The development of educational spaces in the age of phygital education in Türki̇ye
Türkiye'de fijital eğitim çağında eğitim mekanlarınıngelişimi
- Tez No: 1008633
- Danışmanlar: DR. ÖĞR. ÜYESİ İMDAT AS
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Mimarlık, Architecture
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2026
- Dil: İngilizce
- Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
- Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Bilişim Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Mimari Tasarımda Bilişim Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Eğitimi sadece müfredat programları, ders kitapları veya dijital tabletler üzerinden okumak, meselenin en hayati boyutunu, yani“mekanı”göz ardı etmek demektir.“Türkiye'de Fijital Eğitim Çağında Eğitim Mekanlarının Gelişimi”başlığını taşıyan bu tez, tam da bu eksikliği gidermek üzere yola çıkıyor. Çalışma, mimariyi basit bir barınma eylemi olarak değil, öğrenme sürecine doğrudan müdahale eden, onu kısıtlayan ya da özgürleştiren“üçüncü bir öğretmen”olarak konumlandırıyor. Araştırmanın kalbinde yatan temel iddia, Türkiye'nin mevcut okul stokunun, 19. yüzyıl sanayi toplumunun disiplin ve kontrol odaklı ihtiyaçlarına göre şekillenmiş köhne yapısının, 21. yüzyılın esnek, yaratıcı ve dijitalle bütünleşmiş zihinlerini yetiştirmekte yetersiz kaldığıdır. Bu bağlamda tez, sadece bir durum tespiti yapmakla kalmıyor, aynı zamanda“Fijital”(Fiziksel ve Dijital) olarak adlandırılan yeni bir mekansal kurgunun yol haritasını çiziyor. Tarihsel sürece bakıldığında, Türkiye'deki eğitim yapılarının serüveni aslında bir toplumun modernleşme sancılarının da aynasıdır. Osmanlı döneminin içe dönük, avlulu ve hiyerarşiyi kutsayan medrese yapılarından Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte başlayan arayış, mimariyi ideolojik bir aygıta dönüştürmüştür. 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu, sadece eğitimin içeriğini değil, mekanın organizasyonunu da tek bir çatı altında toplamayı hedeflemiştir. Bu sürecin belki de en parlak ve özgün denemesi, 1940'lı yılların Köy Enstitüleri projesidir. Enstitüler, eğitimi dört duvar arasından çıkarıp tarlaya, atölyeye ve hayatın içine katan bütüncül bir“kampüs”anlayışını temsil ediyordu. Bu, mekanın pedagojiyle dans ettiği nadir anlardan biriydi. Ancak 1950 sonrası değişen siyasi rüzgarlar ve köyden kente göçün yarattığı devasa talep baskısı, bu nitelikli arayışı niceliksel bir üretim çılgınlığına bıraktı.“Tip Proje”olarak adlandırılan, her yere aynı şablonun uygulandığı, uzun ve karanlık koridorlara dizilmiş sınıflardan oluşan“fabrika modeli”okullar, bu dönemin bir ürünü olarak Türkiye'nin her köşesine yayıldı. Günümüze yaklaştığımızda ise manzara daha karmaşık bir hal alıyor. 8 yıllık kesintisiz eğitim ve ardından gelen 4+4+4 sistemi gibi yapısal reformlar, mekanın sınırlarını zorlarken, FATİH Projesi gibi iddialı teknolojik hamleler okulların kapısından içeri girdi. Ancak tezde altı çizilen en kritik nokta, bu teknolojinin girdiği mekanla kurduğu -ya da kuramadığı- ilişkidir. Fiziksel altyapısı“hücre tipi”sınıf mantığına göre kurgulanmış, elektriksel ve ağ altyapısı yetersiz, esnekliğe izin vermeyen betonarme kutuların içine akıllı tahta yerleştirmek, eğitimi dijitalleştirmediği gibi ciddi bir“teknoloji uyuşmazlığı”yaratmıştır. Duvarların katılığı, teknolojinin akışkanlığına direnç göstermiştir. Çalışmanın teorik zemini, mekanın insan davranışlarını nasıl manipüle ettiğini inceleyen çevresel psikoloji ve“sağlanabilirlik”(affordance) teorileri üzerine inşa edilmiştir. Bu teoriler ışığında yapılan karşılaştırmalı analizler, geleneksel sınıf düzeninin aslında bir“iktidar alanı”olduğunu ortaya koyar. Öğretmenin yükseltilmiş bir kürsüden baktığı, öğrencilerin ise birbirlerinin ensesini görecek şekilde arka arkaya dizildiği bu düzen, iletişimi tek yönlü kılar ve pasifize eder. Oysa Waldorf, Montessori veya günümüzün AltSchool gibi modelleri, mekanı öğrencinin keşif alanı olarak kurgular. Montessori'de mekan çocuğun ölçeğine inerken, AltSchool'da duvarlar yazılabilir yüzeylere dönüşür ve teknoloji öğrenme sürecinin görünmez bir takipçisi olur. Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) mevcut standart projeleri üzerinde yapılan“vaka analizi”yapılmıştır. Bu analiz,“kapalı kutu paradigması”gerçeğini gözler önüne serer. Mevcut okullarda sınıflar, kalın ve sağır duvarlarla birbirinden yalıtılmış, koridorla görsel ve işitsel teması kesilmiş izole hücrelerdir. Koridorlar ise eğitimin bir parçası değil, sadece bir yerden bir yere gitmeye yarayan, gürültülü ve atıl boşluklardır. Bu mimari kurgu, modern pedagojinin olmazsa olmazı olan iş birliğini, akran öğrenimini ve disiplinler arası çalışmayı fiziksel olarak imkansız hale getirmektedir. Önerilen dönüşüm, binanın iskeletini koruyarak ruhunu değiştirmeyi hedefleyen iki aşamalı, bir süreçtir. İlk aşama,“Yarı Açık Sistem”olarak tanımlanıyor. Burada amaç, sınıfın sınırlarını ortadan kaldırmak ve geçirgen hale getirmektir. Sınıfı koridordan ayıran duvarın şeffaflaşması, cam bölmelere veya açılır kapanır panellere dönüşmesi öneriliyor. Bu basit gibi görünen müdahale, eğitimi kapalı kapılar ardında yapılan bir eylem olmaktan çıkarıp, şeffaf ve görünür bir performansa dönüştürüyor. Artık koridorlar sadece geçiş alanı değil; nişleri, oturma grupları ve sergi alanlarıyla yaşayan birer“öğrenme sokağı”haline geliyor. Mobilyalar da bu özgürleşmeye ayak uyduruyor; hantal sıralar gidiyor, yerine tekerlekli, hafif ve anında şekil değiştirebilen modüler masalar geliyor. Dönüşümün ikinci ve nihai evresi ise“Fijital Sınıf”vizyonudur. Bu kavram, fiziksel mekanın dijital katmanlarla kusursuz bir hibrit yapı oluşturmasını ifade eder. Artık teknoloji, duvara asılı bir ekran veya masadaki bir tablet değildir; mekanın kendisine, dokusuna sinmiş“görünmez bir altyapı”dır. Zeminden veya tavandan yayılan kablosuz enerji ve veri ağları (Li-Fi, Wi-Fi 6), öğrenciyi priz kenarlarına mahkum olmaktan kurtarır. Sınıfın bir köşesi, öğrencilerin VR gözlükleriyle tarihin derinliklerine inebileceği veya AR uygulamalarıyla coğrafi şekilleri masalarının üzerinde görebileceği“sarmalayıcı deneyim alanlarına”dönüşür. Bir öğrenci 3D yazıcıda tasarladığı bir objeyi fiziksel olarak üretirken, aynı anda dijital ikizini modelleyebilir. Elbette bu yoğun etkileşim ve teknoloji kullanımı, ciddi bir akustik yönetimi gerektirir; bu nedenle ses yutucu paneller ve akıllı aydınlatma sistemleri, bu yeni ekosistemin olmazsa olmaz parçaları olarak tanımlanır. Sonuç olarak bu tez, Türkiye'nin eğitimdeki geleceğini kurtarmanın yolunun sadece müfredat değiştirmekten değil, o müfredatın yaşandığı mekanı dönüştürmekten geçtiğini haykıran bir manifesto niteliğindedir. Önerilen“Fijital”dönüşüm, okulları statik birer bilgi deposu olmaktan çıkarıp, duvarların şeffaflaştığı, teknolojinin insan odaklı kullanıldığı ve öğrencinin özgürleştiği dinamik yaşam alanlarına çevirmeyi vadeder. Bu vizyon, mevcut beton yığınlarına yapılacak akıllıca dokunuşlarla, Türkiye'nin genç nüfusunu 21. yüzyılın gerektirdiği yaratıcılık ve problem çözme becerileriyle donatacak bir kültür devrimidir. Okul artık dört duvardan ibaret bir yer değil, fiziksel ve dijital dünyaların kesişiminde sınırsız bir olasılıklar evrenidir.
Özet (Çeviri)
This thesis examines the historical and architectural evolution of educational structures in Türkiye, exploring the necessity and methods of transitioning from a traditional“teacher-centered”approach to a“student-centered”and technology-integrated“phygital”(physical and digital) learning environment that meets the demands of the 21st century. The study's central theme is how the“factory model”school structures, shaped by the needs of the industrial revolution and prioritizing discipline and control, have become inadequate in the face of today's flexible, collaborative, and digitized pedagogical needs. The thesis examines, from a historical perspective, how educational policies have been or haven't been reflected in space, spanning from the Ottoman era to the Republic, from the modernization efforts beginning with the Law on the Unification of Education to the holistic campus concept of Village Institutes, and from there to contemporary reforms such as the 4+4+4 system and the FATİH Project. In particular,“technology mismatch”created by attempting to integrate technological equipment (smart boards, tablets) into older,“cellular”architectural structures is one of the main problems addressed in this study. The methodological framework of the study is structured as a multi-layered system that blends theoretical depth with field realities. The research process began with a comprehensive“systematic literature review”; 146 sources on“Phygital Classrooms”and educational architecture were examined by searching Google Scholar and Web of Science databases, and 35 key studies directly related to the topic were analyzed in depth. This theoretical framework is supported by“affordability”theory, which examines the power of space to shape human behavior, and the principles of environmental psychology. In the application dimension of the study, a detailed“case study”method was followed on the standard type projects of the Ministry of National Education (MEB) to present the current situation in Türkiye with concrete data. Furthermore, the spatial requirements of different pedagogical models such as Traditional, Waldorf, Montessori, AltSchool, and Online Education were examined using comparative analysis tables; how each model defines the teacher-student role and how these definitions dictate the architecture, from“fixed row”arrangements to“flexible studio”structures, was revealed. The findings and conclusions indicate that the current school stock in Türkiye needs a serious structural and pedagogical transformation. Analyses reveal that the Ministry of National Education's standard projects are designed with a“cellular plan”logic; classrooms are isolated from each other and from corridors by thick, solid walls, which physically hinders interdisciplinary interaction and social learning. Within these structures, corridors remain dark and“unused”passageways, not included in the educational process; while the“fixed row”arrangement and the hierarchical position of the teacher's desk confine the student to a passive recipient of information from a pedagogical perspective. This thesis emphasizes that these structural limitations make active learning, group work, and project-based education processes, required by modern pedagogy, impossible. As a solution to these problems, instead of the economically and ecologically unsustainable“demolish and rebuild”approach, a strategy based on the transformation of existing buildings is proposed. This strategy is designed as a two-stage evolutionary process. In the first stage, the“Semi-Open System,”it is proposed to make the walls separating classrooms from corridors transparent or to remove them with movable panels. Thus, corridors will cease to be merely walking areas and will be transformed into“learning streets”equipped with niches, seating areas, and exhibition surfaces. By replacing fixed and bulky furniture with wheeled, modular, and connectable desks, the space will be able to be instantly transformed according to the content of the lesson. The ultimate goal of this transformation, the“Phygital Classroom”model, aims to create a seamless hybrid structure where the physical space is integrated with digital layers. In this model, technology ceases to be a tangle of unsightly cables and becomes an“invisible infrastructure”that permeates the space through raised floors or ceiling systems. Thanks to“immersive zones”created within the classroom, students will be able to experience lesson content using VR (Virtual Reality) and AR ( Augmented Reality) technologies. Addressing the noise problem that technological density can create, the use of acoustic ceiling panels, sound-absorbing floors, and adjustable LED lighting systems is defined as an indispensable part of the“Phygital”transformation. In conclusion, this study argues that school buildings should cease to be static“information repositories”and instead become living“ecosystems”where walls are transparent, technology is used in a human-centered way, and students are empowered; and that this is not merely a construction activity, but a profound cultural revolution.
Benzer Tezler
- Deneyim kavramı bağlamında eğitim mekanları üzerine bir inceleme: Montessori kuramı ve Hertzberger ilkokul mekanları
An examination on educational spaces in the context of experience: Montessori theory and Hertzberger primary school spaces
AYBİKE SAYIN
Yüksek Lisans
Türkçe
2021
MimarlıkMimar Sinan Güzel Sanatlar ÜniversitesiMimarlık Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ KAYA SÖNMEZLER
- CBS ile eğitim kaynaklarının planlanmasında Sarıyer örneğinin incelenmesi
Investigation of the Sarıyer sample in planning educational resources with GIS
OSMAN ŞAHİN
Yüksek Lisans
Türkçe
2019
Mühendislik Bilimleriİstanbul Teknik ÜniversitesiGeomatik Mühendisliği Ana Bilim Dalı
PROF. DR. HİLAL GONCA COŞKUN
- Okul öncesi eğitim kurumlarının iç mimarlık temelinde mekân ölçütleri: diyanet işleri başkanlığı 4-6 yaş eğitim merkezleri örnekleri üzerinden bir model önerisi
Specialization criteria of preschool educational institutions on the basic of interior architecture: a model proposal on the examples of 4-6 years education centers
NURCAN UZUT
Yüksek Lisans
Türkçe
2020
İç Mimari ve DekorasyonFatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesiİç Mimarlık Ana Bilim Dalı
PROF. DR. SEÇİL ŞATIR
- Colour and plants in the interior design of early childhood environments
Başlık çevirisi yok
HAFİZE NUR SILAY EMİR
- İlköğretim okulu mekanlarının kullanım yetkinliği yönünden irdelenmesi
Evaluation of primary school spaces from the perspective of usage sufficiency
ŞEBNEM KORKMAZ
Yüksek Lisans
Türkçe
2004
MimarlıkDokuz Eylül ÜniversitesiBina Bilgisi Ana Bilim Dalı
Y.DOÇ.DR. HİKMET GÖKMEN