı, yanık sonrası havlıcan, kantaron, boş jel tedavisi alan gruplar tedavisiz bırakılan yanık kontrol grubu ile karşılaştırıldığında olumlu yönde anlamlı farklılık (p<0.05) elde edildi. Havlıcanın yanık sonrası epidermis kalınlığını koruyucu etkileri mevcutken kantaron-havlıcan karşılaştırılması sonrası 4., 8. ve 24. saatlerde anlamlı farklılık (p<0.05) saptandı. Kantaron ve havlıcan bitkilerinin jel haline getirilmesinde kullanılan aracı madde olan boş jel kendi başına kullanıldığında dahi epidermal bütünlüğün korunmasında olumlu sonuçlar verdiği görüldü. Ancak kantaronun gerek diğerleriyle gerekse kendi süreci içinde karşılaştırıldığında epidermis kalınlığının korunmasındaki etkileri daha üstün bir şekilde sürekli ve progresif olarak değerlendirildi. SONUÇ: Bu tez çalışmasında akut temas tipi deneysel yanıklarda tek sefer uygulanan topikal H.perforatum tedavisinin ödemi, kıl kökü ve glandula sebacea hasarını azalttığı, toplam kıl kökü sayısının, damar sayısının ve epidermis kalınlığının korunmasında da etkili, dejenere kıl kökü sayısını azaltmakta da etkili olduğu görüldü.Ancak PNL infiltrasyonu damar hasarı ve kollajen diskolorizasyonunun azaltılmasında anlamlı istatistiksel farklılık oluşturmadığı görüldü. Diğer tarafta tek sefer uygulanan topikal Alpina officinarum tedavisinin de ödem, glandula sebacea hasarını azaltıcı etkileri olduğu, damar sayısı ile epidermis kalınlığının korunmasında ve dejenere kıl kökü sayısının azaltılmasında etkili olduğu görüldü.Fakat PNL infiltrasyonu, damar hasarı ve kollajen diskolorizasyonunun azaltılmasında anlamlı istatistiksel farklılık oluşturmadığı toplam kıl kökü sayısına etkileri istatistiksel olarak anlam taşımadığı saptandı. Ancak tedavi uygulamaları karşılaştırıldığında topikal Hypericum Perforatum tedavisinin, topikal Alpina officinarum tedavisine göre temas tipi deneysel yanıklardaki yara iyileşmesine xvi etkileri daha belirgindir. Hypericum Perforatum topikal tedavisinin, akut dönem yanıklarda Alpina officinarum tedavisine göre daha olumlu sonuçlar vereceği söylenebilir.
Özet (Çeviri)
PURPOSE: Burn is a trauma that continues to be a significant mortality and morbidity cause and it is frequently encountered. While the thermal causes are seen more often, there are also electricity burns, radiation and chemical burns. Although the skin is the primarily affected organ, complications may occur in all other organs and systems depending on the cytemc effects of the burn. The larger is the burn damage, the higher is the complication and death risk that may occur (1,2). According to the data from the American Burn Association, annually 500.000 individual receive treatment due to burns. Hospitalization was required for 45.000 of them, i.e. most of the patients were treated in emergency service and %85 of the patients was discharged from burn centers to their homes (3). Topical agents are commonly used for burn treatment. Several studies have shown that the usage of topical antimicrobial agents plays role in reducing morbidity and mortality in partial or full-thickness burn injuries. Common application of effective topical antimicrobial agent reduces the microbial load and infection risk on the open burn wound and increases the burn healing speed (4-6). There is not any agent or application method in the treatment that adopted as an effective and common method. St. John's wort and galangal has been used for the treatment of numerous disorders for many years by the society. These plants have many properties that cause to think that they can be effective in burn treatment (7-15). xviii Alpinia officinarum Hance (Lesser galangal, smaller galangal) plant is of China origin, however, it is mostly cultivated in West Bengal, Assam, plains of East Himalayas, and India. Galangal has been used in Ayurveda and Chinese Medicine since the first age (500 A.D.), and in Europe since the Medieval period (7). It was reported that it is a quite effective plant whose rhizomes (rootstock) act basically on digestive system; at the same time it relieves pain, reduces fever, and controls bacterial and fungal infections. One of the two important bioactive components of galangal is galangin which is present in galangal rhizomes in high concentrations and a member of the flavonol class of flavonoids (8,9). Diarilheptanoids and flavonoids available in Alpinia officinarum rhizome composition can be effective in the healing of burn injuries owing to their antioxidant and free radical scavenging properties. Hypericum perforatum L. which is known as binbirdelik otu, kan otu, kılıç otu, mayasıl otu, yara otu, kuzu kıran in Turkish and St. John's wort in English is a perennial plant that is included in Hypericaceae family and grown in Europe, Asia, North Africa and United States of America (10). Some studies documented its in-vivo anti-inflammatory properties following the systemic application (11, 12). In-vitro studies have shown that extracts or contents of H. perforatum inhibit some steps in the inflammatory reaction process. Especially, H. perforatum extract inhibits free radical formation, myeloperoxidase, cyclooxygenase-1, 5-lipoxygenase and inducible cyclooxygenase and nitric oxide synthase steps (13-15). In the literature scan, it is conspicuous that clinical and experimental studies are too few and insufficient about the effects of both H. perforatum and Alpinia officinarum in patients with burns and experimental burn models. Additionally, we saw that there is not any collaborative study performed on this subject. Therefore, it was aimed to determine whether H.Perforatum and Alpinia officinarum which have been regarded to be effective on burn and wound healing since long times are effective on experimental contact type burns in terms of wound healing, or not and compare their effects with each other. xix METHOD: 35 healthy albino Wistar rats, which were obtained from Experimental Animal Breeding Center of DEU Faculty of Medicine, and were of sexual maturity, of weight 180-250 gr., of female sex, were subjected to the study. Rats were separated into 5 groups. After intraperitoneal xylazine and ketamine anaesthesia, areas of 1x1 were cleaned of hair by shaving in a manner that leaved total three areas being one area on left thoracodorsal and two areas on right thoracodorsal of all subjects, and solid skin texture between whose areas. Burns were formed by contacting the 1x1 cm copper end (Figure 28), which was kept at 100°C constant temperature, of the device designed with the aim of forming burn model to the shaved areas for 10 seconds without applying extra pressure. Then, the procedures planned for the groups were performed respectively for each group. Any procedure or treatment was not applied to Group 1. In Group 2, burns were only irrigated with 100cc SF for 2 minutes and covered with drug-free dressing after burn application and any other treatment was not applied. In Group 3, the gel prepared from galangal plant was applied for one time after burn application. In Group 4, the gel prepared from St John's wort was applied for one time after burn application. In Group 5, plain gel was applied for one time after burn application. FINDINGS: In order to understand the general fluid loss of the subjects, dry-wet weights i.e. hour 0 (before burn) and hour 24 (after burn) weights were measured and assessed. In conclusion, any meaningful weight difference was not determined among the groups. In the non-treated group, it was monitored that the highest values of edema, collagen discoloration and vein damage obtained at hour 4 and these values began to lower at hour 8 and reached the lowest values at hour 24.Hair root damage and PNL infiltration reached to highest levels at hour 8 and the lowest value was obtained at hour 24 in the burn control group. Highest values of Gl. sebacea damage was obtained at hour 24. Other examined parameters were vein number, degenerated hair root number, total hair root number and epidermis thickness. Vein damage was determines to be highest at hour 4 and lowest at hour 24. In the galangal - burn control, St John's wort - burn control, gel - burn control, galangal - St John's wort, galangal - gel comparisons conducted among the groups, any meaningful value could not be obtained.(p>0.05) xx Edema amount was seen to be reduce in all groups with time. As a result of the comparisons conducted among the groups a meaningful value (p<0.05) was found at hour 4 following the comparison among galangal, St John's wort and burn control group. Any meaningful value could not be obtained from the comparisons of galangal - gel, galangal - St John's wort, St John's wort - gel and gel - burn control.(p>0.05). After the comparison among the groups in terms of hair root damage; while any meaningful value (p>0.05) could not be obtained from the comparisons of galangal - burn control, galangal - St John's wort, galangal - gel, burn control - gel, a meaningful difference (p<0.05) was monitored in St John's wort - burn control and St John's wort - gel comparisons at hour 24. In conclusion of the comparison among the groups in terms of Glandula sebacea damage; meaningful results (p<0.05) were observed in galangal - burn control and St John's wort - burn control comparisons ar hour 24.On the other hand, any meaningful result cannot be obtained from the comparisons of galangal - St John's wort, galangal - gel, St John's wort - gel, gel - burn control.(p>0.05). In this study, the procedures of vein, hair root and degenerated hair root count were performed on all preparates obtained from each animal of each group. Total hair root number was increasingly reduced in burn control, galangal and gel group at hours 4, 8 and 24, however this number was observed in St John's wort group to be preserved and it was found statistically meaningful (p<0.05). When galangal was compared with St John's wort, it was observed that their effects were similar for the first 4 hours, but the effect of St John's wort on the total hair root number come to the forefront at hours 8 and 24. The same similarity was observed in the comparison of the gel group and St John's wort group. Any meaningful difference could not be determined after the comparison of the galangal - burn control groups.( p>0.05). In the comparison of St John's wort - burn control group, there was not any meaningful differences at hours 4 and 8 (p>0.05), a meaningful value (p<0.05) was found at hour 24. Degenerated hair root number increased step by step in burn control group. Degenerated hair root number showed meaningful difference in the treated groups when compared to burn control group. When galangal and St John's wort were compared in terms of the effect on the degenerated hair root number, any statistically different value could not be obtained. xxi Although the effect of the plain gel on the hair root degeneration was found to be statistically meaningful at hours 8 and 24, however, when the gel was compared with galangal and St John's wort, the effects of galangal and St John's wort on the degenerated hair root number were prominent. Only St John's wort had a statistically meaningful difference (p<0.05) in terms of degenerated hair root number in its own process. When the groups receiving the treatments of galangal, St John's wort and plain gel compared with the non-treated burn control group in terms of vein number, meaningful difference (p<0.05) was observed. While St John's wort created effects similar to galangal at hour 4, it showed meaningful difference (p<0.05) at hours 8 and 24.Whereas the gel prepared from St John's wort gives more positive results than galangal and plain gel group in terms of vein number protection, it was also observed that the gel prepared from galangal was effective in terms of vein number protection when compared to burn control and plain gel groups. In this study, 10 randomized histological sections was taken from each biopsy materials obtained from all animals of each group and tissues of each animal, and in each preparate, epidermis thicknesses of 20 randomized different areas were taken, arithmetic mean results were written and they were assessed statistically. When the groups receiving the treatments of galangal, St John's wort and plain gel compared with the non-treated burn control group in terms of epidermis thickness, positive meaningful difference (p<0.05) was obtained. While galangal had effects protecting epidermis thickness after burn, meaningful difference (p<0.05) was determined at hours 4, 8 and 24 after St John's wort - galangal comparison. It was observed that the plain gel, which was the intermediary substance for the preparation of the galangal and St John's wort plants in gel form, in terms of the protection of the epidermal integrity, even when it was used alone. However, when the St John's wort was compared with other groups and within its own process, its effects was assessed as to be continuous and progressive for the protection of the epidermis thickness. xxii RESULT: In this thesis study, it was observed that the topical H.perforatum treatment that was applied for one time in acute contact type experimental burns reduced edema and damages of hair root and glandula sebacea, and was effective both for the protection of hair root number, vein number and epidermis thickness, and lowering the degenerated hair root number. However, it was seen that it did not constitute a statistically meaningful difference for the reduction of PNL infiltration, vein damage and collagen discoloration. On the other side, it was understood that Alpina officinarum treatment had also effects reducing the edema, glandula sebacea damage and was effective for the protection of epidermis thickness and lowering the degenerated hair root number. Yet, it was observed that it did not constitute a statistically meaningful difference for the reduction of PNL infiltration, vein damage and collagen discoloration, and also did not have any statistically meaning in terms of the effects on the total hair root number. However when the treatment applications were compared, the effects of Hypericum Perforatum treatment was more prominent than topical Alpina officinarum treatment for wound healing regarding the contact type burns. It can be said that Hypericum Perforatum topical treatment is going to give more positive results for acute period burns when compared to Alpina officinarum treatment.
Benzer Tezler
- Deneysel temas tipi yanıklarda acil uygulanan tedavi yöntemlerinin yara iyileşmesi üzerine etkilerinin Hypericum perforatum (Sarı kantaron) tedavisi ile karşılaştırılması
Comparison of emergency treatment for contact type of burns treated with Hypericum perforatum (Sari kantaron)
DERYA CABBAROĞLU
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2013
İlk ve Acil YardımEge ÜniversitesiAcil Tıp Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. GÜÇLÜ SELAHATTİN KIYAN
- Deneysel temas tipi yanıklarda acil uygulanan tedavi yöntemlerinin yara iyileşmesi üzerine etkilerinin alpinia officinarum (Havlıcan) topikal tedavisi ile karşılaştırılması
Comparison of the topical alpinia officinarum (Galangal) treatment and the effects of emergency treatment methods on the wound healing in experimental contact burns
KORAY KADAM
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2014
Histoloji ve EmbriyolojiEge ÜniversitesiDahili Tıp Bilimleri Bölümü
DOÇ. DR. GÜÇLÜ SELAHATTİN KIYAN
- Deneysel temas tipi yanıklarda acil uygulanan tedavi yöntemlerinin yara iyileşmesi üzerine etkilerinin momordica charantia (kudret narı)topikal tedavisi ile karşılaştırılması
Comparison of the topical momordica charantia (bitter melon)treatment and the effects of emergency treatment methods on the wound healing in experimental contact burns
FATİH TEPE
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2016
İlk ve Acil YardımEge ÜniversitesiAcil Tıp Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. MURAT ERSEL
- Deneysel temas tipi yanıklarda, acil uygulanan tedavi yöntemlerinin yara iyileşmesi üzerine etkilerinin ipek proteini serisinin(ipek böceği kozasından elde edilen saf molekül) topikal tedavisi ile karşılaştırılması
Comparison of the topical sericine(pure molecule derived from silkworm cocoons) treatment and the effects of emergency treatment methods on the wound healing in experimental contact burns
DERYA ÜNLÜ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2015
İlk ve Acil YardımEge ÜniversitesiAcil Tıp Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. MURAT ERSEL
- Analytical and experimental investigation of frictional behaviors of command and control cables
Kontrol kablolarının friksiyon davranışlarının analitik ve deneysel olarak incelenmesi
CÜNEYT BAYRAM
Yüksek Lisans
İngilizce
2021
Makine Mühendisliğiİstanbul Teknik ÜniversitesiMakine Mühendisliği Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ ZEYNEP PARLAR