Geri Dön

Metro geçiş alanlarının duyusal deneyim ve mekâna özgü müdahale bağlamında yeniden düşünülmesi:bostancı metro istasyonu örneği

Rethinking metro transit spaces in the context of sensory experience and site-specific interventions:The case of bostanci metro station

  1. Tez No: 1001939
  2. Yazar: EZGİ DİLAN KARATAŞ
  3. Danışmanlar: DR. ÖĞR. ÜYESİ EMEL BAŞARIK AYTEKİN
  4. Tez Türü: Doktora
  5. Konular: Güzel Sanatlar, Mimarlık, İç Mimari ve Dekorasyon, Fine Arts, Architecture, Interior Design and Decoration
  6. Anahtar Kelimeler: kentsel geçiş mekânları, mekânsal algı, duyusal deneyim, kamusal mekân tasarımı, mekâna özgü müdahale, Duyusal deneyimler, Kamusal mekanlar, Mekansal algı, Mekansal müdahale, Metro istasyonu, urban transit spaces, spatial perception, sensory experience, public space design, site-specific intervention, Sensory experiences, Public places, Spatial intervention, Metro station
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: İç Mimarlık Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: İç Mimarlık Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Metro istasyonları, kentsel ulaşım ağlarının yalnızca işlevsel bileşenleri değil, kullanıcıların duyusal algısını, mekânsal farkındalığını ve psikolojik deneyimini doğrudan etkileyen kamusal iç mekânlardır. Ancak Türkiye'deki metro geçiş alanlarında duyusal çeşitliliği artıran, mekâna özgü deneyimsel nitelikleri bütüncül biçimde ele alan tasarım yaklaşımlarının sınırlı olduğu görülmektedir. Oysa uluslararası örnekler, geçiş alanlarının kısa süreli kullanımına rağmen güçlü bir mekânsal hafıza oluşturabildiğini, yönlendirme, güvenlik, konfor ve estetiği bütünleştiren çok-duyulu mekânlar olarak kurgulanabildiğini göstermektedir. Bu nedenle Türkiye'deki metro geçiş alanlarının duyusal, algısal ve deneyimsel boyutlarının yeniden değerlendirilmesi hem kuramsal hem uygulamalı açıdan önemli bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Araştırmanın evrenini, dünya genelindeki metro sistemlerinde yer alan geçiş alanları oluşturmaktadır. Örneklem olarak ise İstanbul Anadolu Yakası'nda Marmaray ve M4 (Kadıköy–Tavşantepe) metro hatlarının kesişiminde yer alan Bostancı Metro İstasyonu Çıkış 2'ye—AYEDAŞ, İçerenköy Mahallesi ve İçerenköy Mezarlığı yönüne—erişimi sağlayan kıvrımlı geçiş koridoru seçilmiştir. Bostancı Metro İstasyonu'nun tercih edilme gerekçeleri; yüksek yolcu yoğunluğuna sahip olması, farklı ulaşım modları arasında önemli bir aktarma noktası işlevi görmesi, çeşitli kullanıcı profillerinin süreklilik arz etmesi ve kıvrımlı ancak mekânsal açıdan monoton bir yapıya sahip olması nedeniyle deneyimsel müdahalelere elverişli bir ortam sunmasıdır. Bu doğrultuda çalışma, Bostancı özelinde geliştirilen deneyimsel model aracılığıyla bağlama özgü bir örnek ortaya koymakta; söz konusu modelin farklı mekânlara uyarlanabilirliğini ise kavramsal düzeyde tartışmaktadır. Araştırmanın temel amacı, metro geçiş alanlarının dolaşım işlevine dayalı mevcut kurgusunu aşarak, çok-duyulu tasarım ilkeleri doğrultusunda kullanıcı deneyimini zenginleştiren deneyimsel mekânlara dönüştürme olanaklarını ortaya koymaktır. Çalışma; görsel, işitsel, dokunsal ve kokuya dayalı duyusal öğelerin sanat, tasarım ve teknolojik müdahalelerle bütünleştirildiği etkileşimli bir deneyim ortamının geliştirilmesini hedeflemiştir. Bu doğrultuda temel araştırma sorusu, metro geçiş alanlarının mekâna özgü çok-duyulu sanatsal ve teknolojik müdahaleler aracılığıyla deneyimsel kamusal iç mekânlara dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği ve bu dönüşümün kullanıcıların mekânsal algı, deneyim ve memnuniyeti üzerindeki etkilerinin ne olacağıdır. Kuramsal çerçeve; mekân, deneyim ve atmosfer kavramlarını Heidegger'in mekânsal varlık kavrayışı, Lefebvre'in mekân üretimi, Dewey'in (1934) deneyim estetiği, Merleau-Ponty'nin (2010) bedensel algısı, Bachelard'ın (1994) mekânsal imgelem analizleri ile Pallasmaa (2005) ve Zumthor'un (2006) çok-duyulu mimarlık ve atmosfer yaklaşımları üzerinden tartışmıştır. Bu kuramsal bütünlük, Bostancı Metro koridoru için geliştirilen deneyimsel modelin tasarım ilkelerine kavramsal bir temel sağlamıştır. Araştırma, nitel ağırlıklı ve nicel destekli karma yöntem yaklaşımıyla yürütülmüştür. Yöntemsel süreç dört bileşenden oluşmaktadır: (1) Bostancı Metro İstasyonu'nun bağlamsal, mekânsal ve duyusal sorunlarının belirlenmesine yönelik durum çalışması; (2) kullanıcı deneyimindeki duyusal eksiklikleri ortaya koyan gömülü teori analizi; (3) bu temaların mekânsal müdahalelere dönüştürüldüğü araştırma-yoluyla-tasarım süreci; (4) geliştirilen modelin kullanıcı doğrulaması. Veri toplamada literatür taraması, alan gözlemleri, fotoğraf–video kaydı, üç boyutlu haritalama ve QR kod tabanlı dijital gezi teknikleri kullanılmış; tasarım sürecinde eskiz, kolaj, foto-manipülasyon ve üç boyutlu modelleme araçlarıyla müdahale senaryoları geliştirilmiştir. Bulgular, Bostancı Metro İstasyonu geçiş koridorunun mevcut durumunun kullanıcıların mekânsal algısını sınırladığını; duyusal bütünlükten yoksun, tekdüze ve düşük uyarıcılı bir deneyim sunduğunu ortaya koymuştur. Gömülü teori analizi sonucunda duyusal yetersizlik, mekânsal yönelim zayıflığı, mekânla duygusal bağ kuramama ve davranışsal pasiflik olmak üzere dört temel tema belirlenmiştir. Bu doğrultuda geliştirilen çok-duyulu müdahale modeli; ışık, renk, yüzey dokuları, ses ve etkileşimli sanatsal öğelerin bütüncül biçimde entegrasyonu yoluyla kullanıcıların mekânsal farkındalığını artırmış, mekânla kurulan duygusal ilişkiyi güçlendirmiş ve kullanıcı memnuniyet düzeylerinde anlamlı bir artış sağlamıştır. Dijital senaryo değerlendirmeleri ise önerilen modelin mevcut duruma kıyasla mekânsal ilgiyi güçlendirdiğini belirgin biçimde göstermiştir. Sonuçlar, uluslararası literatürde metro istasyonlarının duyusal ve deneyimsel birer kamusal iç mekân olarak ele alınması gerektiğini savunan yaklaşımlarla uyumludur ve bu yaklaşımın Türkiye bağlamında yeterince uygulanmadığını göstermektedir. Araştırma, çok-duyulu tasarım ilkelerinin mekânsal farkındalığı artırdığını ve mekâna özgü sanatsal–teknolojik müdahalelerin kullanıcı davranışlarını olumlu yönde dönüştürme potansiyeline sahip olduğunu doğrulamaktadır. Çalışmanın özgün katkısı, Bostancı Metro İstasyonu için geliştirilen deneyimsel modelin yalnızca bir tasarım önerisi değil, kuramsal olarak temellendirilmiş ve kullanıcı verileriyle desteklenmiş bütüncül bir iç mekân tasarım yaklaşımı sunmasıdır. Model; metro geçiş alanlarının fonksiyonel sirkülasyon mekânları olmaktan çıkarılarak çok-duyulu deneyim mekânlarına dönüştürülebileceğini, duyusal ipuçlarının yönlendirmeyi güçlendirdiğini ve disiplinlerarası tasarım süreçlerinin bu dönüşümde temel rol oynadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca modelin farklı metro istasyonları ve diğer kamusal geçiş alanlarına uyarlanabilir olduğu ve duyusal tasarımın uzun dönemli kullanıcı davranışlarına etkilerinin boylamsal araştırmalarla incelenebileceği önerilmektedir.

Özet (Çeviri)

Metro stations are not only functional components of urban transportation networks but also public interior spaces that directly influence users' sensory perception, spatial awareness, and psychological experience. However, in Turkey, design approaches that enhance sensory diversity and holistically address place-specific experiential qualities in metro transition areas are limited. International examples demonstrate that, despite their brief usage, transition spaces can create strong spatial memory and be designed as multi-sensory environments that integrate wayfinding, safety, comfort, and aesthetics. Therefore, re-evaluating the sensory, perceptual, and experiential dimensions of metro transition areas in Turkey constitutes an important area of both theoretical and practical research. The study's population comprises transition areas within metro systems worldwide. The sample focuses on the curved transition corridor providing access to Exit 2 of Bostancı Metro Station on Istanbul's Anatolian Side—toward AYEDAŞ, İçerenköy Neighborhood, and İçerenköy Cemetery—at the intersection of the Marmaray and M4 (Kadıköy–Tavşantepe) lines. Bostancı Metro Station was selected due to its high passenger density, its role as a major transfer point between different transportation modes, the continuous presence of diverse user profiles, and its curved but spatially monotonous structure, which offers a suitable environment for experiential interventions. Accordingly, this study presents a context-specific example through an experiential model developed for Bostancı and discusses, at a conceptual level, the model's adaptability to other spaces. The main objective of the research is to explore opportunities to transform metro transition areas—beyond their circulation-focused layouts—into experiential spaces that enrich user experience through multi-sensory design principles. The study aims to develop an interactive experiential environment where visual, auditory, tactile, and olfactory sensory elements are integrated with artistic, design, and technological interventions. Accordingly, the core research question investigates whether metro transition areas can be transformed into experiential public interiors through place-specific multi-sensory artistic and technological interventions and how such transformations affect users' spatial perception, experience, and satisfaction. The theoretical framework discusses the concepts of space, experience, and atmosphere through Heidegger's notion of spatial being, Lefebvre's production of space, Dewey's (1934) aesthetics of experience, Merleau-Ponty's (2010) bodily perception, Bachelard's (1994) spatial imagination analyses, and Pallasmaa (2005) and Zumthor's (2006) multi-sensory architecture and atmospheric approaches. This theoretical coherence provided a conceptual basis for the design principles of the experiential model developed for the Bostancı Metro corridor. The research employs a qualitative-dominant, quantitatively supported mixed-method approach. The methodological process consists of four components: (1) a case study to identify contextual, spatial, and sensory issues at Bostancı Metro Station; (2) grounded theory analysis revealing sensory deficiencies in user experience; (3) a research-through-design process translating these themes into spatial interventions; and (4) user validation of the developed model. Data collection involved literature review, field observations, photo–video documentation, 3D mapping, and QR code-based digital tour techniques. Intervention scenarios were developed using sketches, collages, photo-manipulations, and 3D modeling tools. Findings indicate that the existing transition corridor at Bostancı Metro Station limits users' spatial perception and provides a monotonous, low-stimulus experience lacking sensory cohesion. Grounded theory analysis identified four main themes: sensory inadequacy, weak spatial orientation, inability to form emotional connections with the space, and behavioral passivity. The resulting multi-sensory intervention model enhanced users' spatial awareness, strengthened emotional engagement with the space, and significantly increased user satisfaction through the holistic integration of light, color, surface textures, sound, and interactive artistic elements. Digital scenario evaluations clearly showed that the proposed model increased spatial interest compared to the existing condition. The results align with international literature advocating for metro stations to be treated as sensory and experiential public interiors and highlight that this approach has not been sufficiently implemented in the Turkish context. The study confirms that multi-sensory design principles enhance spatial awareness and that place-specific artistic and technological interventions have the potential to positively influence user behavior. The original contribution of this study lies in presenting the experiential model for Bostancı Metro Station not merely as a design proposal but as a conceptually grounded and empirically supported holistic interior design approach. The model demonstrates that metro transition areas can be transformed from functional circulation spaces into multi-sensory experiential environments, that sensory cues enhance wayfinding, and that interdisciplinary design processes play a key role in this transformation. Moreover, the model is adaptable to other metro stations and public transition areas, and its long-term effects on user behavior can be examined through longitudinal studies.

Benzer Tezler

  1. Ankara Çaldağı step florasında bulunan bazı familyalara ait bitkilerin polen morfolojilerinin araştırılması

    The investigation of some families of the plant's pollen moiphologies which are on Çaldağı step flora of Ankara

    HADİ ÇAKIR

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1987

    BotanikGazi Üniversitesi

    Biyoloji Ana Bilim Dalı

    YRD. DOÇ. DR. SEVİL PEHLİVAN

  2. Bornova (İzmir) koşullarında çeşitli kültür bitkilerinde zarar yapan Dolycoris baccarum (L.) (Heteroptera: Pentatomidae)'un biyolojisi ve ekolojisi üzerinde araştırmalar

    Investigations on the biology and ecology of Dolycoris baccarum (L.) (Heteroptera: Pentatomidae) which attacks to various plants of economic importance at Bornova (İzmir)

    YUSUF KARSAVURAN

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    1986

    ZoolojiEge Üniversitesi

    Bitki Koruma Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. FEYZİ ÖNDER

  3. Pamuk ipliklerinde istatiksel bir hata analiz yönteminin geliştirilmesi üzerinde araştırmalar

    Başlık çevirisi yok

    AYŞE KARAKOR

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1986

    Tekstil ve Tekstil MühendisliğiEge Üniversitesi

    Tekstil Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. GÜNGÖR BAŞER